TEKRARLAYAN OMUZ ÇIKIKLARINA DİKKAT

TEKRARLAYAN OMUZ ÇIKIKLARINA DİKKAT

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Burçin Karslı, omuz ekleminin vücudun en hareketli, aynı zamanda da en sık çıkan eklemi olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Burçin Karslı, omuz ekleminin vücudun en hareketli, aynı zamanda da en sık çıkan eklemi olduğunu söyledi.

İlk omuz çıkığının genellikle travma sonrası meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Karslı, “Bazı hastalarda ise omuz, başlangıçta travmayla çıkmış olsa bile, daha sonra çok daha küçük hareketlerle tekrar tekrar çıkmaya başlar. Bu tablo tekrarlayan (Rekürren) omuz çıkığı olarak tanımlanıyor” dedi.

Tekrarlayan omuz çıkığının en önemli mekanizmasının ilk çıkık sırasında omuzu yerinde tutan yapılarda oluşan kalıcı hasarlar olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karslı, bu hasarları şöyle sıraladı:

“Labrum yırtığı (Bankart lezyonu), kapsül gevşekliği, kemik kayıpları, doğuştan bağ gevşekliği, uygun olmayan veya gecikmiş tedavi.”

GÖRÜLME SIKLIĞI

Omuz çıkığının genel popülasyonda sık görüldüğünü anımsatan Doç. Dr. Karslı, “Genç ve aktif bireylerde daha fazladır. İlk çıkık özellikle 25 yaş altı dönemde olmuşsa, takip eden yıllarda tekrar çıkma ihtimali belirgin şekilde artar. Sporcularda (Özellikle temas sporları ve kolun baş üstü kullanıldığı branşlarda) tekrarlama oranları çok daha yüksektir” diye konuştu.

BELİRTİLER

Tekrarlayan omuz çıkığı olan hastalarda, omuzun bazen ‘tam çıkma (Dislokasyon)’ şeklinde, bazen de ‘kısmi çıkma (Subluksasyon)’ hissi verdiğini kaydeden Doç. Dr. Karslı, diğer belirtileri şöyle sıraladı:

  • “Kol belli bir pozisyona geldiğinde (Genellikle kol baş üstüne kalkıp geriye döndüğünde) ‘boşalma, yerinden çıkacakmış gibi olma, güvensizlik hissi’ tarif edilir.
  • Tekrarlayan çıkık sonrası ağrı, güçsüzlük, omuzda hareket kısıtlılığı gelişebilir.
  • Bazı hastalar omuzlarının çıkmaması için günlük hayatta bazı hareketlerden kaçınmaya başlar (Örneğin yüksekten bir şey alma, arka cebe uzanma).”

MUAYENE

Omuz hareket açıklığı, kas gücü ve omuz etrafındaki hassasiyetin muayenede önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Karslı, “Stabiliteyi değerlendiren özel testler (Apprehension, relocation vb.) yapılır. Direkt röntgen, MR veya MR artrografi, BT (Bilgisayarlı tomografi) kullanılan görüntüleme teknikleridir” dedi.

TEDAVİ

Tedavinin hastanın yaşı, aktiviteleri, mesleği, spor düzeyi, çıkık sayısı ve görüntüleme bulgularına göre planlandığını belirten Doç. Dr. Karslı, tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri paylaştı:

“1. Konservatif (Ameliyatsız) tedavi: Daha ileri yaşta, aktivitesi düşük, çıkık sayısı az ve stabilite sorunu hafif hastalarda düşünülebilir.

2. Cerrahi tedavi: Tekrarlayan omuz çıkığı olan, günlük hayatı ve spor aktiviteleri etkilenen hastalarda cerrahi tedavi genellikle kalıcı çözüm sağlar.

Tekrarlayan omuz çıkıklarında uygulanan cerrahi seçenekleri ise artroskopik bankart onarımı ve kemik bloğu ameliyatlarıdır.”

AMELİYAT SONRASI

Tekrarlayan omuz çıkıklarında ameliyat sonrasının da önemli bir süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Karslı, şu hususlara dikkat çekti:

  • “Bir süre omuz askısı kullanımı önemli,
  • Ardından kontrollü pasif ve aktif hareketlerle başlayan rehabilitasyon programı,
  • Kas güçlendirme ve propriosepsiyon (Eklem hissi) egzersizleriyle devam eden bir süreç gerekir.
  • Spora dönüş süresi uygulanan cerrahiye ve hastanın durumuna göre değişmekle birlikte genellikle birkaç ayı bulur.”

ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANINA NE ZAMAN BAŞVURULMALIDIR?

“Omuzunuz bir kez bile çıkmışsa, özellikle genç ve aktifseniz, mutlaka bir ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelisiniz” diyen Doç. Dr. Karslı, aşağıdaki durumlarda da hiç zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini bildirdi:

  • “Omuzunuz tam çıkmasa bile, belirli hareketlerde yerinden oynayacakmış gibi his, güvensizlik veya ani boşalma hissi varsa.
  • Tekrarlayan ağrı, gece ağrısı, güçsüzlük veya hareket kısıtlılığı yaşıyorsanız.
  • Spor yaparken omuzunuzda sık sık ‘atlama, takılma, yerinden çıkacak gibi olma’ hissi oluşuyorsa.”

ERKEN TANI VE TEDAVİ

Erken tanı ve uygun tedavi ile tekrarlayan çıkıkların önüne geçmenin mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr. Karslı, “Omuzdaki kalıcı hasarı ve ileride gelişebilecek kireçlenmeyi (Artroz) azaltmak, hastanın spora ve günlük hayatına güvenli şekilde dönmesini sağlamak mümkündür” ifadelerini kullandı.

ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI UZMANI DR. ALMACIOĞLU, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI UZMANI DR. ALMACIOĞLU, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Almacıoğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Almacıoğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 

Gaziantep’te doğan Uzm. Dr. Mehmet Almacıoğlu, ilk, orta ve lise eğitimini aynı şehirde tamamladı. 2007 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Mecburi hizmetinin ardından Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda başladığı uzmanlık eğitimini 2014 yılında tamamladı. 

Kilis Devlet Hastanesi’nde devlet hizmet yükümlüsü olarak görev yapan Uzm. Dr. Almacıoğlu, 2016-2024 yılları arasında SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hastalarını kabul etti. 2018-2024 yılları arasında aynı zamanda SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak da görev yaptı. 2024-2026 yılları arasında İstanbul Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım alanında yüksek ihtisas eğitimi aldı ve bilimsel çalışmalar yürüttü.

Uzm. Dr. Almacıoğlu’nun, çocuk sağlığı ve hastalıklarında başlıca ilgi alanları; sağlıklı bebek ve çocuk izlemi, yenidoğan sağlığı ve anne danışmanlığı, akciğer hastalıkları, astım ve alerjik hastalıklar, sindirim sistemi hastalıkları, büyüme ve gelişme sorunları, tiroit ve ergenlik hastalıkları ile ateşli hastalıklar olup; ayrıca çocukluk çağı vitamin ve mineral destekleri ile sedasyon ve analjezi konularında da çalışmalarını sürdürmektedir.

Evli ve iki çocuk babası olan Uzm. Dr. Almacıoğlu, Türk Pediatri Kurumu ile Avrupa ve Türkiye Alerji ve İmmünoloji derneklerine üyedir ve bu kuruluşların kongrelerinde bilimsel çalışmalar yürütmektedir. 

Uzm. Dr. Mehmet Almacıoğlu, Nisan 2026 itibarıyla SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde yeniden hasta kabulüne başladı.

MEVSİM GEÇİŞLERİNDE BEDENİNİZİ DİNÇ TUTUN

MEVSİM GEÇİŞLERİNDE BEDENİNİZİ DİNÇ TUTUN

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, mevsim geçişlerinde bedeni dinç tutmanın günlük yaşamı sürdürmede çok önemli rolü olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, mevsim geçişlerinde bedeni dinç tutmanın günlük yaşamı sürdürmede çok önemli rolü olduğunu söyledi. 

Uzm. Diyetisyen Demirci, “Havaların değişmesiyle birlikte sabahları uyanmakta zorlanıyor, gün içinde kendinizi sürekli halsiz hissediyorsanız bunun nedeni doğanın kabuk değiştirdiği bu dönemlerde insan metabolizmasının da bir adaptasyon sürecine girmesidir” dedi. 

Isı, nem ve basınç değişimlerine ayak uydurmaya çalışan bedenimizin, bu süreci genellikle fiziksel ve zihinsel bir yorgunluk hissiyle dışa vurduğunu kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, bu geçiş döneminin günlük yaşam kalitesinden ödün vermeden, doğru beslenme tercihleri ile enerjik bir şekilde atlatılabileceğini belirtti. 

VÜCUT DİRENCİNİ ARTIRMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Uzm. Diyetisyen Demirci, mevsim geçişlerinde vücut direncinizi artıracak ve enerjinizi geri kazandıracak temel beslenme adımlarını şöyle sıraladı:

“Hücrelerimizin enerji üretebilmesi için suya ihtiyacı vardır. Havaların serinlemeye veya ısınmaya başladığı dönemlerde su içme alışkanlığımız genellikle sekteye uğrar. Oysa hafif düzeyde bir susuzluk bile anında baş ağrısı, odaklanma problemi ve kronik yorgunluk olarak kendini gösterir. 

Günlük su tüketiminizi kilonuz başına 30 ml olacak şekilde hesaplayarak su içmeyi bir rutine dönüştürün. Çalışma masanızda, başucunuzda, arabanızda veya çantanızda her zaman kişisel bir su mataranız bulundurun. 

Sade suyun tadını sevmiyorsanız, kalorisiz ve doğal yöntemlerle aroma kazandırarak içimini kolaylaştırabilirsiniz. Suyunuzun içine taze nane yaprakları, limon, salatalık dilimleri, çubuk tarçın veya zencefil ekleyebilirsiniz. Mevsim meyvelerini (Çilek, elma, yaban mersini) doğrayarak, suyunuzda bekleterek hem görsel olarak cazip hem de lezzetli bir içecek elde edebilirsiniz. 

Kendimizi yorgun hissettiğimizde hemen canlanmak için elimiz genelde çikolatalara, şerbetli tatlılara ya da beyaz unlu poğaçalara, açmalara gider. Ancak bu yiyecekler saman alevi gibidir; kan şekerinizi bir anda fırlatıp size sahte bir enerji verir, ama hemen ardından hızla düşürerek sizi eskisinden bile daha bitkin, uykulu ve aç bırakır.

Bu ani yorgunlukların önüne geçmek için kendinizi enerji verecek besinlerle destekleyin. Gün içinde tatlılar yerine sizi uzun süre tok tutacak besinleri seçin. Kahvaltıda yumurta, peynir, tam buğday ekmeği ya da yulaf; diğer öğünlerde ise nohut, mercimek gibi ev yemekleri tercih ederseniz, enerjiniz gün boyu kesintisiz devam eder.” 

BAĞIRSAK SAĞLIĞI ÖNEMLİ

Yediğimiz yemekleri vücudumuzun kullanabileceği enerjiye çevirmek için B vitaminlerine ihtiyacımız olduğunu anımsatan Uzm. Diyetisyen Demirci, şu bilgileri paylaştı: 

“Magnezyum kaslarımızın ve sinirlerimizin ilacı gibidir. Havalar değişirken ortaya çıkan kas ağrılarını ve ‘kolumu kaldıracak halim yok’ hissini yenmek için ıspanak, pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin. Gün içinde atıştırmalık olarak ceviz, badem, kabak çekirdeği gibi kavrulmamış çiğ kuruyemişler tüketmek de bedeninize çok iyi gelecektir.” 

Bağırsaklarımızın ikinci beynimiz olduğunu ve hastalıklara karşı savaşan savunma hücrelerimiz ile kendimizi iyi hissettiren mutluluk hormonlarımızın burada yer aldığını anımsatan Uzm. Diyetisyen Demirci, “Bağırsaklarınız ne kadar sağlıklıysa, siz de o kadar enerjik ve mutlu olursunuz. Ev yapımı yoğurt, kefir ve ev turşusu gibi doğal gıdaları sofranıza eklemek, mevsim geçişlerinin getirdiği o gergin ve halsiz ruh halini üzerinizden atmanın en lezzetli yoludur” diye konuştu. 

“Unutmayın bedenimiz bizim en kıymetli hazinemizdir ve onu ne kadar doğru besler ve iyi bakarsak, yaşam kalitemiz de o kadar iyi olur” diyen Uzm. Diyetisyen Demirci, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

“Yapacağınız küçük ama kalıcı değişikliklerle havaların değişimini yorgun değil, canlı ve enerjik bir şekilde karşılayabilirsiniz. Sağlıklı ve zinde günler için doğru adımlar uygulayın.”

MENENJİT HASTALIĞINDAN KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU AŞILANMAKTIR

MENENJİT HASTALIĞINDAN KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU AŞILANMAKTIR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, menenjit hastalığından korunmanın en etkili yolunun aşılanmak olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, menenjit hastalığından korunmanın en etkili yolunun aşılanmak olduğunu söyledi. 

Uzm. Dr. Erdoğan, “Menenjit, beynimizi ve omuriliğimizi saran koruyucu zarların (Meninksler) iltihaplanmasıdır. Bu iltihaba genellikle virüsler veya bakteriler neden olur” dedi. 

NEDEN ACİL BİR DURUMDUR?

Menenjitin, özellikle bakteriyel türlerinin, çok hızlı ilerleyerek, saatler içinde hayati tehlike oluşturabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Erdoğan, erken teşhis ve tedavi yapılmadığında karşılaşılabilecek sonuçları şöyle özetledi: 

  • “İşitme kaybı,
  • Öğrenme güçlükleri,
  • Beyin hasarı gibi kalıcı etkiler bırakabilir.” 

KRİTİK BELİRTİLERİ

Belirtilerin yaşa göre değişebileceğini kaydeden Uzm. Dr. Erdoğan, şöyle devam etti: 

“Çocuğunuzda aşağıdaki işaretlerden biri veya birkaçı varsa hemen bir doktora başvurun: 

Bebeklerde ve Küçük Çocuklarda:

  • Sürekli, tiz sesli ağlama: Susturulamayan, huzursuz bir ağlama hali.
  • Vücutta kaskatı kesilme veya tam tersi aşırı gevşeklik: Kas tonusunda değişiklikler.
  • Fışkırır tarzda kusma: Basit bir mide bulantısından daha şiddetli.
  • Bıngıldakta şişkinlik: Başın tepesindeki yumuşak bölgenin dışa doğru çıkıntı yapması.
  • Beslenmeyi reddetme ve aşırı uyku hali: Uyandırmakta zorluk çekme.
  • Deri döküntüleri: Özellikle basınca solmayan kırmızı-mor lekeler. 

Daha Büyük Çocuklarda ve Gençlerde:

  • Şiddetli baş ağrısı ve yüksek ateş: Genellikle ani başlar.
  • Ense sertliği: Çocuğun çenesini göğsüne değdirememesi.
  • Işığa karşı aşırı hassasiyet (Fotofobi): Işıklı ortamlarda rahatsız olma.
  • Zihin karışıklığı, kafa karışıklığı veya aşırı sinirlilik.
  • Eklem ve kas ağrıları.” 

CAM BARDAK TESTİ

Uzm. Dr. Erdoğan, menenjit hastalığı şüphesinde uygulanan cam bardak testi ile ilgili şunları söyledi: 

“Çocuğunuzun vücudunda küçük kırmızı noktalar veya morarmalar fark ederseniz, hemen şeffaf bir cam bardağı lekenin üzerine bastırın. Şayet; camın altından rengi solar veya kaybolur ise normal döküntüdür. Menenjit şüphesinde bardakla bastırmanıza rağmen leke olduğu gibi duruyorsa, bu damar dışına sızan bir kanamanın işaretidir. Bu durumda vakit kaybetmeden acil servise başvurun.” 

MENENJİTTEN KORUNMA YOLLARI

Menenjitten korunmanın en etkili yolunun aşılanmak olduğunu bildiren Uzm. Dr. Erdoğan, korunma yolları ile ilgili şunları söyledi: 

“1. AŞILANMA, EN GÜÇLÜ KALKANINIZ

Ulusal Aşı Takvimi: Sağlık Bakanlığı'nın takvimindeki aşılar (Pnömokok, Hib vb. gibi) bazı menenjit türlerine karşı koruma sağlar.

Meningokok Aşıları: Bu aşılar rutin takvimde yer almaz, ancak menenjitin en tehlikeli türlerinden birine karşı korur. Doktorunuzla bu aşıyı mutlaka görüşün ve ne zaman yapılması gerektiğini planlayın. 

2. HİJYEN VE GENEL ÖNLEMLER

Sık el yıkama: Özellikle tuvalet sonrası, yemek öncesi ve kalabalık ortamlardan döndükten sonra.

Ortak eşya kullanımından kaçınma: Bardak, çatal, kaşık vb. kişisel eşyaları paylaşmamak.

Öksürük ve hapşırık hijyeni: Ağzı ve burnu mendille kapatmak veya dirsek içini kullanmak.

Kalabalık ve havasız ortamlardan kaçınmak.” 

UNUTMAYIN: ŞÜPHELENİRSENİZ, HEMEN HAREKETE GEÇİN

Uzm. Dr. Erdoğan, “Ateş, ense sertliği, fışkırır tarzda kusma veya deri döküntüsü vb. belirtilerden herhangi birini fark ederseniz, hiç beklemeden en yakın acil servisine başvurun. Erken müdahale hayat kurtarır ve kalıcı hasarları önler” diye konuştu.

KANSER HASTALIĞI YAŞAM KAYIPLARININ NEDENLERİ ARASINDA ÖNEMLİ YER TUTMAKTADIR

KANSER HASTALIĞI YAŞAM KAYIPLARININ NEDENLERİ ARASINDA ÖNEMLİ YER TUTMAKTADIR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı ve Onkoloji Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Levent Elbeyli, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kanser hastalıklarının ülkemizde yaşam kayıplarının nedenleri arasında önemli yer tuttuğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı ve Onkoloji Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Levent Elbeyli, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kanser hastalıklarının ülkemizde yaşam kayıplarının nedenleri arasında önemli yer tuttuğunu söyledi.

Prof. Dr. Elbeyli, 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada “Kanser hastalıklarına bağlı yaşam kayıpları içinde akciğer, hava yolu, soluk borusu kanserleri ile göğüs kafesi içinde yer alan yapılara ait kanserler önemli paya sahip olup, TÜİK verilerine göre kansere bağlı yaşam kayıplarının üçte birinden sorumludur” dedi.

Bu bulguların, Türkiye’de kanser kaynaklı yaşam kayıplarının başlıca nedenleri arasında akciğer kanserinin yer aldığını gösterdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Elbeyli, akciğer kanseri ile ilgili şu bilgileri verdi:

“Akciğer kanserinin gelişiminde birçok çevresel ve kişisel risk faktörü vardır. Sigara bu faktörler arasında ilk neden olup, hava kirliliği, beslenme biçimi de önemli yer tutmaktadır. Ailede akciğer kanseri öyküsü bulunması da genetik bir yatkınlığa yol açabilir.

Erkeklerde akciğer kanseri ilk sırada yer alırken, kadınlarda ise sigara kullanımının artması ile birlikte akciğer kanseri sıklığı artış göstermektedir. Pasif içicilik her iki cins içinde önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir.”

AKCİĞER KANSERİ BÜYÜK ÖLÇÜDE ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR

Akciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Elbeyli, şöyle devam etti:

“Risk faktörlerinden uzaklaşmak çok önemlidir. Yüksek risk gruplarının (Sigara içen, toksik gazlara maruz kalan, ailevi öyküsü olan ve 50 yaş üstü) düşük doz bilgisayarlı tomografi ile takibi bu hastalıklara bağlı yaşam kayıplarını azaltabileceğini göstermektedir.”

Tedavide erken dönemde tanı konulan hastalarda cerrahi yöntemler başta olmak üzere, güncel onkolojik ilaçlar (İmmünoterapi-hedefe yönelik ilaçlar) ve radyoterapi ile ve/veya multimodal yöntemlerle çok daha başarılı sonuçlar elde edilebildiğini söyleyen Prof. Dr. Elbeyli “SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Merkezi olarak, tüm kanserli hastalarımıza tanıdan tedaviye güncel yenilikleri takip ederek hizmet vermekteyiz” diye konuştu.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GENEL MÜDÜRÜ DR. KİLECİ:  “14 MART TIP BAYRAMI, MESLEĞE ADANMIŞLIK VE İNSAN HAYATINA VERİLEN DEĞERİN SİMGESİDİR”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GENEL MÜDÜRÜ DR. KİLECİ: “14 MART TIP BAYRAMI, MESLEĞE ADANMIŞLIK VE İNSAN HAYATINA VERİLEN DEĞERİN SİMGESİDİR”

SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımlayarak, bu anlamlı günün: sağlık çalışanları açısından mesleğe adanmışlık ve insan hayatına verilen değerin simgesi olduğunu belirtti.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımlayarak, bu anlamlı günün: sağlık çalışanları açısından mesleğe adanmışlık ve insan hayatına verilen değerin simgesi olduğunu belirtti. 

Toplumun en temel ihtiyaçlarından biri olan sağlık hizmetlerinin, insan hayatının korunması ve iyileştirilmesi açısından hayati önem taşıdığını kaydeden Dr. Kileci,

“Büyük bir özveriyle ve öneminin bilinciyle görevlerini yapan sağlık çalışanlarımız, fedakârlıkları ve emekleriyle her türlü takdiri hak etmektedir” dedi. 

“Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ sözleriyle hekimlerimizin bilgi, beceri ve deneyimlerine olan güvenini ifade etmiştir” diyen Dr. Kileci, mesajında şu ifadelere yer verdi: 

“Başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanları insan sağlığının korunmasına önemli katkılar sunmaktadır. Hekimlerimiz başta olmak üzere, tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyor, sağlık ve başarı diliyorum.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ATAMA

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ATAMA

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ünal Sarıkabadayı Başhekim olarak atandı.

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ünal Sarıkabadayı Başhekim olarak atandı.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ataman Gönel ise SANKO Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı olarak atandı.

PROF. DR. ÜNAL SARIKABADAYI

Prof. Dr. Ünal Sarıkabadayı, 1977 yılında Kahramanmaraş'ta doğdu. 1994 yılında Mersin Fen Lisesi'ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki eğitimini 2001 yılında tamamladı. Uzmanlık eğitimini 2007 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda tamamladıktan sonra askerlik hizmetini yerine getirdi. 2008 – 2011 yılları arasında Zekai Tahir Eğitim Araştırma Hastanesi’nde Neonatoloji Yan Dal eğitimi sonrası Gaziantep Çocuk Hastanesi’nde zorunlu hizmet görevini yaptı.

2013 yılından bu yana SANKO Üniversitesi Hastanesi'nde Neonatoloji Uzmanı, 2014-2025 yılları arasında SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi, 2025 yılından bu yana ise SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini sürdürmektedir. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin akreditasyon çalışmalarında Özdeğerlendirme Komisyon Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Sarıkabadayı, SANKO Üniversitesi Yönetim Kurulu üyesidir.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Başhekimi olarak atanan Prof. Dr. Sarıkabadayı, Türk Neonatoloji Derneği’nde de Yönetim Kurulu üyesidir. Evli ve 2 çocuk babasıdır.

PROF. DR. ATAMAN GÖNEL

Prof. Dr. Ataman Gönel, 1979 yılında Denizli'de doğdu. 2004 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 2009 yılında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Tıbbi Biyokimya uzmanlığını aldı. 2009-2016 yılları arasında Kamu Hastaneler Birliği'nde koordinatör ve farklı devlet hastaneleri bünyesinde uzman doktor olarak çalıştı.

Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2016-2021 yılları arasında öğretim üyeliği, bölüm başkanlığı, başhekim yardımcılığı ve döner sermaye işletme müdürlüğü görevlerinde bulundu.

2021-2024 yılları arasında özel bir üniversitede öğretim üyeliği ve özel bir hastanede başhekim yardımcılığı yaptı. Ulusal ve uluslararası birçok makale ve bildirisi bulunan Prof. Dr. Gönel, Şubat 2024’ten bu yana SANKO Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı Tıbbi Biyokimya Bölümü’nde sorumlu uzman doktor, Eylül 2024’ten bu yana ise SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne Başhekim Yardımcısı olarak atanan Prof. Dr. Gönel, evli ve üç çocuk babasıdır.

DİYETİSYEN ZELAL ÜREK, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

DİYETİSYEN ZELAL ÜREK, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Diyetisyen Zelal Ürek, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde danışanlarını kabul etmeye başladı.

Diyetisyen Zelal Ürek, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde danışanlarını kabul etmeye başladı. 

Diyetisyen Ürek, 2013–2022 yılları arasında SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde yeni doğan yoğun bakımda hemşire olarak görev yaptı. 2017–2021 yılları arasında SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlayarak ‘diyetisyen’ unvanını aldı. 

2023 yılından bu yana SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde diyetisyen olarak görev yapan Ürek, Şubat 2026 itibarıyla Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nde danışanlarını kabul etmeye başladı. 

Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi Diyetisyeni de olan Ürek, hastalıklarda beslenme tedavisi, diyabette beslenme, sporcu beslenmesi, kilo alma ve kilo verme programları, besin intoleranslarına yönelik beslenme planlaması, çocukluk çağı beslenmesi, gebelik ve emzirme döneminde beslenme ile yaşlılık dönemine özgü beslenme alanlarında danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Sağlık alanında önceki yıllarda gerçekleştirdiği hemşirelik hizmetinin de olumlu katkılarıyla diyetisyen olarak bütüncül, bilimsel ve bireye özgü bir yaklaşımla danışanlarını kabul etmektedir.

TANSİYON VE BÖBREK HASTALIĞI: BİRBİRİNİ ETKİLEYEN İKİ SESSİZ SORUN

TANSİYON VE BÖBREK HASTALIĞI: BİRBİRİNİ ETKİLEYEN İKİ SESSİZ SORUN

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Orhan Özdemir, tansiyon ve böbrek hastalığının birbirini etkileyen ve ciddiye alınması gereken sağlık sorunu olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Orhan Özdemir, tansiyon ve böbrek hastalığının birbirini etkileyen ve ciddiye alınması gereken sağlık sorunu olduğunu söyledi.

“Böbreklerimiz, vücudumuzun sessiz çalışan kahramanları gibidir” diyen Uzm. Dr. Özdemir, şöyle devam etti:

“Sadece idrar üretmekle kalmaz, vücudun kimya laboratuvarı ve denge merkezi olarak da görev yapar. Aynı zamanda kan basıncının (Tansiyonun) düzenlenmesi açısından da önemli rol oynar. Bu sebeple tansiyon ve böbrek sağlığı birbiriyle yakından ilişkilidir.”

BÖBREKLER TANSİYONU NASIL ETKİLER?

Böbreklerin vücuttaki fazla suyu ve tuzu atarak, kan basıncını düzenleyen bazı hormonları salgıladığını kaydeden Uzm. Dr. Özdemir, “Böbrekler iyi çalışmadığında vücutta su ve tuz birikir. Bu durum damar içi basıncı artırır ve tansiyon yükselir” dedi.

YÜKSEK TANSİYON BÖBREKLERE ZARAR VERİR Mİ?

Uzun süre kontrolsüz seyreden yüksek tansiyonun, böbreklerin içindeki küçük damarları zamanla zedelediğini belirten Uzm. Dr. Özdemir, bu hasara yönelik şu bilgileri paylaştı:

  • “Böbreklerin kanı süzme gücünü azaltır.
  • İdrarda protein kaçağına yol açabilir.
  • Zamanla böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir.”

Bu sürecin çoğu zaman belirti vermediğini söyleyen Uzm. Dr. Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kişi kendini iyi hissederken böbrekler sessizce zarar görebilir ve bir kısır döngü oluşur. Yüksek tansiyon böbrek hasarına neden olurken, böbrek hasarı da tansiyonun daha da yükselmesine sebep olacağından, tansiyon ve böbrek sağlığı birlikte takip edilmelidir.”

KİMLER DAHA DİKKATLİ OLMALI?

Uzm. Dr. Özdemir, böbrek ve tansiyon kontrollerinin özellikle önemli olduğu kişileri şöyle sıraladı:

  • “Hipertansiyon hastaları
  • Diyabet hastaları
  • 40 yaş üzerindeki kişiler
  • Ailesinde böbrek hastalığı olanlar
  • Uzun süre ve sık ağrı kesici (Özellikle NSAİİ) kullananlar.”

BÖBREKLERİ VE TANSİYONU KORUMAK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

Uzm. Dr. Özdemir, böbrekleri ve tansiyonu korumak için yapılabilecekleri şu şekilde özetledi:

  • “Tansiyonunuzu düzenli ölçün
  • Tuz tüketimini azaltın
  • Doktorunuzun verdiği tansiyon ilaçlarını düzenli kullanın
  • Gereksiz ağrı kesici kullanımından kaçının
  • Sigara kullanmayın
  • Sağlıklı kiloda kalın ve düzenli hareket edin
  • Yılda en az bir kez kan ve idrar tahlili yaptırın.”

YÜKSEK TANSİYON BÖBREKLERİ DE SESSİZCE ETKİLİYOR

Yüksek tansiyonun sadece kalbi değil, böbrekleri de sessizce etkilediğini anımsatan Uzm. Dr. Özdemir sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Böbreklerdeki sorunlar tansiyon kontrolünü zorlaştırabilir. Ancak erken fark edilirse önlem almak mümkündür. Düzenli kontrol, sağlıklı yaşam ve hekim takibi böbrek sağlığının korunmasında büyük önem taşır.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ SAÇ EKİM MERKEZİ HİZMET VERMEYE BAŞLADI

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ SAÇ EKİM MERKEZİ HİZMET VERMEYE BAŞLADI

SANKO Üniversitesi Hastanesi Saç Ekim Merkezi hizmet vermeye başladı. Merkezde saç sağlığı, saç restorasyonu ve estetik kıl ekimi alanlarında, bilimsel temelli uygulamalar sunulmaktadır. Tüm işlemler hasta güvenliği, doğal görünüm ve uzun vadeli memnuniyet esas alınarak, alanında uzman sağlık profesyonelleri tarafından gerçekleştirilmektedir.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Saç Ekim Merkezi hizmet vermeye başladı. Merkezde saç sağlığı, saç restorasyonu ve estetik kıl ekimi alanlarında, bilimsel temelli uygulamalar sunulmaktadır. Tüm işlemler hasta güvenliği, doğal görünüm ve uzun vadeli memnuniyet esas alınarak, alanında uzman sağlık profesyonelleri tarafından gerçekleştirilmektedir. 

SAÇ SAĞLIĞI VE YENİLEYİCİ TEDAVİLER:

- PRP (Platelet Rich Plasma) Uygulaması: Kişinin kendi kanından elde edilen trombositten zengin plazma ile saç köklerinin uyarılması, saç dökülmesinin azaltılması ve saç kalitesinin artırılması amaçlanır.

- Mezoterapi: Saç derisine uygulanan vitamin, mineral ve aminoasit içerikli özel karışımlar sayesinde saç köklerinin beslenmesi ve saçın güçlenmesi desteklenir.

- Kırmızı Işık (LED) Terapisi: Hücresel düzeyde dolaşımı artırarak saç köklerinin metabolik aktivitesini destekleyen, tamamlayıcı bir tedavi yöntemidir.

- Eksozom Tedavisi: Hücresel yenilenmeyi destekleyen ileri biyoteknolojik bir uygulama olup, saç köklerinin rejenerasyon kapasitesini artırmayı ve saç dökülmesinin kontrol altına alınmasını hedefler. Özellikle yoğun saç kaybı yaşayan danışanlarda destekleyici tedavi olarak tercih edilmektedir. 

SAÇ VE KIL EKİMİ UYGULAMALARI:

- Saç Ekimi: Kişiye özel planlama ve doğal saç çizgisi tasarımı ile kalıcı, estetik ve yüz hatlarıyla uyumlu sonuçlar hedeflenmektedir.

- Sakal Ekimi: Yüz anatomisine uygun yoğunluk ve dağılım esas alınarak, doğal görünümlü sakal uygulamaları gerçekleştirilmektedir.

- Kaş Ekimi: Kaş seyrekliği, şekil bozukluğu veya travma sonrası oluşan kayıplarda, yüz ifadesini tamamlayan dengeli çözümler sunulmaktadır.

- Yara, Yanık ve Skar Dokusu Ekimi: Travma, yanık ya da cerrahi girişimler sonrası oluşan iz bölgelerine kıl kökü transferi yapılarak estetik görünümün yeniden kazandırılması amaçlanmaktadır. 

UYGULANAN İLERİ TEKNİKLER:

- Safir FUE Tekniği: Safir uçlarla açılan mikro kanallar sayesinde doku travması en aza indirilir, iyileşme süresi kısalır ve daha doğal yoğunluk elde edilir.

- DHI (Direct Hair Implantation) Yöntemi: Özel implanter kalemler aracılığıyla greftlerin doğrudan ekilmesini sağlayan bu yöntem, yüksek tutunma oranı ve sık ekim avantajı sunar. 

HİZMET ANLAYIŞI:

SANKO Üniversitesi Hastanesi Saç Ekim Merkezi’nde tüm uygulamalar;

- Tıbbi etik kurallarına uygunluk,

- Uluslararası kalite ve sterilizasyon standartları,

- Kişiye özel değerlendirme ve tedavi planlaması,

- Doğal görünüm ve hasta memnuniyeti odaklı yaklaşım esas alınarak yürütülmektedir. 

Her danışan için hedef yalnızca estetik bir sonuç değil, aynı zamanda güven veren, sürdürülebilir ve profesyonel bir sağlık hizmeti deneyimi sunmaktır.

ARA TATİL, ÇOCUKLARIN SOSYAL GELİŞİMİNİ DESTEKLEMEK İÇİN DEĞERLİ BİR ZAMAN DİLİMİ SUNUYOR

ARA TATİL, ÇOCUKLARIN SOSYAL GELİŞİMİNİ DESTEKLEMEK İÇİN DEĞERLİ BİR ZAMAN DİLİMİ SUNUYOR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, ara tatilin çocukların sosyal gelişimini desteklemek için değerli bir zaman dilimi sunduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, ara tatilin çocukların sosyal gelişimini desteklemek için değerli bir zaman dilimi sunduğunu söyledi. 

“Ara tatil dönemleri, çocukların akademik baskıdan uzaklaşarak sosyal ve duygusal gelişimlerine odaklanabilmeleri için önemli bir fırsattır” diyen Uzm. Psikolog Turan, bu süreçte yürütülen sosyal beceri çalışmalarının, kazanımların daha kalıcı olmasına katkı sağladığını belirtti. 

“Sosyal beceriler; bireyin içinde bulunduğu sosyal çevrede kendini ifade edebilmesini, başkalarıyla etkileşim kurabilmesini ve ilişkilerini sürdürebilmesini sağlayan öğrenilmiş yaşam becerileridir” şeklinde konuşan Uzm. Psikolog Turan, bu becerilerin duyguları tanıma ve ifade etme, karşılıklı iletişim kurma, iş birliği yapabilme, kurallara uyum sağlama ve sosyal sorunlara çözüm üretebilme gibi birçok alanı kapsadığını ifade etti. 

Çocukluk döneminde gelişen sosyal becerilerin, çocuğun yalnızca bugünkü uyumunu değil, ilerleyen yıllardaki psikolojik ve sosyal işlevselliğini de doğrudan etkilediğini vurgulayan Uzm. Psikolog Turan, şöyle konuştu: 

“Sosyal becerilerin sağlıklı biçimde gelişmesi çocukların kendilerini daha iyi tanımalarını, duygularını düzenleyebilmelerini ve sosyal ilişkilerde daha esnek davranabilmelerini destekler. Bu süreçte, çocukların karşısındaki kişilerin duygu ve düşüncelerini fark edebilme kapasitesi (Zihin kuramı) sosyal uyum açısından destekleyici bir role sahiptir. 

Çocuklara yönelik psikolojik destek ve gelişim çalışmalarında sosyal beceriler odak noktasıdır. Hastanemizde çocukların yaşına, gelişim düzeyine ve bireysel ihtiyaçlarına uygun olarak yapılandırılmış sosyal beceri geliştirme programları uygulanmaktadır. 

Değerlendirme sürecinde kullanılan ölçek ve testler çocukların sosyal beceri, duygusal farkındalık ve problem çözme alanlarına ilişkin güvenilir bilgiler sunmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda çocuklara sosyal beceri geliştirme çalışmaları planlanmakta ve daha sağlıklı ilişkiler kurmaları hedeflenmektedir.”

Çalışmalarda kullanılan yöntemlerin çocukların ilgisini çekecek biçimde çeşitlendirildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, şu bilgileri paylaştı: 

“Duygu tanıma ve duygu düzenlemeye yönelik materyaller, çocukların kendi duygularını ayırt edebilmesini ve uygun biçimde ifade edebilmesini desteklemektedir. Hikâye temelli sosyal durum çalışmaları, günlük yaşamda karşılaşılabilecek sosyal senaryoları ele alma imkânı sunarken; rol oynama ve oyun temelli etkinlikler çocukların farklı sosyal davranışları deneyimlemelerine olanak tanımaktadır. Görsel destekli çalışmalar ise kazanılan becerilerin günlük yaşama aktarılmasını kolaylaştırmaktadır.”

FRAKSİYONEL KARBONDİOKSİT LAZER CİLT YENİLEMEDE ETKİLİ BİR YÖNTEMDİR

FRAKSİYONEL KARBONDİOKSİT LAZER CİLT YENİLEMEDE ETKİLİ BİR YÖNTEMDİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Solak, cildin zamanla güneş, yaş alma, akne izleri ve çevresel faktörler nedeniyle yıpranabildiğini, fraksiyonel karbondioksit lazerin, bu yıpranmayı azaltarak, cildin kendini yenilemesini desteklemek amacıyla uygulanan etkili bir lazer tedavisi olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Solak, cildin zamanla güneş, yaş alma, akne izleri ve çevresel faktörler nedeniyle yıpranabildiğini, fraksiyonel karbondioksit lazerin, bu yıpranmayı azaltarak, cildin kendini yenilemesini desteklemek amacıyla uygulanan etkili bir lazer tedavisi olduğunu söyledi.

“Bu yöntemde lazer ışını cildin tamamına değil, cilt üzerinde çok küçük ve kontrollü alanlara uygulanır” diyen Dr. Öğr. Üyesi Solak, şu bilgileri paylaştı:

“Lazerin oluşturduğu bu mikro alanlar sayesinde cilt kendini onarmaya başlar. Bu iyileşme sürecinde kolajen üretimi artar ve cilt zamanla daha canlı, daha pürüzsüz ve daha toparlanmış bir görünüm kazanır. Tedavinin amacı cildi yormadan, kontrollü şekilde yenilenmesini sağlamaktır.”

HANGİ DURUMLARDA TERCİH EDİLİR?

Dr. Öğr. Üyesi Solak, fraksiyonel karbondioksit lazerin tercih edildiği durumları şu şekilde sıraladı:

  • “Sivilce izleri
  • Skar (Yara ve iz) tedavisi
  • İnce çizgiler ve kırışıklıklar
  • Güneşin ciltte oluşturduğu yıpranma
  • Cilt tonu ve doku düzensizlikleri
  • Cildin genel kalitesini artırmak amacıyla güvenle uygulanabilir.”

KAÇ SEANS UYGULANIR?

“Tedavi genellikle ayda bir seans olacak şekilde planlanır. Çoğu kişide 1–3 seans yeterlidir” diyen Dr. Öğr. Üyesi Solak, şöyle devam etti:

“Fakat cildin yapısına, lezyonun derinliğine ve hedeflenen sonuca göre seans sayısı kişiye özel olarak belirlenir. Bazı kişilerde ilk seansın sonrasında dahi gözle görülür bir iyileşme fark edilebilir.”

UYGULAMA NASIL YAPILIR? AĞRILI MIDIR?

İşlem öncesinde uygulama yapılacak bölgeye ağrıyı azaltmak amacıyla lokal anestezik krem sürülerek, 15–30 dakika bekletildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Solak, uygulamaya yönelik sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu sayede işlem sırasında hissedilen rahatsızlık büyük oranda azalır. Uygulama genellikle kısa sürer ve çoğu kişi tarafından rahatlıkla tolere edilir. İşlem sonrası günlük hayata dönüş mümkündür.”

KİMLERE UYGULANMAZ?

Dr. Öğr. Üyesi Solak, fraksiyonel karbondioksit lazer tedavisinin uygulanamayacağı kişileri şu şekilde özetledi:

  • “Aktif enfeksiyonu olan kişiler,
  • Açık yarası bulunanlar,
  •  Aktif uçuk lezyonu olanlar,
  •  Gebelik dönemindeki kişiler.”

İŞLEM SONRASI NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

“İşlem sonrasında ciltte kızarıklık, hassasiyet ve hafif kabuklanma görülebilir. Bu normal bir durum olup birkaç gün içinde azalır” diyen Dr. Öğr. Üyesi Solak, işlem sonrası dikkat edilmesi gerekenlere yönelik şu bilgileri paylaştı:

“Kabukların koparılmaması çok önemlidir. Bu dönemde cilt güneşe karşı daha hassas olacağından dışarı çıkarken mutlaka 50 faktör güneş koruyucu kullanılmalıdır. İlk günlerde makyaj yapılmamalı, hamam, sauna ve sıcak duşlardan kaçınılmalıdır. Doktorun önerdiği nemlendirici ve onarıcı ürünlerin düzenli kullanımı iyileşme sürecini hızlandırır.”