KARNE PSİKOLOJİSİ -ÖZEL SANİ KONUKOĞLU HASTANESİ PSİKİYATRİ UZMANI DR. PAMUKÇU: -“KARNESİNDEKİ NOTLARI DİKKATE ALMADAN, ÇOCUĞUN KOŞULSUZ SEVİLDİĞİNİ EN SICAK VE SAMİMİ ŞEKİLDE ONA HİSSETTİRMELİYİZ”

-“ÇOCUKLARIMIZI DÜNYAYA BAŞARILI OLUP BİZİ EN İYİ ŞEKİLDE TEMSİL

ETMELERİ İÇİN DÜNYAYA GETİRDİĞİMİZİ BİLMELİYİZ”

Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Nüket Pamukçu,  karne alacak çocukların hassas bir süreç yaşadıklarını anımsatarak, aileleri çocuklarına karşı dikkatli ve duyarlı olmaya çağırdı.

Dr. Pamukçu, “Karnesindeki notları dikkate almadan, çocuğun koşulsuz sevildiğini en sıcak ve samimi bir şekilde ona hissettirmeliyiz” dedi.

Karne alacak çocukların yanı sıra, anne ve babaların, hatta dedelerin, ninelerin de heyecanlı olduklarını belirten Dr. Pamukçu, ancak son yıllarda bu heyecanın yerini kaygı ve korkunun aldığına dikkati çekti.

“Peki, ne oldu da bu karne günleri heyecan yerine kaygı ve korkuya dönüştü” diye soran Dr. Pamukçu, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Artık çocukların İlköğretim 1. sınıftan itibaren yarışa hazırlandığı, okuldan çok dershanelere gittiği, sosyal ve duygusal gelişimlerinin yetersiz olduğu, sadece akademik gelişimin bu kadar yüceltilmesinin nedeni nedir? Kendi ruh durumunu kontrol altına alamayan anne-babalar, çocuğunu kendi kaygılarına kurban ve test eden veliler artık çok yaygın hale gelen bir durum olarak gözlenmektedir.”

NELER YAPABİLİRİZ

Bu duruma karşı çocuğun koşulsuz sevildiğinin ona hissettirilmesi gerektiğini anlatan Dr. Pamukçu, neler yapılabileceğini şöyle sıraladı:

  • Fazla beklenti, öğrencide kaygı yaratır. Harika çocuk imajını kafamızda oluşturmamamız gerekir. Çocuğun kötü bir karnesi olabilir, ama kötü davranışlarının olmadığı göz önüne alınmalı ve çocuğun iyi yönleri ön plana çıkartılmalıdır.
  • Başka çocuklarla kıyaslamak özgüveni ve benlik algısını olumsuz etkiler. Çocuk sevilmediği hissine kapılabilir. Çocuğun karnesine bakarak çocuk hakkında kişilik analizi yapmamamız gerekir ( "bu çocuk adam olmaz” vs gibi).
  • Çocuğunuzun karnesi, onun kişiliğinin göstergesi değil, okul başarısının göstergesidir. Karne sadece öğrencinin sonucu değil, öğrencinin yaşam ağındaki herkesin sonucudur.
  • Karnelerin amacı, günahların derecesi ve adı değildir. Ortaya konulan veya konulamayan akademik performansın göstergesidir. Maddi ödülleri abartmadan kullanmalıyız. Mesela ilköğretim çağındaki bir çocuğa pahalı bir ödül almak, karnenin bedeli olarak yorumlanabilir. Onun yerine manevi ödüller (gurur duymak, benim için değerlisin, karne sonucu kötü olsa da benim için koşulsuz seviliyorsun) gibi ödüller tercih edilmeli.
  • Aynı zamanda tatilde anne babanın çocukla beraber geçirmesi de aile içi ilişkilerde yapıcı etkiye sahip olmaktadır. Beraber geçirilen ortak zaman çocukta da önemliyim duygusunu arttırır. Aynı zamanda önemli konularda konuşulması imkânını yaratır. Bu nedenle ailenin tüm üyelerinin ortak zaman geçirmesi çok önemlidir.
  • Tatil için ortak kararlar ile plan yapmalı, beraber geçirilecek zaman arttırmalıyız. Bunun dışında çocuktan bir ebeveyn olarak beklentilerimizi netleştirmeliyiz. Onun potansiyelini çok iyi bilmeliyiz. Yani çocuğumuzu tanımalıyız. Uzmanlardan, eğitim ve danışmanlık merkezlerinden testler ve çalışmalar yaparak güçlü yönlerini ortaya çıkartarak o yönlerini güçlendirmek için çalışmalar yaratmalıyız.
  • Karne, çocuğumuzun bize verdiği değeri, sevgiyi önemi ölçmez. Velilerin en büyük sorunu işte budur. Karne sonucu kötü geldiğinde bunu nankörlük ve vefasızlık olarak algılamalarıdır. Karnelerin sadece yeni bir karar alma, yöntem geliştirme ve fark etme olduğunu hatırlamak gerekir.
  • Karne sonuçlarına bakarak, önce “NEDEN” leri cevaplamak, sonra danışman veya uzman yardımı alarak “NASIL” ları cevaplamak gerekir.
  • Karnesindeki başarısı için öğrenciler tebrik edilmeli, takdir edilmeli, fakat tamamen maddi nitelikli ödüller verilmemelidir.

ŞU SORULARI KENDİMİZE SORMALIYIZ

Bu süreçte ailelerin kendilerine bazı soruları yöneltmesi gerektiğini kaydeden Dr. Pamukçu, şöyle devam etti:

 

  • Çocuğun özgüvenini kazanması için yardımcı olduk mu, yoksa sürekli eleştirip azarladık mı? Sınavlardan düşük not aldığında oturup sorunu birlikte çözmeye çalıştık mı yoksa eleştirip yargıladık mı?
  • Çocuğa sağlıklı bir aile ortamı mı sunduk yoksa tartışma ve kavgaların olduğu, iletişimin olmadığı bir ortam mı sunduk? Bozuk plak gibi “ders çalış” demek dışında neler yaptık. Ayda bir kere okuluna gittik mi? Dershanesini takip ettik mi? Kaç öğretmeniyle telefonda görüştük? Kaç arkadaşını tanıyoruz?
  • Karnesi iyi ise sorun yok diyoruz. Peki, ruh sağlığı, özgüveni ne durumda farkında mıyız? Dersleriyle ilgilenip, ders çalışma alışkanlığı kazandırdık mı yoksa onun yerine derslerini biz mi yaptık?
  • Çocukların en iyi öğrenmeyi, nasihat şeklinde değil de model alarak yaptığını bilmemize rağmen, yapması istenen davranışlarda ona model olabildik mi?
  • Sadece para vererek, giydirerek, bir dediği iki yapmayarak görevimizi yaptığımızı sanarak, çocuğun gözüyle bakabildik mi?

 

“Eğer nota aşırı önem verirseniz, onu kıyaslarsanız, ona küserseniz, kendini değersiz hissedecek, öfke nöbetleri yaşayacaktır. Ve kendisine bu duyguları yaşatanlardan (velilerden) nefret edecektir” diyen Dr. Pamukçu, çocuğun ailelerin beklentilerini her zaman karşılayamayabileceğini ve karşılamak zorunda da olmadıklarını ifade ederek, velileri uyardı.

Dünyanın seyrini değiştiren filozofların bile sınıf tekrarı yaptıklarını ve okuldan bile atıldıklarını vurgulayan Dr. Pamukçu, “Çocuklarımızı dünyaya başarılı olup bizi en iyi şekilde temsil etmeleri için dünyaya getirmedik” diye konuştu.

 

Paylaş:

Güncelleme Tarihi: