Beyin anevrizması, beyin atar damarındaki şişkinlik veya balonlaşmadır. Beyin anevrizmalarının, basınç ile akan kanın damar duvarının zayıf bir bölgesine baskı yapması nedeniyle oluştuğu ve büyüdüğü düşünülmektedir.
Beyin anevrizması ya da baloncuğunun sızıntı yapması veya patlaması, beyin kanamasına neden olur.
Patlamış bir beyin anevrizması çoğu zaman beyinle beyni kaplayan ince zar arasındaki boşlukta kanamaya neden olur. Bu tür kanamalara ‘subaraknoid kanama’ denir. Beyin anevrizmaları, kanama oluşturmadığı müddetçe genellikle semptomlara neden olmaz. Kanamamış beyin anevrizmaları genellikle başka nedenler ile yapılan tetkikler sırasında rastlantısal bulunur ve gelecekte oluşabilecek beyin kanamasını önlemek için tedavi edilmelidir. Öte taraftan kanamış bir anevrizma hızla yaşamı tehdit eder ve hemen tıbbi tedavi gerektirir.
Kanamamış beyin anevrizmalarının çoğu belirti göstermeyebilir. Ancak yırtılmış bir anevrizma çok ciddi bir durumdur ve tipik olarak ani ve şiddetli baş ağrısı hatta komaya neden olabilirler. Eğer kanamamış bir anevrizmanın kendisi beyin dokusuna veya sinirlere baskı yaparsa, ağrıya ve diğer semptomlara neden olabilir. Ani ve şiddetli bir baş ağrısı, kanamış bir anevrizmanın en önemli belirtisidir. Bu baş ağrısı genellikle insanlar tarafından ‘şimdiye kadar yaşanan en şiddetli baş ağrısı, kafanın içinde sanki bomba patladı’ olarak tanımlanır. Bazı durumlarda anevrizma az miktarda kan sızdırabilir. Bu olduğunda, genellikle bunu daha şiddetli bir yırtılma izler. Sızıntılar yırtılmadan günler veya haftalar önce gerçekleşebilir.
Şiddetli bir baş ağrısına ek olarak, kanamış bir anevrizmanın belirtileri; mide bulantısı ve kusma, ense sertliği, bulanık veya çift görme, ışığa karşı hassasiyet, sara nöbeti, göz kapağında düşme, bilinç bozukluklarını içerebilir.
Beyin anevrizmaları arter (Atar damar) duvarlarının incelmesinden kaynaklanır. Anevrizmalar genellikle arterlerin çatallanma bölgelerinde veya dallarda oluşur çünkü damarların bu bölgeleri daha zayıftır. Anevrizmalar beynin herhangi bir yerinde ortaya çıkabilse de en yaygın olarak beynin tabanındaki arterlerde görülür.
Bir arter duvarındaki zayıflığa çeşitli faktörler katkıda bulunabilir. Bu faktörler beyin anevrizması veya anevrizma patlama riskini artırabilir. Bu risk faktörlerinden bazıları zaman içinde gelişir. Ancak doğumda mevcut olan bazı durumlar beyin anevrizması gelişme riskini artırabilir.
Var olan bir anevrizmanın kanama olasılığını artıran bazı faktörler:
Bir beyin anevrizması patladığında, kanama genellikle birkaç saniye sürer ve kafatasının içindeki basıncı artırır. Basınç çok yükselirse, beyne giden kan ve oksijen yetersizliğine neden olarak bilinç kaybı hatta yaşam kaybı meydana gelebilir. Anevrizma kanamasına bağlı gelişen subaraknoid kanamalı hastaların yaklaşık yüzde 10’u hastaneye bile yetişemeyebilir.
Oluşabilecek komplikasyonlar hakkındaki uyarılar:
Beyin anevrizmalarının gelişmesini tamamen önlemek pek mümkün değildir. Ancak kanama riskini azaltmak için hayat tarzında yapılabilecek bazı değişiklikler vardır. Sigara içiliyorsa sigarayı bırakmak en önemli tedbirdir. Ayrıca, yüksek tansiyonu kontrol altına almak, egzersiz ve spor yapmak, aşırı miktarda alkol veya kokain gibi uyuşturucu maddeler kullanmamak diğer önlemler arasında sayılabilir.
Ani, şiddetli bir baş ağrısı veya kanamış bir anevrizma ile ilişkili olabilecek bulguların olması ileri tetkik gerektirir. Bu tetkikler:
Anevrizma patlamasına bağlı beyin kanaması yaşayan kişilerin yaklaşık yüzde 25'inde ilk 24 saat içinde, diğer yüzde 25'inde ise altı ay içinde yaşam kaybına yol açan komplikasyonlar görülür. Bu nedenle hastaların ileri teknolojiye sahip hastanelerdeki tecrübeli ekipler tarafından takip ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Kanamış bir anevrizmanın ilaç ile tedavisi yoktur. Cerrahi veya endovasküler yol ile tedavi gerektirir. Bu iki tedavi yönteminin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları vardır.
Bu tedavi yöntemi anjiyografi girişimi ile damar içinden anevrizmayı doldurma ve/veya kan akımını yönlendirme esasına dayalıdır. 1990’larda ilk kullanıldığında cerrahi tedavinin yerini alacağı düşünüldü. Ancak uzun süreli takiplerde anevrizmaların tekrar dolmaya başlayarak büyüdüğü gözlenince damar içine stentler, akım yönlendiricileri gibi ek materyaller yerleştirilmeye başlandı. Bu materyallerin damar tıkanıklığına neden olmaması içinde kuvvetli kan sulandırıcı ilaçların da kullanılmasını zorunlu kılmıştır. Bunlara rağmen endovasküler tedavi sonrası anevrizma gelişimi tamamen önlememekte ve ideal endovasküler tedavi yöntemi arayışı halen devam etmektedir. Bu yöntemin arkasında büyük teknolojik yatırımlar ve sermayenin olması ve sarf malzeme kullanımı nedenleri ile popülaritesi cerrahi tedaviye göre daha diri tutulmaya çalışılmaktadır.
Cerrahi tedavi anevrizmanın normal damar ile olan ilişkisini kesmek için damar dışından uygulanan bir işlemdir.
İlk defa 1930’larda uygulanan bu tedavi yöntemi, anevrizma boynuna klip denilen özel bir mini mandalın yerleştirilerek kapatılması esasına dayanmaktadır. Cerrahi klipleme sonrası nüks ya da yeniden anevrizma gelişme riskinin yüzde 1’den daha düşük olduğu gözlenmiş ve ilk uygulandığı zamandan günümüze kadar altın standart özelliğini korumuştur. Cerrahi tedavinin en önemli dezavantajı, anevrizmaya ulaşmak için kafatasının açılması gerekliliğidir. Ancak anevrizma cerrahisindeki girişim tecrübelerimiz arttıkça daha az doku hasarı ile kafatasına büyük pencere açmadan cerrahi klipleme işlemlerini gerçekleştirebilmekteyiz. Göz çukurunun üstüne veya yanına yapılan 3-4 cm’lik küçük cilt insizyonları ile anevrizmaya ulaşarak anevrizmanın normal damar ile olan bağlantısı güvenli bir şekilde kesilmektedir. Cerrahi girişimin diğer önemli avantajı ise kanamanın da temizlenmesine ve önemli hasarlara neden olan vazospazm gelişme olasılığını azaltmasını sağlamasıdır.
SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde geliştirdiğimiz yeni cerrahi girişim ile kafatasında pencere açılmadan göz çukurunun sağladığı çalışma alanı ile anevrizmaların cerrahi tedavisini güvenli bir şekilde gerçekleştirebilmekteyiz.
Bu girişimimiz, beyin cerrahisi alanındaki en önemli dergide kapak konusu yapılarak yayınlanmıştır. Hangi hastaya endovasküler veya cerrahi tedavi uygulanmalı sorusunun yanıtı yapılan çalışmalar ile netleşmeye başlamıştır. Özellikle cerrahi işlem için yüksek riskli hastalar (İleri yaş, önemli sistemik hastalık varlığı, kanama sonrası derin koma durumu gibi), cerrahi ile tedavisi mümkün olmayan anevrizmalar, beynin arka dolaşımındaki anevrizmalar için endovasküler tedavi daha fazla ön plana çıkmaktadır.
Genç hasta ve beynin ön dolaşımında yerleşimli anevrizmalar için cerrahi tedavi daha fazla öne çıkmaktadır. Çünkü klipleme sonrası anevrizmanın yeniden oluşma riskinin yok denecek kadar az olması ve ağır kan sulandırıcı ilaç kullanımına ihtiyaç olmamaktadır. Ayrıca endovasküler işlem görmüş bir anevrizmanın yeniden büyümesi durumunda uygulanacak cerrahi girişimi oldukça zorlaştırmakta bazen de imkânsız hale getirebilmektedir.
Sonuç olarak beyin anevrizmalarının tedavisi oldukça zor ve multidisipliner yaklaşım gerektiren bir durumdur. Beyin ve sinir cerrahisi, endovasküler tecrübesi olan girişimsel radyoloji ve yoğun bakım hekimleri ortak çalışmalı, en uygun tedavinin istişare edilerek hasta için en güvenilir tedavi yöntemi belirlenmelidir. Sadece anevrizma tedavisi değil tedavi sırsında oluşabilecek komplikasyonlarında yönetilmesi hayati öneme sahiptir. Bu nedenlerle ileri teknoloji ile donatılmış hastaneler ve alanında uzman hekimler tarafından anevrizma hastalarının takip ve tedavisi yapılmalıdır.
Güncelleme Tarihi:2025-01-13 14:25:48
**İçeriklerimiz hastane hekimlerimiz tarafından bilgilendirme amaçlı hazırlanmıştır. Tanı ve tedavi için lütfen doktorunuza danışın.