Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Çetin, sabah uyandığında kendisini dinlenmiş hissetmeyen, unutkanlık, yorgunluk, konsantrasyon bozukluğundan yakınan, son zamanlarda daha çabuk sinirlenen, kolay kilo veremeyen ve tansiyonu kolaylıkla düzenlenemeyenlerin uyku bozukluğu sorunu yaşayabileceğini söyledi.
Özel Sani Konukoğlu Hastanesi’nde halka açık konferanslar kapsamında Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Çetin tarafından “Uyku Bozuklukları” konusu anlatıldı.
‘’İnsomni (uykusuzluk), hipersomni (aşırı uyku hali), uyku apne sendromu (uykuda solunum durması hastalığı), periyodik bacak hareketleri, parasomni (kabus görme, uyurgezerlik’’ gibi sorunların en sık görülen ve uyku merkezinde tedavi edilen hastalıklar olduğunu belirten Çetin, ‘’Obstrüktif Uyku Apne Sendromundan (Uykuda Solunum Durması Hastalığından) da bahsederek, horlama, uykuda solunum durması ve gündüz aşırı uykulu halin, bu hastalığın belirtileri olduğunu kaydetti.
UYKU APNE SENDROMU TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR?
“Nefes durması kişinin derin uykudan yüzeysel uykuya geçmesine ya da tamamen uyanmasına neden olduğu için uyku kalitesi bozulur.” diyen Dr. Çetin, şöyle devam etti:
‘’Bu kişiler kendilerini gün içinde yorgun ve uykulu hissederler. Dikkatlerini toplama ve yaptıkları işe karşı konsantre olma yetenekleri azalır. Daha kolay sinirlenirler ve bu kişilerde cinsel istek kaybı görülebilir. Obstrüktif uyku apne sendromu olan kişiler uzun dönemde başta kalp ve beyin damar hastalıkları (kalp krizi ve inme gibi), hipertansiyon, kalp yetmezliği, kalp ritm bozuklukları, depresyon gibi rahatsızlıklar açısından risk taşırlar. Zaman zaman direksiyon başında da uyuyan bu hastaların normal insanlara göre 2 – 3 kat daha fazla trafik kazası yaptığı, yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur.”
KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?
Uyku apne sendromunun şişman ve yaşlı erkeklerde daha sık görülmekle beraber, her yaş grubunda görülebildiğini, yumuşak damak ve küçük dili büyük, küçük çeneli ve geniş boyunlu olanlarda, sigara ve alkol kullananlarda, tiroid hormonu yetersizliği yaşayanlarda ve uyku ilacı kullananlarda daha sık görüldüğünü vurgulayan Dr. Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘’Polisomnografi (uyku testi), bu hastalığın tanısında altın standartır. Bu tetkikle beyin dalgaları, kas gerilimi, göz hareketleri, solunum, kan oksijen düzeyi ve horlama kaydedilir. Bir gece hastalar yatırılır ve tüm gece boyunca yapılan test sonucu değerlendirilir. Uykuda solunumun kaç kez durduğu, süresi, kan oksijen seviyesinde düşme olup olmadığı, yatış pozisyonu ve anormal diğer bulgular saptanır. Buna göre hastalığın derecesi belirlenir ve tedavi planlanır.
Basit horlama, kilo verme, yüksek yastıkta yatma, alkol alımının azaltılması, sigaranın bırakılması, sırtüstü yatmanın engellenmesi gibi önlemlerle bu hastalık tedavi edilebilir. Uyku apnesi tanısı konulduktan sonra şiddetine göre tedavi yaklaşımı belirlenir. Uyku apne sendromunun derecesi hafifse ve apneye yol açabilecek yapısal bir bozukluk varsa, öncelikle bunlar cerrahi olarak düzeltilmelidir.
İlerlemiş uyku apne sendromunda, en etkili ve kesin tedavi yöntemi CPAP (sürekli pozitif basınçlı hava) yönetimidir. Uyku boyunca burun etrafına bir maske yerleştirilir. Burun yoluyla devamlı olarak basınçlı hava veren bu alet, üst solunum yolunun açık kalmasını sağlar. Bu tedavi ile horlama ve uykuda solunum durmaları ortadan kalkmaktadır. Aletin uzun süreli kullanımı, aynı zamanda çoğunlukla kilolu olan uyku apneli hastaların önemli ölçüde kilo vermesini de sağlar ve böylece alete duyulan ihtiyaç zaman içinde ortadan kalkabilir.’’
Dr. Çetin sunumunun ardından katılımcıların sorularını yanıtladı.




