GIDA ZEHİRLENMELERİ İHMAL EDİLDİĞİNDE CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLEN ÖNEMLİ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR

GIDA ZEHİRLENMELERİ İHMAL EDİLDİĞİNDE CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLEN ÖNEMLİ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Meltem Demirci, gıda zehirlenmelerinin; toplum sağlığını tehdit eden, önlenebilir ancak ihmal edildiğinde ciddi sonuçlar doğurabilen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Meltem Demirci, gıda zehirlenmelerinin; toplum sağlığını tehdit eden, önlenebilir ancak ihmal edildiğinde ciddi sonuçlar doğurabilen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.

Uzm. Diyetisyen Demirci, “Gıda zehirlenmesi; bakteri, virüs, parazit veya toksin içeren besinlerin tüketilmesi sonucu gelişen ve çoğunlukla sindirim sistemini etkileyen klinik bir tablodur” dedi.

Gıda zehirlenmesi belirtilerinin hafif olabileceği gibi, bazı durumlarda tıbbi müdahale gerektirecek düzeyde olabileceğine ve risk gruplarında belirtilerin daha hızlı ortaya çıkarak şiddetli seyredebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Demirci, en sık rastlanan belirtileri şöyle sıraladı:

  • “Bulantı - kusma,
  • İshal,
  • Karın ağrısı - kramp,
  • Halsizlik ve baş dönmesi,
  • Ateş,
  • İştahsızlık,
  • Dehidratasyon bulguları (Ağız kuruluğu, susuzluk hissi).”

NEDENLERİ

Uzm. Dr. Demirci, gıda zehirlenmelerinin ortaya çıkmasında en sık karşılaşılan nedenleri şu şekilde özetledi:

  • “Yeterli ısıda pişirilmemiş et, tavuk ve yumurta ürünleri.
  • Soğuk zinciri bozulmuş veya uygun koşullarda saklanmamış süt ve süt ürünleri.
  • Yeterince temizlenmemiş sebze ve meyveler.
  • Hijyen kurallarına uyulmadan hazırlanan veya servis edilen besinler.
  • Pişmiş yemeklerin uzun süre oda sıcaklığında bekletilmesi.”

Bu faktörlerin, mikroorganizmaların çoğalmasına ve besinlerin tüketim açısından riskli hale gelmesine neden olabileceğini kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, şöyle devam etti:

“Özellikle çocuklar, yaşlı bireyler, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişiler gıda kaynaklı enfeksiyonlara karşı daha hassastırlar. Sağlıklı beslenmenin temelini oluşturan gıda güvenliği yalnızca üretim ve dağıtım süreçleriyle sınırlı olmayıp, ev ortamındaki mutfak uygulamaları da belirleyici rol oynamaktadır.”

GIDA GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAK İÇİN TEMEL ÖNLEMLER

“Evde uygulayabilecek basit ancak etkili önlemlerle gıda zehirlenmeleri büyük ölçüde önlenebilir” diyen Uzm. Diyetisyen Demirci, bu önlemlerle ilgili şu bilgileri paylaştı:

“El hijyeni sağlanmalıdır: Yemek hazırlığı öncesinde ve sonrasında, çiğ gıdalarla temasın ardından en az 20 saniye eller sabun ve su ile yıkanmalıdır.

Çiğ ve pişmiş besinler ayrılmalıdır: Çiğ et, balık ve tavuk ürünleri diğer gıdalarla temas etmeyecek şekilde muhafaza edilmeli; mümkünse ayrı kesme tahtaları ve ekipmanlar kullanılmalıdır.

Yeterli pişirme uygulanmalıdır: Özellikle hayvansal kaynaklı besinlerde iç sıcaklığın güvenli düzeye ulaşması sağlanmalıdır.

Uygun saklama koşulları sağlanmalıdır: Pişmiş yemekler oda sıcaklığında en fazla 2 saat bekletilmeli, uygun kaplarda buzdolabında saklanmalıdır.

Sebze ve meyve temizliği ihmal edilmemelidir: Akan suda bol suyla yıkanmalı, gerek görüldüğünde uygun dezenfeksiyon yöntemleri kullanılmalıdır.”

Gıda zehirlenmelerinin büyük bir bölümünün doğru hijyen uygulamaları, uygun pişirme teknikleri ve doğru saklama koşulları ile önlenebileceğini anımsatan Uzm. Diyetisyen Demirci, “Gıda güvenliği bilincinin kazandırılması, bireysel sağlığın korunmasının yanı sıra toplum sağlığının sürdürülebilirliği açısından da temel bir gerekliliktir” diye konuştu.

TEDAVİ EDİLMEYEN İNFLAMATUVAR BAĞIRSAK HASTALIKLARI CİDDİ SORUNLARA NEDEN OLABİLİR

TEDAVİ EDİLMEYEN İNFLAMATUVAR BAĞIRSAK HASTALIKLARI CİDDİ SORUNLARA NEDEN OLABİLİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Sezgin Barutçu, tedavi edilmeyen veya kontrolsüz seyreden inflamatuvar bağırsak hastalıklarının bazı ciddi sorunlara neden olabileceğini söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Sezgin Barutçu, tedavi edilmeyen veya kontrolsüz seyreden inflamatuvar bağırsak hastalıklarının bazı ciddi sorunlara neden olabileceğini söyledi.

Doç. Dr. Barutçu, “İnflamatuvar bağırsak hastalıkları; Crohn hastalığı ve ülseratif kolit vb. gibi, bağırsaklarda uzun süreli iltihaba yol açan kronik hastalıklardır. Bu hastalıklar bağışıklık sisteminin bağırsaklara aşırı tepki vermesiyle ortaya çıkar” dedi.

BELİRTİLERİ

Genellikle genç yaşlarda başlayan ve dönem dönem şiddetlenebilen inflamatuvar bağırsak hastalıklarının belirtilerinin kişiden kişiye değişiklik göstermekle birlikte en sık karın ağrısı, ishal (Bazen kanlı), kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk ve makatta ağrı görüldüğünü kaydeden Do. Dr. Barutçu, bağırsak dışında eklem, göz, cilt ve karaciğer vb. gibi birçok sistemin de etkilenebileceğini belirtti.

TEDAVİSİ

“Tedavideki temel amaçlarımız iltihabı azaltmak, şikayetleri gidermek, hastalığın alevlenmesini engellemek ve kişinin normal yaşamına devam etmesini sağlamaktır” diyen Doç. Dr. Barutçu şöyle devam etti:

“Tedavi edilmeyen veya kontrolsüz seyreden inflamatuvar bağırsak hastalıkları bazı ciddi sorunlara neden olabilir. Bağırsaklarda iltihap olduğunda besinlerin emilimi bozulur, bu da vitamin-mineral eksikliklerine ve ciddi kilo kaybına neden olabilir.

Özellikle Crohn hastalığında, bağırsak duvarı kalınlaşarak darlık oluşturabilir. Bu durum yemeklerin geçişini zorlaştırır ve cerrahi gerektirebilir. Uzun süren bağırsak kanamaları demir eksikliği anemisine yol açabilir. Crohn hastalığında bağırsak ile başka organlar arasında istenmeyen geçiş yolları (Fistül) oluşabilir. Bu durum ağrı, akıntı ve enfeksiyon riskine yol açar. Uzun yıllar devam eden ülseratif kolit veya tüm kalın bağırsağı tutan Crohn hastalığında kolon kanseri riski artabilir. Bu nedenle düzenli kolonoskopi kontrolleri önemlidir.

Günümüzde çok gelişmiş ilaçlar sayesinde hastalık çoğu zaman kontrol altına alınabilmekte ve olumsuz sonuçların önüne geçilebilmektedir. Düzenli takiplere gitmek, doktorun önerdiği ilaçları aksatmamak ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları tedavinin önemli parçalarıdır.”

Doç. Dr. Barutçu, uzun süren ishal veya karın ağrısında, dışkıda kan görülmesi durumunda, açıklanamayan kilo kaybı yaşandığında, ateş ve halsizlik şikâyetlerinin devam etmesi halinde inflamatuvar bağırsak hastalıkları açısından mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına başvurulması gerektiğini söyledi.

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR SIK GÖRÜLÜR

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR SIK GÖRÜLÜR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, çocukluk çağında döküntülü hastalıkların oldukça sık görüldüğünü ve çoğu zaman viral enfeksiyonlara bağlı olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, çocukluk çağında döküntülü hastalıkların oldukça sık görüldüğünü ve çoğu zaman viral enfeksiyonlara bağlı olduğunu söyledi.

Uzm. Dr. Erdoğan, “Döküntü; deride kızarıklık, kabarıklık, içi sıvı dolu lezyonlar, pullanma ya da noktasal kanamalar şeklinde ortaya çıkabilir. Bir döküntüyü değerlendirirken başlangıç şekli, yayılım yönü, rengi, ateş ve diğer bulguların varlığı, ilaç veya temas öyküsü mutlaka sorgulanmalıdır” dedi.

Uzm. Dr. Erdoğan, çocukluk çağında görülen döküntülü hastalıklara yönelik şu bilgileri paylaştı:

“1. EL AYAK AĞIZ HASTALIĞI:

Ağız içinde ağrılı aftlar, el içi ve ayak tabanında içi su dolu kabarcıklar ile seyreder. Hafif ateş ve iştahsızlık eşlik edebilir. Genellikle hafif seyreder ve 7–10 gün içinde döküntüler iz bırakmadan iyileşir. Ağız yaralarına bağlı sıvı alımı azalabileceğinden dehidratasyon riski vardır.

2. KIZAMIK:

Yüksek ateş, öksürük, burun akıntısı ve gözlerde kızarıklık ile başlar. Ağzın içinde küçük beyaz lekeler (Koplik lekeleri) görülebilir. Kulak arkasından başlayıp yayılan vücuda tipik döküntü vardır. Döküntüler yüzden başlayarak sırayla solar ve kahverengiye döner. Döküntüden 4 gün önce ve 4 gün sonrasına dek bulaşıcıdır. Komplikasyonlar arasında orta kulak iltihabı, zatürre ve beyin zarı iltihabı yer alır.

3. KIZAMIKÇIK:

Genellikle hafif seyreder. Yüz ve gövdede pembe döküntü, lenf bezlerinde belirgin şişlik görülür. Gebeliğin ilk 3 ayında geçirilmesi anne karnındaki bebek için risklidir.

4. BEŞİNCİ HASTALIK (ERİTEMA İNFEEKSİYOZUM):

Parvovirus B19’a bağlı gelişir. Yüzde ‘tokat atılmış’ gibi parlak kırmızılık ve ardından kollar-bacaklarda dantel tarzı döküntü oluşur. Hafif ateş ve yorgunluk eşlik edebilir.

5. ALTINCI HASTALIK (ROSEOLA INFANTUM):

3–4 gün süren yüksek ateşin ani düşmesiyle birlikte gövdeden başlayıp yayılan döküntü görülür. 1–2 gün içinde solar ve iz bırakmaz.

6. SU ÇİÇEĞİ: Kırmızı kabarıklık → içi su dolu vezikül → kabuklanma şeklinde ilerleyen farklı evrede döküntüler ile karakterizedir. Genellikle kaşıntılıdır ve kaşıntıya bağlı bakteriyel enfeksiyon oluşmazsa iz bırakmadan iyileşir.”

EBEVEYNLERE ÖNERİLER

Uzm. Dr. Erdoğan, ebeveynlere kısaca şu önerilerde bulundu:

  • “Çocuğun tırnaklarını kısa tutun.
  • Kaşıntı için hekimin önerdiği losyonları kullanın.
  • Bol sıvı tüketmesini sağlayın.
  • Döküntüler bulaşıcı olabilir; kreş/okul dönüşü hekime danışın.
  • Aşılama takvimine uyun.”

AŞI İLE ÖNLENEBİLİR DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR

Çocukluk çağında görülen bazı döküntülü hastalıkların, rutin aşılama programı sayesinde büyük ölçüde önlenebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Erdoğan, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Bu hastalıklar hem ciddi komplikasyonlara neden olabilirken hızlı bulaşma özelliği sebebiyle toplum sağlığı için de tehdittir. Ülkemizde uygulanmakta olan çocukluk çağı aşı takvimi ile kızamık, kızamıkçık, su çiçeği ve kabakulak hastalıkları kontrol altına alınabilmektedir.”

MİDE KANSERİ, SESSİZ İLERLER AMA ERKEN TEŞHİSLE TEDAVİ EDİLEBİLİR

MİDE KANSERİ, SESSİZ İLERLER AMA ERKEN TEŞHİSLE TEDAVİ EDİLEBİLİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Melik, mide kanserinin, midenin iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan ciddi bir hastalık olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Melik, mide kanserinin, midenin iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan ciddi bir hastalık olduğunu söyledi.

Dr. Öğr. Üyesi Melik, “Ülkemizde de sık görülen ve çoğu zaman sinsice ilerleyen mide kanseri, erken teşhisle tamamen tedavi edilebilir” dedi.
Uzun süren mide yanması, şişkinlik, hazımsızlık gibi şikâyetlerin ‘stresten olur’ diyerek geçiştirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Melik, “Bu belirtiler yeni başladıysa veya sürekli hale geldiyse bir uzman hekime başvurmak gerekir” şeklinde konuştu.

Dr. Öğr. Üyesi Melik, belirtileri şöyle sıraladı:

  • Geçmeyen mide ağrısı veya rahatsızlık hissi,
    İştahsızlık, erken doyma,
    Nedensiz kilo kaybı,
    Bulantı veya kusma,
    Katran renginde dışkı gibi durumlar sayılabilir.

Her mide ağrısı kanser değildir, ama özellikle 40 yaş üstü bireylerde bu şikâyetler uzun sürüyorsa genel cerrahi veya gastroenteroloji uzmanına başvurmalıdır.”

KİMLER RİSK ALTINDA?

Dr. Öğr. Üyesi Melik, risk altındaki kişilerle ilgili şu bilgileri paylaştı:

  • “Helicobacter pylori enfeksiyonu olanlar,
    Ailesinde mide kanseri öyküsü bulunanlar,
    50 yaş üzerindekiler,
    Sigara, alkol kullananlar,
    Tuzlu, tütsülenmiş ve işlenmiş gıdalarla beslenenler,
    Az sebze-meyve tüketenler,
    Obez bireyler.

Yaşam tarzı değişiklikleriyle bu risklerin önemli ölçüde azaltılabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melik, “Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji uzmanları, risk grubundaki bireylerde düzenli kontrollerin önemine özellikle dikkat çekmektedirler” dedi.

ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR

Erken tanı konan mide kanserinde tedavi başarısının yüzde 90’a kadar çıktığını anımsatan Dr. Öğr. Üyesi Melik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun anahtarı endoskopidir. Endoskopi, halk arasında, kamera ile mideye bakma olarak bilinir. Ucunda kamera bulunan ince bir tüp yardımıyla mide içi görüntülenir ve şüpheli alanlardan biyopsi alınır. Ağrısız ve kısa süren bir işlemdir. Genel Cerrah ve Gastroenterologlar, 40 yaş sonrası mide şikâyeti olan herkese bu basit işlemin ihmal edilmemesini önermektedir.”

TEDAVİ BİR EKİP İŞİDİR

Tedavinin hastalığın evresine göre planlandığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Melik, tedaviye yönelik şunları kaydetti:
“Erken evrede, küçük tümörler endoskopik olarak alınabilir. İleri evrede, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi veya hedefe yönelik tedaviler uygulanır. Bu süreçte Genel cerrahi, onkoloji, gastroenteroloji, diyetisyen ve psikolojik destek ekipleri birlikte çalışır. Multidisipliner yaklaşım, tedavi başarısını artırır.”

KORUNMAK ELİMİZDE

Dr. Öğr. Üyesi Melik, mide kanserinden korunmak için şu önerilerde bulundu:

  • “Sigara ve alkolü bırakın.
    Tuzlu, tütsülenmiş ve işlenmiş gıdalardan uzak durun.
    Sebze-meyve tüketimini artırın.
    Fazla kilolardan kurtulun, aktif yaşayın.
    Helicobacter pylori enfeksiyonu varsa tedavi olun.
    Mide şikâyetlerini ve aile öyküsünü ihmal etmeyin.”

    Mide kanserinin korkutucu olabileceğini ancak erken tanı ve bilinçli yaşam alışkanlıkları ile önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu anımsatan Dr. Öğr. Üyesi Melik, “Unutmayın; erken teşhis hayat kurtarır. Midenizin sesini dinleyin, bedeninizi ihmal etmeyin” diye konuştu.

ERKEKLER İYİ HUYLU PROSTAT BÜYÜMESİYLE YAŞ İLERLEDİKÇE SIK KARŞILAŞIR

ERKEKLER İYİ HUYLU PROSTAT BÜYÜMESİYLE YAŞ İLERLEDİKÇE SIK KARŞILAŞIR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi, iyi huylu prostat büyümesinin (BPH-Benign Prostat Hiperplazisi) erkeklerin yaş ilerledikçe sık karşılaştığı bir sağlık durumu olduğunu söyledi.

Opr. Dr. Tüfekçi, “BPH, prostat kanserinden tamamen farklı bir hastalık olup, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilemektedir” dedi.      

İdrar kesesinin hemen altında yer alan prostatın, idrar kanalını (Üretra) çevreleyen bir bez olduğunu kaydeden Opr. Dr. Tüfekçi, “BPH, bu bezin hücrelerinin çoğalarak büyümesi ve idrar kanalına baskı yaparak idrar yapma ile ilgili şikayetlere neden olan bir hastalıktır” şeklinde konuştu.

BELİRTİLER:

Opr. Dr. Tüfekçi, BPH’nin belirtilerini şöyle sıraladı:

  • Sık İdrara Çıkma: Özellikle gece uykudan uyandıran sık idrara çıkma ihtiyacı.
  • Ani Sıkışma Hissi: Aniden gelen ve ertelemesi zor olan idrara çıkma isteği.
  • Zayıf İdrar Akımı: İdrar yapmaya başlama zorluğu, idrar akımının incelmesi ve yavaşlaması.
  • İdrarı Kesik Kesik Yapma: İdrarı yaparken durarak, yeniden başlama durumu olması.
  • Tam Boşaltamama Hissi: İdrar kesesinin tamamen boşalmadığı hissi.

Bu belirtiler çoğunlukla 50 yaşından sonra başlar, yaşla birlikte görülme sıklığı artar.”

TANI:

“BPH tanısı, genellikle bir üroloji uzmanı tarafından yapılan muayene ve çeşitli tetkikler ile konulur. Hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve rektal yolla yapılan parmakla prostat muayenesi tanı koyma açısından oldukça önemlidir” diyen Opr. Dr. Tüfekçi, tanıya ait şu bilgileri paylaştı:

“Kan testi ile Prostat Spesifik Antijen (PSA) seviyesi ölçülür. Bu test hem BPH hem de prostat kanseri için önemli olup 50 yaş üzerindeki her erkekte yapılması önerilmektedir. Tam idrar tahlili yapılarak, idrar yolu enfeksiyonu veya idrarda kan olup olmadığının kontrolü mutlaka yapılmalıdır. Yine üroflowmetri adı verilen işeme testi ile idrar akım hızı ölçülerek var olan prostat büyümesinin idrar yapmayı ne derecede etkilediği değerlendirilmelidir.”

TEDAVİ SEÇENEKLERİ:

BPH tedavisinin, semptomların şiddetine ve hastanın genel sağlık durumuna göre kişiye özgü planlanması gerektiğini belirten Opr. Dr. Tüfekçi, tedaviye yönelik şunları söyledi:

“Hafif belirtileri olan hastalarda, yaşam tarzı değişiklikleri (Sıvı alımını ayarlama, diüretik etki yapan maddelerin alımını azaltma, bazı besin maddelerinin tüketimini azaltma vs.) önerilerek ve düzenli kontrollerle durumlarını takip ederek yönetilebilmektedir. Bu düzenlemelere rağmen şikayetlerinde gerileme olmayan ya da şikayetleri orta-şiddetli düzeyde olan hastalarda öncelikli olarak ilaç tedavileri uygulanmaktadır.

İlaç tedavisinin yetersiz kalması, sürekli idrar yolu enfeksiyonu ya da idrarda kanama olması, BPH'ye eşlik eden bir mesane taşı varlığı veya hastanın ilaçlardan kurtulma isteğinin olması durumunda ise minimal invaziv yöntemler ile uygulanan cerrahi tedaviler gündeme gelmektedir.

Burada önemli olan cerrahi tedavilere karar verme zamanlamasının doğru olmasıdır. İlaçlar ile yeterince kontrol altına alınamadığı zaman, BPH'ye bağlı idrar yapamama durumu ilerleyen aşamalarda idrar kesesinin de yapısının bozarak bazı semptomların geri dönüşsüz olmasına neden olabilmektedir.

Günümüzde iyi huylu prostat büyümesi için uygulanan en sık minimal invaziv cerrahi yöntemler; transuretral insizyon (TUİP), bipolar transuretral rezeksiyon prostat (TUR- P), holmium Lazer Prostat (HoLEP) ve thulium lazer prostat (ThuLEP) tedavileri olup yine daha az sıklıkta uygulanan çeşitli cerrahi yöntemler de mevcuttur. Bu tedaviler arasından seçim yaparken detaylı bir hasta değerlendirmesi ve büyümüş prostatın hacmi önemli rol oynamaktadır.”

BPH’nin, tedavi edilmediğinde zamanla daha ciddi sağlık problemlerine neden olabileceğine dikkat çeken Opr. Dr. Tüfekçi, hastaların yaşayabileceği sağlık sorunlarına yönelik şunları anlattı:

“Hastalarda idrarı hiç yapamamaya bağlı sonda takılma ihtiyacı gelişebilir. Uzun süreli mesanenin tam boşalamaması durumunda idrar içerisindeki minerallerin birikimi sonucu mesane taşı oluşabilir.

Yine bu duruma bağlı olarak sık idrar yolu enfeksiyonu ve idrarda kanama atakları ortaya çıkabilir. İdrar kesesinin sürekli bir zorluk ile karşılaşmasından ötürü yapısı bozulabilir ve bu durum bir süre sonra şikayetlerin geri dönüşümsüz olmasına sebep olabilir. Hatta ilerleyen süreçte idrar kesesinde biriken idrarın geriye doğru böbreklere baskı yapması sonucunda böbrek fonksiyonlarında bozulmaya dahi sebep olabilmektedir.”

50 yaş ve üzerindeki her erkeğin, belirti olsun veya olmasın, düzenli bir şekilde üroloji hekimine başvurmasının ve prostat kontrollerini yaptırmasının önemine değinen Opr. Dr. Tüfekçi, erken tanı ve uygun tedavinin, BPH'nin neden olabileceği ciddi komplikasyonları önlemek adına önemli olduğunu söyledi.

KOLOREKTAL KANSER, DÜNYADA EN YAYGIN ÜÇÜNCÜ KANSERDİR

KOLOREKTAL KANSER, DÜNYADA EN YAYGIN ÜÇÜNCÜ KANSERDİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Ersin Borazan, kolorektal kanserin, tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 10'unu oluşturan dünya çapında en yaygın üçüncü kanser olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Ersin Borazan, kolorektal kanserin, tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 10'unu oluşturan dünya çapında en yaygın üçüncü kanser olduğunu söyledi.

“Dünyada kansere bağlı yaşam kayıplarında ikinci sırada yer alan kolorektal kanserin erken evrede ilk tedavisi cerrahidir” diyen Doç. Dr. Borazan, erken evre kolon kanserini şöyle tanımladı: 

“Erken evre kolon ve rektum (Kalın bağırsak) kanseri bitişik organların, lenf düğümlerinin veya uzak organ tutulumu olmaksızın tamamen cerrahi olarak çıkarılabilen kolon kanseri olarak tanımlanabilir. Kolon ve rektum, kalın bağırsağın bütünüdür. Rektum, kalın bağırsağın anüse kadar olan son 15 cm’sidir.”

KOLON KANSERİ BELİRTİLERİ

Doç. Dr. Borazan kolon kanserinde en yaygın belirtileri bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (Kabızlık vb.), karın ağrısı, bulantı, anemiye bağlı yorgunluk-halsizlik, siyah renkli veya kanlı dışkılama, kilo kaybı olarak sıraladı.

ERKEN EVREDE GÖRÜLEBİLECEK ŞİKAYETLER

Erken evrede genel olarak belirgin bir şikayetin olmadığını belirten Doç. Dr. Borazan, bazen dışkıda gizli kan pozitifliği olabileceğini belirterek, “Bir kişide kolon kanseri risk faktörleri yoksa, 50 yaşından sonra tarama amaçlı kolonoskopi önerilmektedir” dedi.

KOLON KANSERİ TANISI

Kolon kanserinden şüphelendiğinde genellikle kolonoskopi ile anüsten girilerek tüm kalın bağırsağın içinin görüntülendiğini kaydeden Doç. Dr. Borazan, tanıya yönelik olarak şunları söyledi:

“Bu işlem anestezi altında güvenle uygulanmaktadır. Bir kanser dokusu görüldüğünde bunu doğrulamak için biyopsi yapılır. Kolon kanseri teşhis edildiğinde, bir sonraki adım evreleme yapmaktır. Evrelemenin amacı bir kanserin saldırganlığını ve yaygınlığını tanımlamak ve tedavi şeklini belirlemektir. Fiziksel muayenede kanser yayılımı belirtileri olabilir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) taraması veya Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) yapılması, PET görüntüleme, çevre ve uzak organlara yayılımı gösterebilir. Ameliyat sonrası patolojinin mikroskop altında incelenmesi ile yaygınlığı netlik kazanır.”

KOLON KANSERİ AMELİYATLARI

Erken evre kolon kanserinin ilk tedavisinin cerrahi olduğunu anımsatan Doç. Dr. Borazan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ameliyat sırasında kolon ve çevresindeki dokuların kanserli kısmı çıkarılır. Bu çevre doku içindeki lenf bezi düğümleri, kanserin kolonun ötesine yayılıp yayılmadığını belirlemek için patolojiye incelemeye gönderilir. Çoğu insanda, kolonun iki ucu, kanserli dokular çıkarıldıktan hemen sonra yeniden birbirine bağlanabilir. Bu yapılabilirse makat aracılığıyla normal dışkılamaya devam edilir.

Diğer durumlarda, kolon ilk ameliyat sırasında yeniden birbirine bağlanamaz. Bu, cerrahın yeniden bağlantının başarısız olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşündüğü veya iyileşmek için zamana ihtiyaç duyulduğu durumunda yapılır. Eğer bu gerçekleşirse, cerrah kolonu (ve bazen ince bağırsağı) karın duvarına ağızlaştırır (Ostomi). Bağırsak içeriğini toplamak için ostominin üzerine bir torba takılır. Ostomi genellikle geçicidir. Kolonun iki ucu genellikle kemoterapi tamamlandıktan sonra veya birkaç ay sonra yeniden bağlanabilir. Diğer durumlarda, kolostomiye kalıcı olarak ihtiyaç olacaktır.”

SAĞLIKLI BİREYLERDE KOLON KANSERİ TARAMASI

Rutin taramada dışkıda gizli kanın ve anemi durumlarında sebebin araştırılmasının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Borazan, “Makattan kan gelmesi de üzerinde durulması gereken bir belirtidir. Bu tip şikayetlerde muhakkak hekime başvurmak gereklidir” diye konuştu.

KOLON KANSERİNDE GENETİK - AİLESEL YATKINLIK

Kolon kanseri olan kişilerin ailelerinin de kolorektal kanser riski açısından bilinçli olması gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Borazan, şu bilgileri paylaştı:

“60 yaşından önce kolorektal kanser veya polipler olan bir ebeveyne, kardeş ya da çocuğa sahipseniz ya da herhangi bir yaşta tanı konulan iki akrabanız varsa, kolon kanseri için daha erken taramaya (Ortalama 40 yaşından itibaren) başlamalısınız.

Bazı genetik rahatsızlıklar kolon kanseri riskini artırır. En yaygın durumlar arasında Lynch Sendromu (Kalıtsal nonpolipoliz kolon kanseri) ile ailesel Adenomatöz Polipozis (FAP) sayılabilir.

Kolon kanseriyle ilgili güçlü bir aile öyküsü varsa (İki veya daha yakın akraba), genetik danışmanlık ve olası genetik test ihtiyacı doğabilir. Genetik test sonuçları sizin ve ailenizin tedaviye veya daha yakın gözetime ihtiyaç duyup duymadığınızı belirlemenize yardımcı olacaktır.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ İLE OSB KOLEJİ ARASINDA PROTOKOL İMZALANDI

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ İLE OSB KOLEJİ ARASINDA PROTOKOL İMZALANDI

SANKO Üniversitesi Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi ile Gaziantep OSB Koleji arasında, erken yaşta obezite ile ilgili farkındalık oluşturmak ve çocukluk obezitesini engellemek amacıyla, “Sağlıklı Bedenler İçin Kaliteli Beslenme ve Kalıcı İyileşme” konusunda iş birliği protokolü imzalandı.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi ile Gaziantep OSB Koleji arasında, erken yaşta obezite ile ilgili farkındalık oluşturmak ve çocukluk obezitesini engellemek amacıyla, “Sağlıklı Bedenler İçin Kaliteli Beslenme ve Kalıcı İyileşme” konusunda iş birliği protokolü imzalandı. 

Proje kapsamında SANKO Üniversitesi Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi’nin sağlık profesyonelleri, obezite hastalığına dikkat çekmek ve bu hastalıktan korunmak için uygulanabilir yöntemleri öğrencilerin yaşamına entegre edebilmeyi amaçlamaktadır. 

Protokol kapsamında SANKO Üniversitesi Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi tarafından OSB Koleji öğrencilerine yönelik bilgilendirme yapıldı. 

Toplantıda, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı / Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi Cerrahları Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy ve Dr. Öğr. Üyesi Ali Bora Üstünsoy, Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi Koordinatörü Sinem Hacıömeroğlu, Uzm. Diyetisyen Tuba Demirkıran, Psikolog Mehmetcan Aslan ile Fizyoterapist Esma Demircan “Obezitenin başlangıç noktasının belirlenmesi”, “Çocukluk obezitesinin önemi”, “Beslenmede doğru bilinen yanlışlar”, “Öğrencileri doğru beslenme konusunda bilinçlendirmek”, “Bireylerin her yaşta vücut yağ kütlelerini dengede tutabilmeleri için fiziksel aktivitenin önemini vurgulamak”, “Duygusal yeme bozukluğu” gibi konular hakkında bilgiler verdi. 

OSB Okul Müdürü A. Fatih Ağcabay, Müdür Yardımcıları İlhami Aslansoy ve Ahmet Hoşaf ile öğretmenlerin de katıldığı toplantı, öğrencilerin sorularının cevaplandırılmasıyla sona erdi.

HIV, TÜM YAŞ GRUPLARINDA ENFEKSİYONA NEDEN OLAN BİR VİRÜSTÜR

HIV, TÜM YAŞ GRUPLARINDA ENFEKSİYONA NEDEN OLAN BİR VİRÜSTÜR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tanrıverdi, 1 Aralık Dünya AIDS Günü nedeniyle yaptığı açıklamada “HIV (Human Immunodeficiency Virus - İnsan İmmünyetmezlik Virüsü), 1980’li yıllardan bu yana dünyada tüm yaş gruplarında enfeksiyona neden olan bir virüstür” dedi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tanrıverdi, 1 Aralık Dünya AIDS Günü nedeniyle yaptığı açıklamada “HIV (Human Immunodeficiency Virus - İnsan İmmünyetmezlik Virüsü), 1980’li yıllardan bu yana dünyada tüm yaş gruplarında enfeksiyona neden olan bir virüstür” dedi.

HIV virüsünün bulaşıcı olup, kişinin bağışıklık sisteminde yer alan hücrelere zarar vererek enfeksiyona yol açtığını belirten Doç. Dr. Tanrıverdi, “Tedavi edilmediği takdirde AIDS’e (Kazanılmış İmmün Yetmezlik Sendromu) neden olarak insanlarda yaşam kayıplarına yol açar. Ancak son yıllarda geliştirilen ilaç tedavileri ile bu enfeksiyondan yaşam kayıpları azalmaktadır” şeklinde konuştu.

BULAŞMA ŞEKLİ

En sık bulaşma şeklinin korunmasız cinsel temas sonucu olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tanrıverdi, şöyle devam etti:

“Damar içi madde kullananlar ve kan transfüzyonları sonucunda da bulaşma olur. Uygulanan ilaç tedavileri bulaşıcılığı da engellemekte, anne ve babanın HIV pozitif olduğu durumlarda, bebek HIV negatif olarak doğabilmektedir. Bununla birlikte henüz hastalığa yönelik bir aşı bulunmamaktadır.”

Doç. Dr. Tanrıverdi, Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2013 yılı raporu konusunda ise şu bilgileri verdi.

“Tahminlere göre, 2012 yılında dünyada yaklaşık olarak 2,3 milyon kişi HIV’e yakalanmış ve 1,6 milyon kişi ise AIDS nedeniyle yaşamını kaybetmiştir.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise, 1985 – 2013 yılları arasında 7.050 HIV enfeksiyonu bildirilmiştir. Bildirilen enfeksiyonların yüzde 73’ü erkek olarak kayıtlara geçmiştir.”

Doç. D. Tanrıverdi, “Ülkemiz hala dünyada HIV enfeksiyonu az görülen ülkeler arasında yer almaktadır” diye konuştu.

PANKREAS KANSERİ, GENELLİKLE ERKEN DÖNEMDE BELİRTİ VERMEDİĞİ İÇİN GEÇ EVRELERDE TANI ALIR

PANKREAS KANSERİ, GENELLİKLE ERKEN DÖNEMDE BELİRTİ VERMEDİĞİ İÇİN GEÇ EVRELERDE TANI ALIR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ahmet Balık, kansere bağlı yaşam kayıplarında dördüncü sırada yer alan pankreas kanserinin genellikle erken dönemde belirti vermediği için geç evrelerde tanı aldığını söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ahmet Balık, kansere bağlı yaşam kayıplarında dördüncü sırada yer alan pankreas kanserinin genellikle erken dönemde belirti vermediği için geç evrelerde tanı aldığını söyledi.

Prof. Dr. Balık, “Pankreas kanseri, erken dönemde fark edildiğinde cerrahi tedavi ile uzun süreli sağ kalım mümkündür” dedi.

PANKREAS VE GÖREVLERİ

Pankreasın, karnın üst arka kısmında, karaciğer ile dalak arasında yer alan, ekzokrin ve endokrin salgı gibi iki önemli işlevi olan bir organ olduğunu kaydeden Prof. Dr. Balık, “Ekzokrin kısmı sindirim enzimlerini üretirken, endokrin kısmı insülin ve glukagon gibi kan şekeri düzenleyici hormonları salgılar. Bu nedenle pankreas hem sindirim sistemi hem de metabolizma için hayati öneme sahiptir” şeklinde konuştu.

BELİRTİLER GENELLİKLE GEÇ ORTAYA ÇIKAR

Pankreas kanserinin belirtilerinin, tümörün yerleşim yerine göre değiştiğini anımsatan Prof. Dr. Balık, belirtileri şöyle özetledi:

“- Pankreasın baş kısmındaki tümörler genellikle sarılık, idrarda koyulaşma, kaşıntı gibi bulgularla kendini gösterir ve bu sayede daha erken fark edilebilir.

- Kuyruk kısmındaki tümörler ise uzun süre sessiz seyreder.

İleri evrelerde kilo kaybı, halsizlik, sırt ağrısı, bulantı, iştahsızlık, karında şişkinlik ve kusma gibi şikâyetler görülebilir.”

RİSK FAKTÖRLERİ

Pankreas kanseri için hem önlenebilir hem de önlenemeyen risk faktörleri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Balık, risk faktörlerini şöyle sıraladı:

“Önlenebilir risk faktörleri:

- Sigara kullanımı (Riski 2 kat artırır)

- Aşırı kilo ve hareketsiz yaşam

- Diyabet

- Kronik pankreatit (Özellikle alkol ve sigara kullananlarda)

- Uzun süre kimyasallara maruz kalma

Önlenemeyen risk faktörleri:

- İleri yaş

- Kadın cinsiyet

- Genetik yatkınlık (Ailede pankreas veya diğer organ kanserleri).

Sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma ve düzenli kontrollerle bu riskler önemli ölçüde azaltılabilir.”

TANI NASIL KONUR?

Pankreas kanserinin, erken dönemde genellikle belirti vermediği için tesadüfen saptandığını belirten Prof. Dr. Balık, tanıya yönelik şunları söyledi:

“Tanıda ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR), endoskopi ve PET-BT kullanılır. Bu yöntemler hem tanı koymada hem de cerrahi planlamada büyük önem taşır.”

TEDAVİDE CERRAHİ ÖN PLANDA

“Pankreas kanserinde en etkili tedavi cerrahidir. Tümörün yeri ve damarlarla ilişkisine göre organın bir kısmı veya tamamı çıkarılır. Bu ameliyatlar ileri düzey deneyim gerektirdiği için özelleşmiş cerrahi ekipler tarafından yapılmalıdır” diyen Prof. Dr. Balık, şöyle devam etti:

“Bazı hastalarda önce kemoterapi uygulanarak tümörün küçülmesi sağlanır, ardından cerrahiye geçilir. Genel Cerrahi uzmanları, bu süreçte onkoloji ve gastroenteroloji ekipleriyle iş birliği içinde çalışır. Ameliyat sonrası dönemde de hastaların yakın takibi büyük önem taşır.”

PANKREAS OLMADAN YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ?

Pankreas olmadan da yaşamanın mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Balık, şu noktalara dikkat çekti:

“Ancak pankreas tamamen alındığında insülin eksikliği nedeniyle hastalar ömür boyu insülin tedavisi almak zorundadır. Ayrıca sindirim enzimleri de dışarıdan ilaç şeklinde verilir.”

ERKEN TANI HAYAT KURTARIR

“Erken evre pankreas kanserinde, zamanında yapılan cerrahi müdahale ve uygun tedaviyle uzun süreli yaşam mümkündür” diyen Prof. Dr. Balık, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu nedenle özellikle aile öyküsü bulunan, sigara içen veya yeni gelişen diyabeti olan kişilerin düzenli kontrollerini yaptırması gerekir.

Pankreas kanseri çoğu zaman sessiz ilerler; ama erken tanı ve cerrahi müdahale ile mücadele edilebilir. Unutmayın, vücudunuzu dinleyin, belirtileri hafife almayın.

Erken tanı, pankreas kanserinde de hayat kurtarır.”

NO TOUCH LAZER İLE GÖZLÜKSÜZ HAYATA TEMASSIZ GEÇİŞ

NO TOUCH LAZER İLE GÖZLÜKSÜZ HAYATA TEMASSIZ GEÇİŞ

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Pelin Özyol, No Touch Lazer’in Transepitelyal PRK’nın miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurlarının düzeltilmesinde kullanılan bir lazer cerrahisi yöntemi olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Pelin Özyol, No Touch Lazer’in Transepitelyal PRK’nın miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurlarının düzeltilmesinde kullanılan bir lazer cerrahisi yöntemi olduğunu söyledi.

İşlem sırasında göz yüzeyine herhangi bir cerrahi aletle işlem uygulanmamasının temel özellik olduğunu anlatan Prof. Dr. Özyol, yöntemle ilgili şu bilgileri verdi:

“Geleneksel PRK yönteminden farklı olarak, No Touch Lazer, korneanın en üst tabakası olan epiteli kaldırmak için mekanik bir uygulama veya alkol kullanmaz. Bunun yerine epitel tabakası excimer lazer ile doğrudan uzaklaştırılır. Ardından, aynı lazer cihazı, alttaki kornea dokusunu yeniden şekillendirerek görme kusurunu düzeltir. Tüm bu süreç, hasta sadece lazer cihazının ışığına bakarken, her iki göz için kısa sürede tamamlanır.”

ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİ VE UYGULAMA ALANLARI

“İşlem sırasında göze dokunulmadığı için, cerrahi temastan çekinen hastalar için psikolojik bir konfor sağlar” şeklinde konuşan Prof. Dr. Özyol, No Touch Lazerin diğer özelliklerine ve uygulama alanlarına yönelik şöyle konuştu:

“Korneada bir "flep" oluşturulmadığı için, bu kapakçıkla ilgili olası komplikasyon riskleri ortadan kalkar.

Korneası ince olan veya klasik LASIK yöntemine uygun olmayan bazı hastalara alternatif olarak uygulanabilir.

Diğer yüzey ablasyon yöntemlerinde olduğu gibi, epitel tabakasının kendini yenilemesi gerektiğinden, ilk birkaç gün ağrı, batma ve sulanma gibi geçici rahatsızlıklar görülebilir. Tam görme netliğine ulaşmak bir miktar zaman alabilir.”

No Touch Lazerin, gözlük ve lens bağımlılığından kurtulmak isteyenler için bir seçenek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özyol, her yöntemde olduğu gibi, uygunluk için detaylı bir göz muayenesi ve hekim değerlendirmesinin kritik önemine sahip olduğunu belirtti.

SOĞUK HAVALARDA AKCİĞER ENFEKSİYONLARINA DİKKAT

SOĞUK HAVALARDA AKCİĞER ENFEKSİYONLARINA DİKKAT

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Ali Ersoy, halk arasında akciğer enfeksiyonlarının en çok bilinen şeklinin zatürre (Pnömoni) olarak adlandırıldığını belirterek “Özellikle kış aylarında, bağışıklığı zayıf kişilerde ve kronik hastalığı olanlarda daha sık görülür” dedi.

Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, akciğer enfeksiyonunun, akciğer dokusuna mikroorganizmaların (Genellikle bakteriler veya virüslerin) yerleşip iltihap oluşturması olduğunu söyledi.

Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, akciğer enfeksiyonlarının en sık nedenlerini şöyle sıraladı:

“Bakteriler (Özellikle Streptococcus pneumoniae) ve virüsler. Grip virüsü sonrası bağışıklık zayıflayınca bakteriyel zatürre gelişebilir. Nadiren mantarlar veya parazitler de etken olabilir. Sigara kullanımı, KOAH, şeker hastalığı gibi durumlar da riski artırır.”

BELİRTİLERİ:

Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, akciğer enfeksiyonlarının belirtilerini şu şekilde özetledi:

“Yüksek ateş, öksürük (Bazen balgamlı), göğüs ağrısı, nefes darlığı, halsizlik, iştahsızlık, terleme. Bazı yaşlı veya bağışıklığı zayıf kişilerde ateş olmayabilir, sadece bilinç bulanıklığı veya nefes darlığı görülebilir.”

Halk arasında ‘soğuk algınlığı akciğere inerse zatürre olur’ şeklindeki düşüncenin kısmen doğru olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, “Basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu bazen alt solunum yollarına, yani akciğerlere ilerleyebilir. Ancak bu herkes için geçerli değildir. Bağışıklığı güçlü bir kişi çoğu zaman bu süreci kolay atlatır. Fakat yaşlılar, bebekler, sigara içenler ve kronik hastalar risk altındadır” diye konuştu.

ZATÜRRE TEDAVİ EDİLMEZSE CİDDİ SONUÇLARA YOL AÇABİLİR

Zatürrenin tedavi edilmediğinde karşılaşılabilecek sonuçların çok ciddi olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, bu sonuçları şöyle sıraladı:

  • “Akciğerde irin birikmesi (Ampiyem),
  • Solunum yetmezliği,
  • Sepsis (Kana mikrop karışması),
  • Kalp zarı veya beyin zarı iltihapları,
  • Hatta yaşam kaybıyla sonuçlanabilir.”

Zatürrenin basit bir hastalık olmadığına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, “Özellikle riskli gruplarda mutlaka erken tanı ve tedavi gerekir. Gelişen nefes darlığı, dirençli ateş, balgamda kan olması, sıvı ve gıda alımında belirgin bozulmalar önemsenmelidir. Nefes almakla batıcı, delici göğüs ve yan ağrılarının olması zatürreye ikincil akciğer zarlarında sıvı oluşmasına işaret edebilir” ifadelerini kullandı.

AKCİĞER ENFEKSİYONLARINI CİDDİYE ALIN

Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, korunma noktasında yapılması gerekenler ile ilgili şunları söyledi:

  • “Grip ve zatürre aşılarını ihmal etmeyin, bu özellikle kronik hastalıkları olanlarda ve yaşlılarda kritik öneme sahiptir.
  • Sigara içmeyin,
  • Kapalı ve kalabalık ortamlarda uzun süre bulunmayın,
  • Elleriniz sık sık yıkayın,
  • Sağlıklı beslenin ve düzenli uyuyun.”

Akciğer enfeksiyonlarının ciddiye alınması konusunda uyarıda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, şunları kaydetti:

“İçeriğini bilmediğiniz serumlarda şifa aramayın. Bu serumlar vücudunuzun size verdiği mesajları maskeleyecek ve akabinde çok daha kötü bir şekilde hastane acillerine başvurmanız gerekebilecektir. Bu serumlar yüzünden hayatını kaybedenlerin olduğunu da unutmamak gerekir. Şifayı bir sağlık kurumunda aramalıyız. Basit olarak değerlendirilen bir öksürük akciğer kanserinin de bir belirtisi olabilir.

Özellikle öksürük, ateş, nefes darlığı ve göğüs ağrısı bir aradaysa, vakit kaybetmeden doktora başvurun. Covid-19 pandemisi döneminde tedavide geç kalınmış hastalar uzun süre yoğun bakımlarda hayat mücadelesi verdiler. Bu hastaların bir kısmı içeriğini, komplikasyonlarını bilmedikleri serumlarla şifa arayan kişilerdi. Erken tanı ve doğru tedavi hayat kurtarır.”

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Her öksürükte antibiyotik gerektiği ile ilgili düşüncenin sanılanın aksine, çoğu akciğer enfeksiyonunun virüs kaynaklı olduğundan antibiyotiğin işe yaramayacağını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ersoy şöyle devam etti:

“Zatürre sadece yaşlılarda olur diye düşülmekte ancak gençlerde hatta sağlıklı bireylerde bile görülebilir. Bitkisel çaylar hastalığı tedavi etmesi konusuna gelince bitkisel ürünler destekleyici olabilir ama ilaç yerine geçmez. Bitkisel ve doğal destekler tedavide işe yarayabilir ama doğru şekilde ve doktor kontrolünde kullanılmalı. Bunların yanında;

  • Zencefil, kuşburnu, ıhlamur, nane-limon çayları boğazı rahatlatır ve bağışıklığı destekler.
  • Bal ve zerdeçal karışımı, antienflamatuvar etki gösterebilir.
  • Bol su içmek ve dengeli beslenmek, iyileşme sürecini hızlandırır.
    Ancak, ciddi zatürrelerde sadece bunlara güvenmek tehlikelidir. Mutlaka tıbbi tedavi gerekir.

Bitkisel destekler iyileşmeye yardımcı olabilir ama tedavinin yerini tutmaz. En etkili yöntem, hastalığı erken fark edip doğru tedaviye başlamaktır.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GENEL MÜDÜRÜ DR. KİLECİ: “BÜYÜK ATAMIZ CUMHURİYET’LE SONSUZA DEK YAŞAMAYA DEVAM EDECEKTİR”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GENEL MÜDÜRÜ DR. KİLECİ: “BÜYÜK ATAMIZ CUMHURİYET’LE SONSUZA DEK YAŞAMAYA DEVAM EDECEKTİR”

SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 87’nci yıl dönümü nedeniyle mesaj yayımladı.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 87’nci yıl dönümü nedeniyle mesaj yayımladı. 

Dr. Kileci, “Türk Milleti olarak, kaybının üzüntüsünü her daim hissettiğimiz Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, en büyük eserim dediği Cumhuriyet’le sonsuza dek yaşamaya devam edecektir” dedi. 

“Ay yıldızlı bayrağımızın altında, aziz vatanımızda bağımsızlık meşalesinin bilim ve akılla aydınlattığı geleceğe sağlam adımlarla yürümeye devam ederken, Büyük Atatürk’ün ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ sözleri daha da anlam kazanmıştır” diyen Dr. Kileci, mesajını şöyle sürdürdü: 

“Eşine az rastlanan liderlik vasfı, kurmay zekası ve siyasi öngörüleriyle önderlik yaptığı milletimizle kahramanlık destanı yazan Büyük Atamız, dünya genelinde tarihe yön veren liderler arasında saygın yerini almıştır. 

Naçiz bedeniyle olmasa da Türk Milleti için kurduğu yüce devlet ve milletimizi muasır medeniyetler seviyesine çıkarma hayali ve fikirleriyle aramızda olmaya devam ediyor. 

Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete intikalinin 87’nci yıl dönümünde saygı, rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.”

AKRAN ZORBALIĞI SESSİZ BİR TEHDİTTİR

AKRAN ZORBALIĞI SESSİZ BİR TEHDİTTİR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, “Akran zorbalığı; çocuğun veya ergenin aynı yaş grubundaki bir birey tarafından fiziksel, sözel, sosyal veya dijital yollarla tekrarlayan şekilde incitici davranışlara maruz bırakılmasıdır” dedi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, “Akran zorbalığı; çocuğun veya ergenin aynı yaş grubundaki bir birey tarafından fiziksel, sözel, sosyal veya dijital yollarla tekrarlayan şekilde incitici davranışlara maruz bırakılmasıdır” dedi. 

Bu durumun yalnızca bir “çocukça şaka” ya da “ufak tefek çekişme” değildir; aksine uzun vadede özgüven kaybına, sosyal kaygıya, akademik başarısızlığa ve ruhsal sorunlara zemin hazırlayabileceğini belirten Uzm. Psikolog Turan, şöyle devam etti:

“Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde, okulda, mahallede, parkta ya da sanal ortamda kurulan arkadaşlıklar gelişimin, paylaşımın ve öğrenmenin en önemli alanlarından biridir. Ancak bu sosyal alanların gölgesinde, çoğu zaman fark edilmeyen bir sorun sessizce varlığını sürdürür: Akran zorbalığı. Bu durum yalnızca zorbalığa maruz kalan çocukları değil, içinde bulundukları tüm sosyal çevreyi etkileyen görünmez bir tehdittir.” 

“Zorbalık yalnızca okulda değil, mahalle oyunlarında, parkta, arkadaş gruplarında veya sosyal medya aracılığıyla da farklı biçimlerde ortaya çıkabilir” diyen Uzm. Psikolog Turan, bu durumları şöyle sıraladı: 

“- Okul öncesi dönemde, oyuncak paylaşmama, dışlama ya da fiziksel itme-çekme gibi davranışlar gözlenebilir.

- İlkokul çağında, lakap takma, alay etme, gruptan dışlama vb. sözel ve sosyal zorbalıklar öne çıkar.

- Ergenlik döneminde ise sosyal medya üzerinden tehdit, dedikodu yayma, mesajlaşma gruplarında dışlama veya sanal alanda küçük düşürme gibi dijital zorbalık yaygınlaşır.

- Mahalle ve oyun arkadaşlıklarında ise “bizden değilsin” diyerek dışlama, gruba almama, oyunlarda sürekli hedef gösterme gibi davranışlar görülür.”

Akran zorbalığında üç temel rol olduğunu söyleyen Uzm. Psikolog Turan, bu rolleri şu şekilde özetledi: 

“- Zorba: Gücü elinde tutan ve başkalarını kontrol etmeye çalışan birey.

- Kurban: Hedef alınan ve kendini korumakta zorlanan birey.

- Şahit: Olaylara doğrudan karışmayan ancak sessiz kalan grup.” 

Bu üçgenin en kritik noktası şahitlerdir. Sessiz kalan her çocuk, farkında olmadan zorbalığın devam etmesine zemin hazırlar. Bu nedenle öğrencilerin şahit olduklarında güvenli yollarla yetişkinlere haber vermesi çok önemlidir.”  

ZORBALIK ÇOĞU ZAMAN AÇIKÇA GÖRÜLMEZ

Zorbalığın çoğu zaman açıkça görülmediğini anımsatan Uzm. Psikolog Turan, şöyle devam etti: 

“Okul ortamında öğretmenlerin öğrencilerin davranışlarını ve grup dinamiklerini gözlemlemesi kadar, ebeveynlerin mahalle oyunlarında, çevrim içi ortamlarda ya da arkadaş ilişkilerinde çocuklarının tutumlarını takip etmesi de önemlidir. 

Eğitim kurumları, zorbalıkla mücadele politikaları geliştirip farkındalık seminerleri düzenlemelidir. Aynı şekilde aileler de çocuklarına, sanal ortamda yaşanan incitici paylaşımlar veya dışlayıcı davranışlar karşısında nasıl tepki vereceklerini öğretmelidir. Güvenli iletişim kanalları hem okulda hem de evde, çocuğun kendini anlatabilmesi için en temel koruyucu faktördür. 

Ebeveynlerin çocuklarının davranışlarını dikkatle gözlemlemesi, ani ruh hali değişimlerini, oyunlara katılmak istememe, sosyal çekilme, okul veya çevrim içi ortamlardan uzaklaşma gibi belirtileri fark etmesi gerekir. Çocuğunu yargılamadan dinleyen, duygularına alan açan ve güvenli iletişim kuran aileler, zorbalıkla baş etmede en güçlü destektir.” 

ZORBALIĞA MARUZ KALAN ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLECEK BELİRTİLER

Zorbalığa maruz kalan çocuklarda yoğun kaygı, kabus görme, içine kapanma, özgüven kaybı veya sosyal ortamlardan kaçınma gibi belirtiler ortaya çıktığında bir çocuk psikoloğundan veya psikiyatristten destek almanın önemine değinen Uzm. Psikolog Turan, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Uzman desteği, yalnızca çocuğun ruhsal iyileşmesini değil, ailenin ve çevresinin de nasıl yaklaşması gerektiğini anlamasına yardımcı olur. Ancak yalnızca kurban değil, zorba rolündeki çocukların da desteğe ihtiyacı vardır. Çünkü zorbalık yapan çocuklar genellikle empati eksikliği, duygusal yetersizlik veya kendi içsel çatışmalarını dışa vurma eğilimi taşırlar. Bu tutumun altındaki ihtiyaçları fark etmek, empatiyi ve sağlıklı iletişimi geliştirmek hem okulda hem mahallede hem de dijital dünyada daha güvenli sosyal ilişkiler kurulmasına zemin hazırlar.

Akran zorbalığı sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun olup, çocuklarımızın güvenli, destekleyici ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilmesi adına öğretmenlerin, ailelerin, çevrenin ve dijital platformların ortak bir bilinçle hareket etmesi gerekir. Unutmayalım ki her çocuğun, nerede olursa olsun kendini güvende hissetmeye hakkı vardır.”

ORGAN BAĞIŞI BİR KİŞİNİN BAŞKA BİR KİŞİYE YAŞAM UMUDU OLMASININ EN ANLAMLI YOLUDUR

ORGAN BAĞIŞI BİR KİŞİNİN BAŞKA BİR KİŞİYE YAŞAM UMUDU OLMASININ EN ANLAMLI YOLUDUR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Orhan Özdemir, “Organ bağışı, bir kişinin başka bir kişiye yaşam umudu olmasının en anlamlı yoludur” dedi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Orhan Özdemir, “Organ bağışı, bir kişinin başka bir kişiye yaşam umudu olmasının en anlamlı yoludur” dedi. 

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi (TransplANTEPSANKO) hekimlerinden de olan Uzm. Dr. Özdemir, 3–9 Kasım Organ Bağış Haftası’nın, organ bağışı ve naklinin hayati önemine dikkat çekmek için önemli bir fırsat olduğunu söyledi. 

Ülkemizde her yıl binlerce hastanın, özellikle kronik böbrek yetmezliği nedeniyle organ nakli beklediğine dikkat çeken Uzm. Dr. Özdemir, böbrek naklinin, son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde yaşam süresini uzatan ve yaşam kalitesini belirgin biçimde artıran en etkin tedavi seçeneği olduğunu kaydetti. 

Günümüzde böbrek nakillerinin hem canlı vericilerden hem de kadavra donörlerden başarıyla gerçekleştirilebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Özdemir, şöyle devam etti: 

“Canlı vericili nakillerde donör ve alıcı arasındaki doku uyumu, tıbbi değerlendirme ve etik ilkeler doğrultusunda titizlikle incelenmektedir. Kadavra donör sayısının artması ise toplumun organ bağışı bilincinin yükselmesiyle mümkündür. Bu nedenle organ bağışı konusunda farkındalık oluşturmak, sağlık profesyonelleri kadar toplumun her bireyinin sorumluluğudur.

Böbrek nakli yapılan hastalarda uygun immünsüpresif (Bağışıklık sistemini baskılayan) tedaviler sayesinde uzun dönem greft ve hasta sağkalımı her geçen yıl daha da iyileşmektedir. Cerrahi tekniklerdeki ilerlemeler, deneyimli transplantasyon ekipleri ve düzenli takip programları nakil başarısını artıran temel unsurlardır.” 

Uzm. Dr. Özdemir, “Her bir bağış, bekleme listesinde yer alan bir hastaya yeniden hayat verebilir. Unutmayalım ki, her organ bağışı, filizlenen yeni bir yaşamdır” diyerek sözlerini tamamladı.

KALBİNDE ÜFÜRÜM DUYULAN HER ÇOCUĞUN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR

KALBİNDE ÜFÜRÜM DUYULAN HER ÇOCUĞUN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı / Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Ahmet Köse, kalbinde üfürüm duyulan her çocuğun, Çocuk Kardiyolojisi uzmanı tarafından muayene edilip, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile üfürümün nedeni açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı / Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Ahmet Köse, kalbinde üfürüm duyulan her çocuğun, Çocuk Kardiyolojisi uzmanı tarafından muayene edilip, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile üfürümün nedeni açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. 

Normal kalp seslerinin, kalp döngüsü boyunca kalpteki kan akımı ve basınç değişikliklerine yanıt olarak dört ana kapağın kapanmasından kaynaklandığını anımsatan Uzm. Dr. Köse, şöyle devam etti: 

“İlk kalp sesi S1 “lup”, ikinci kalp sesi S2 “dup” şeklinde duyulur. Üfürüm; bu seslerden farklı olarak stetoskop ile duyulan adeta üflemeye benzeyen sese verilen isimdir. Kanın kalp ve damarlar içerinde basınçlı bir şekilde pompalanması sırasında kan akımında meydana gelen değişiklikler nedeni ile oluşur ve duyulur. 

Üfürümler masum ve patolojik olarak ikiye ayrılır. Çocukların yüzde 50-80’inde hayatlarının bir döneminde duyulan ve genellikle çocuk büyüyüp göğüs kafesi kalınlaşınca duyulmaz olan üfürümlere masum üfürüm denir.”  

Kalbinde üfürüm sesi duyulan çocukların çoğu zaman şikâyetinin olmadığını ve ailelerin bu durumu fark edemediklerini kaydeden Uzm. Dr. Köse şu bilgileri verdi: 

“Doktor tarafından üfürüm duyulunca haklı olarak aileler panik ve endişeye kapılırlar. Üfürüm nedeni ile mutlaka Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı tarafından değerlendirme yapılmalıdır. Yapılan muayene, EKO ve EKG incelemesi sonucu üfürümün masum veya patolojik olduğu tespit edilir.” 

Uzm. Dr. Köse, en sık duyulan üç masum üfürüm tipini şöyle özetledi: 

“1. Klasik vibratuar üfürüm (Still üfürümü): İman tahtası kemiğinin sol orta kenarında veya sol alt kenarı ve apeks arasında en şiddetli, 2-3/6 derecede, düşük frekanslı ve kasılma fazının ortasında. 3-6 yaş arası, bazen bebeklikte duyulabilir. 

2. Pulmoner ejeksiyon üfürümü: İman tahtası kemiğinin sol üst kenarında en şiddetli, erken-kasılma evresinde, 1-3/6 derece şiddetinde, üfler tarzda ve 8-14 yaş arasında en sık adölesanlarda duyulur. ASD (Atrial Septal Defekt, kalp kulakçıkları arasında delik) ve akciğer damar kapak darlığı ile ayrımının iyi yapılması gerekir. 

3. Yenidoğanın pulmoner akım üfürümü: İman tahtası kemiğinin sol üst kenarında en şiddetli, en iyi sol ve sağ göğüs duvarına, koltukaltına ve sırta yayılır, kasılma fazında ve 1-2/6 şiddetinde duyulur. Yenidoğanlarda duyulur, bebekte anormal yüz görünümü yok ise genellikle 3-6 aya kadar kaybolur.” 

“Masum üfürümleri olan çocuklarda ailevi bir kalp hastalığı yoksa, kalple ilgili şikayeti olmadıkça ve herhangi bir muayenesinde üfürümde anormal değişiklik yoksa takibi, tedavisi ve efor kısıtlaması gerekmez” diyen Uzm. Dr. Köse, çocuğu takip eden hekimin üfürümün şiddeti ve karakterinde değişiklik saptarsa, beraberinde çocuğun daha sonradan çabuk yorulma, bayılma, eforla göğüs ağrısı gibi şikâyeti de varsa tekrar değerlendirilmesini isteyebileceğini söyledi. 

Uzm. Dr. Köse, aşağıdaki durumlardan birinin veya daha fazlasının olması durumunda üfürümün patolojik olmasının daha olası olduğunu ve Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı tarafından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi: 

“1. Çocukta çok terleme, kilo alamama, hızlı nefes alıp verme, morarma, göğüs ağrısı, bayılma gibi şikayetler varsa

2. Akciğer filminde anormal kalp bulguları saptanırsa

3. Anormal EKG eşliği

4. Kalbin gevşeme fazında duyulan üfürümler

5. Şiddetli (3/6 şiddetinde veya trilin (Kedi mırlaması gibi) eşlik ettiği) üfürümler

6. Deri ve dil-dudaklarda mavi-mor renk değişikliği fark edilirse

7. Anormal derecede kuvvetli veya zayıf nabızlar mevcutsa

8. Anormal kalp sesleri (Kalp sesleri çok sert, fazladan duyulan sesler).” 

Uzm. Dr. Köse, kalpteki delik, damar darlığı ve kapak problemleri nedeni ile duyulan üfürümlerin patolojik üfürümler olduğunu, çocuk kardiyolojisi uzmanınca yapılan muayenede kesin tanı konulup nedene yönelik tedavi ve takip, gerekirse efor kısıtlaması gerekebileceğini kaydetti.

FELÇ GEÇİREN KÜÇÜK HASTA ŞİFAYI SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE BULDU

FELÇ GEÇİREN KÜÇÜK HASTA ŞİFAYI SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE BULDU

Felç geçiren 6 yaşındaki Adıyamanlı (B.B.), şifayı SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde buldu.

Felç geçiren 6 yaşındaki Adıyamanlı (B.B.), şifayı SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde buldu. 

Devlet memuru olan iki çocuk babası B.B., kızının kolunda ve yüzünde uyuşma ve konuşma kaybı meydana gelince Adıyaman’da bir sağlık kuruluşuna başvurduklarını söyledi. 

Felç geçiren küçük kızın beynine pıhtı attığını ve beynindeki bir damarın tıkandığını ancak Adıyaman’da başvurdukları sağlık kuruluşunda müdahale edilemeyeceğini öğrendiklerini belirten baba B.B. farklı sağlık kuruluşlarına da başvurduklarını ama sonuç alamadıklarını kaydetti. 

Yaptıkları araştırma sonrasında, yakınlarının da önerisiyle SANKO Üniversitesi Hastanesi Girişimsel Radyoloji Ünitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Kolu’yla görüşmeye karar verdiklerini ifade eden baba B.B. yaşadıkları süreci şöyle anlattı: 

“Zamanla yarışıyorduk. SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne başvurma kararımız yakınlarımız tarafından da desteklenince kızımın ambulansla hızlı bir şekilde SANKO Üniversitesi Hastanesi'ne sevkini yaptık. 

SANKO Üniversitesi Hastanesi'nde çok ilgilendiler. Kızımızda konuşma kaybı, yüzünde kısmi felç olmuştu. Sağ kolunu hareket ettiremiyordu. Yaklaşık bir saat süren operasyon çok başarılı geçti ve kızımızda gözle görülür iyileşmeler oldu. Konuşması ve yüzündeki felçte düzelme oldu, eski haline döndü. Allah tüm doktorlarımızdan ve çalışanlardan razı olsun. Doç. Dr. Mehmet Kolu Hocamıza ve ekibine çok teşekkür ediyorum.”  

ANJİYO YÖNTEMİYLE BEYİN DAMARINDAKİ PIHTIYI ÇIKARABİLİYORUZ

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Girişimsel Radyoloji Ünitesi’nde görevli Doç. Dr. Mehmet Kolu, beyin damarları tıkanan hastalara 24 saate kadar müdahale edebildiklerini söyledi. 

Güncel yayınlarda 6 saat olan müdahale sınırının artık 24 saate kadar çıktığını ifade eden Doç. Dr. Kolu, “Kasık veya kol damarından bir iğne ile giriş yapıp anjiyo yöntemiyle beyin damarındaki pıhtıyı çıkarabiliyoruz. Bu işlem sayesinde ömür boyu felçli kalma riskini ciddi oranda düşürüyoruz” diye konuştu. 

Hastaların üçte ikisinin inme geçirmemiş gibi normal hayatına dönebildiğini söyleyen Doç. Dr. Kolu, “Çocuklarda bu işlemleri yapmak erişkinlere göre daha zor ve daha ileri merkezlerde yapılabiliyor. Biz de hastanemizde çocuk ve erişkin tüm yaş gruplarında beyin-damar müdahalelerini yapabiliyoruz” şeklinde konuştu. 

İNME SADECE YETİŞKİNLERDE GÖRÜLMEZ

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Kılıç da “İnme sadece erişkinlerde değil, çocuklarda da görülebilen ciddi bir durumdur. Nadir ama hayati öneme sahip olup her yıl 100.000 çocuktan 2-3’ünde görülür” dedi. 

“Erken fark edilirse, beyin dokusu korunabilir ve çocuk normal yaşantısına dönebilir. Belirtileri erken fark etmek, bir çocuğun hayatını kurtarabilir” diyen Dr. Öğr. Üyesi Kılıç, doğumsal kalp hastalıkları, pıhtılaşma bozuklukları, enfeksiyonlar (Menenjit, viral), boyun travmaları, genetik ve metabolik hastalıklar nedeniyle inmenin meydana gelebileceğini kaydetti. 

Dr. Öğr. Üyesi Kılıç, ailelerin dikkat etmesi gereken durumları şöyle özetledi: 

“Kalp hastalıkları düzenli takip edilmeli, enfeksiyonlar erken tedavi edilmeli, boyun travmalarından korunulmalı, genetik danışmanlık alınmalı, sağlıklı yaşam ve yeterli su tüketimine dikkat edilmelidir.

Yüzde kayma, asimetri, konuşma bozukluğu, kelimeleri çıkaramama, kol ya da bacakta ani güçsüzlük, görme kaybı, çift görme, ani dengesizlik ve bilinç değişikliği durumlarında vakit kaybetmeksizin bir sağlık kuruluşuna müracaat edilmeli veya 112 aranmalıdır.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GENEL MÜDÜRÜ DR. KİLECİ: “BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİ CUMHURİYETİMİZ, MİLLET OLARAK BAŞARABİLDİKLERİMİZİN BİR GÖSTERGESİDİR”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GENEL MÜDÜRÜ DR. KİLECİ: “BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİ CUMHURİYETİMİZ, MİLLET OLARAK BAŞARABİLDİKLERİMİZİN BİR GÖSTERGESİDİR”

SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, Cumhuriyet’in ilanının 102’nci yılı nedeniyle yayımladığı mesajında, “Bağımsızlığımızın simgesi ve en büyük teminatı Cumhuriyetimiz, Türk Milleti olarak birlik, beraberlik, inanç ve kararlılıkla başarabileceklerimizin bir göstergesidir” dedi.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GENEL MÜDÜRÜ DR. KİLECİ: “BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SİMGESİ CUMHURİYETİMİZ, MİLLET OLARAK BAŞARABİLDİKLERİMİZİN BİR GÖSTERGESİDİR”

SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, Cumhuriyet’in ilanının 102’nci yılı nedeniyle yayımladığı mesajında, “Bağımsızlığımızın simgesi ve en büyük teminatı Cumhuriyetimiz, Türk Milleti olarak birlik, beraberlik, inanç ve kararlılıkla başarabileceklerimizin bir göstergesidir” dedi.

Dr. Kileci, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük bir lider ve askeri dehanın öncülüğünde kenetlenen milletimiz, ağır bedeller ödeyerek azmin ve kararlılığın sembolü, bağımsızlık mücadelemizin örneği olmayan destansı zaferi sonrasında Cumhuriyet yönetimine kavuşmuştur” ifadelerini kullandı.

“İnanç ve azimle yazılan bu destanın en değerli hazinesi olan Cumhuriyetimiz, bugün bir asrı deviren koca bir çınar olarak ülkemizin ve milletimizin bağımsızlığının yegane teminatı olarak yükselmeye devam ediyor” diyen Dr. Kileci mesajını şöyle sürdürdü:

“Her türlü yokluğa rağmen yeniden bağımsız olma mücadelesiyle dünyaya örnek olan milletimiz, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘en büyük eserim’ sözleriyle ifade ettiği Cumhuriyet’le aydınlık ve çağdaş bir ülkede yaşama hakkına sahip olmuştur.

Büyük Atamızın büyük zorluklara rağmen milletimizi taçlandırdığı Cumhuriyetin 102’nci yılını kutlamanın coşkusunu yaşarken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere kahraman silah arkadaşlarını ve bağımsızlık uğruna canlarını vermekten çekinmeyen aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi saygıyla anıyoruz. Ne mutlu Türküm diyene.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ROBOTİK CERRAHİ İLE DİZ PROTEZ AMELİYATLARI BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRİLİYOR

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ROBOTİK CERRAHİ İLE DİZ PROTEZ AMELİYATLARI BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRİLİYOR

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda robotik cerrahi ile diz protez ameliyatları başarıyla gerçekleştiriliyor.

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda robotik cerrahi ile diz protez ameliyatları başarıyla gerçekleştiriliyor. 

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Cenk Cankuş, “Diz protez ameliyatı (Diz artroplastisi), diz ekleminde ileri derecede kireçlenme (Osteoartrit) ya da hasar nedeniyle oluşan ağrı ve hareket kısıtlılığını gidermek amacıyla uygulanan cerrahi bir tedavidir” dedi. 

ROBOTİK CERRAHİ İLE DİZ PROTEZ AMELİYATI

Robotik cerrahi destekli diz protez ameliyatlarının cerrahın kontrolünde çalışan gelişmiş bir robotik sistem yardımıyla gerçekleştirildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Cankuş, şöyle devam etti.

“Hastanemizde kullanmaya başladığımız son sistem robotik cerrahiyle, ameliyat sırasındaki sensör verilerini kullanarak milimetrik biçimde işlemler hata payı olmaksızın yapılırken, hastalarımız ameliyat sonrasında başarılı sonuçlar elde etmeleri açısından da birçok avantaja sahip oluyor.”

ROBOTİK CERRAHİNİN AVANTAJLARI
Dr. Öğr. Üyesi Cankuş, robotik cerrahinin avantajlarını şöyle özetledi:

 “• Kişiye özel planlama: Her hastanın anatomisine uygun olarak önceden sanal bir ameliyat planı oluşturulur.

• Yüksek doğruluk: Robotik sistem, protez bileşenlerinin ideal hizalanmasını ve dengelenmesini sağlar.

• Daha az yumuşak doku hasarı: Çevre dokular korunur, bu da genellikle daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme anlamına gelir.

• Uzun protez ömrü: Doğru yerleştirme, protezin daha uzun süre sorunsuz kullanılmasını destekler.”

TEKRAR EDEN BOĞAZ AĞRISI BİRÇOK HASTALIĞIN İŞARETİ OLABİLİR

TEKRAR EDEN BOĞAZ AĞRISI BİRÇOK HASTALIĞIN İŞARETİ OLABİLİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tanrıverdi, tekrar eden boğaz ağrısının birçok hastalığın işareti olabileceği için ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tanrıverdi, tekrar eden boğaz ağrısının birçok hastalığın işareti olabileceği için ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. 

Doç. Dr. Tanrıverdi, “Strep A, influenza (Grip), soğuk algınlığı (Nezle) gibi enfeksiyonlar, uzun süreli ve şiddetli boğaz ağrılarına sebep olur” dedi. 

Strep A’nın, bademciklerin akut enfeksiyonu olduğunu kaydeden Doç. Dr. Tanrıverdi, “Çoğunlukla virüsler tarafından oluştuğu bilinmesine rağmen, yüzde 5-10’u bakteriler tarafından da oluşmaktadır. Bakteriler içinde en sık etken S. pyogenes’tir. Toplum içinde Strep A enfeksiyonu olarak bilinir” ifadelerini kullandı. 

Strep A’nın gelişmekte olan ülkelerde daha sık görüldüğünü, bu ülkelerde standart korunma önlemlerine (Maske kullanımı) dikkat edilmediği için bulaş riskinin arttığını belirten Doç. Dr. Tanrıverdi, şöyle devam etti: 

“Yakın temas ve solunum yolu en önemli bulaş şeklidir. Strep A vücuda girdikten sonra hastalık belirtileri 2-4 gün içinde başlar. Ani başlayan ateş en önemli belirtisidir. Ateşle birlikte hastada boğaz ağrısı baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, bulantı ve boyunda ağrılı lenf bezleri bulguları olur. 

Strep A tedavisi gecikirse veya doğru tedavi verilemezse akut romatizmal ateş (ARA) ve akut glomerulonefrit (Böbreklerdeki küçük filtrelerin iltihaplanması) gelişebilir.” 

Tanıda hastanın hikayesinin ve fizik muayenesinin önemine de değinen Doç. Dr. Tanrıverdi, “Boğazda bademcikler üzerinde beyaz lezyonların görülmesi, boyunda büyümüş lenf bezlerinin tespiti, hasta yaşının 40 yaş altında olması ve hızlı antijen testi kullanılması tanıyı kolaylaştırır” diye konuştu. 

TEDAVİ VE KORUNMA

Strep A tedavisinde ilk seçeneğin penisilin olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tanrıverdi, “Tek doz benzatin penisilin G, kas içine yapılır. Beraberinde ateş, boğaz ağrısı, kas ve eklem ağrıları için semptomatik tedavi verilir. Korunmada kalabalık yaşanan yerlerde havalandırmaya, maske kullanımı ve el hijyenine dikkat edilmelidir” şeklinde konuştu. 

İNFLUENZA (GRİP)

Sonbahar aylarında tekrar eden boğaz ağrılarının en önemli  sebeplerinden birinin de grip olduğunu anımsatan Doç. Dr. Tanrıverdi, şu bilgileri paylaştı: 

“Bu hastalarda boğaz ağrısı yanında yüksek ateş, baş ağrısı, öksürük, kas ve eklem ağrıları belirtileri vardır. Salgınlar yapabilir ve savunma sistemi zayıf kişilerde (1 yaş altı bebekler, 65 yaş üstü yetişkinler, gebeler, kemoterapi kullanan hastalar, diyabeti ve hipertansiyonu olan) kişilerde yaşam kaybına neden olabilir. 

İnfluenzanın kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür kuluçka döneminden sonra hastada şiddetli boğaz ağrısı, ateş, kas ve eklem ağrıları, kuru öksürük ve iştahsızlık belirtileri olur. Çocuklarda bu belirtileri ek olarak huzursuzluk ve uyku hali vardır. Hasta şikayetleri geçmesine rağmen boğaz ağrısı ve halsizlik şikayeti 1-2 haftaya kadar sürebilir. 

Yatak istirahati tedavinin önemli bileşenlerinden biridir. Tedavide belirtilerin başlamasından ilk 3 gün içerisinde antiviral tedavi (Oseltamivir) verilmesi belirtilerin daha hafif geçirilmesine sebep olur. Ateş, boğaz ağrısı, kas ve eklem ağrıları için analjezik ve antihistaminik tedaviler kullanılır. Virüslerle oluşan bir hastalık olduğu için, antibiyotiklerin kullanılması önerilmez. Korunmada kalabalık yaşanan yerlerde havalandırmaya, maske kullanımı ve el hijyenine riayet  edilmelidir.” 

SOĞUK ALGINLIĞI

“Nezle burun akıntısı, aksırık, boğaz ağrısı ve genellikle hafif bir baş ağrısının eşlik ettiği bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu belirtilere öksürük, iştahsızlık, halsizlik ve nadir olarak ateş eklenebilir” diyen Doç. Dr. Tanrıverdi, şöyle devam etti: 

“Bu hastalığa yaklaşık 200 farklı virüs etken olur. Hastalığın en sık nedeni rinovirüslerdir. İnsanlarda en sık rastlanan enfeksiyon hastalıklarından biri olan soğuk algınlığı, sonbahar ve kış aylarında sık görülür. Yetişkinler yılda 2-3, çocuklar 6-12 defa hastalığa yakalanabilirler. Damlacık yoluyla doğrudan veya kontamine yüzeylerden dolaylı temasla bulaş olur. 

Semptomatik tedavi yapılır. Ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler kullanılır. Antibiyotikler kullanılmaz. Erişkinlerde birinci kuşak antihistaminikler, dekonjestanlar denenebilir. En iyi destek tedavisi bol sıvı tüketmek ve istirahat etmektir. El yıkama ve antiseptik kullanımı virüs yayılımını azaltır. Eldiven ve maske kullanılabilir.”

ÇOCUKLARDA BAŞ AĞRISI ÖNEMLİ HASTALIKLARIN HABERCİSİ OLABİLİR

ÇOCUKLARDA BAŞ AĞRISI ÖNEMLİ HASTALIKLARIN HABERCİSİ OLABİLİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı / Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Kılıç, çocuklarda baş ağrısının önemli hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı / Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Kılıç, çocuklarda baş ağrısının önemli hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. 

Dr. Öğr. Üyesi Kılıç, “Baş ağrısı çocuklarda sık görülür ve genellikle zararsızdır; ancak bazı durumlarda önemli hastalıkların habercisi olabilir. Ebeveynlerin bilinçli olması hem gereksiz kaygıyı önler hem de erken tanıya yardımcı olur” dedi. 

BAŞ AĞRISININ NEDENLERİ

Dr. Öğr. Üyesi Kılıç, baş ağrısının nedenlerini şu şekilde özetledi: 

A. Birincil (Primer) baş ağrıları: Beyinde yapısal bir neden olmadan gelişir.

- Migren: Zonklayıcı, tek taraflı, bulantı ve kusma eşlik edebilir.

- Gerilim tipi baş ağrısı: Baskı veya sıkıştırma tarzında, stresle artar.

B. İkincil (Sekonder) baş ağrıları: Başka bir hastalığın belirtisidir (Sinüzit, ateş, göz kusuru, tümör vb.).”

NE ZAMAN CİDDİ OLABİLİR?

Dr. Öğr. Üyesi Kılıç, baş ağrısının dikkate alınması gereken durumları ise şöyle sıraladı:

“- Sabahları uyandıran veya kusmayla birlikte olan ağrı

- Gün geçtikçe şiddeti artan ağrı

- Kafa travması sonrası başlayan ağrı

- Ateş, ense sertliği, bilinç değişikliği, nöbet eşlik etmesi

- Görme bozukluğu, çift görme, dengesizlik.” 

TANI NASIL KONUR?

Tanıda doktorun ağrının süresi, sıklığı, eşlik eden belirtiler ve nörolojik muayeneyi değerlendirdiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kılıç, “Gerekirse göz muayenesi, kan testleri veya beyin görüntülemesi yapılabilir” diye konuştu. 

TEDAVİ VE ÖNLEMLER

Dr. Öğr. Üyesi Kılıç,  tedavi ve önlemlere yönelik şunları söyledi:

“- Yeterli uyku, sıvı alımı, düzenli beslenme

- Ekran süresinin azaltılması, stres yönetimi

- Ağrı kesiciler yalnızca doktor önerisiyle kullanılmalıdır.

- Migrenli çocuklarda tetikleyici gıdalardan (Çikolata, salam, kafeinli içecekler) kaçınılmalıdır.” 

AİLELERE ÖNERİLER

Ailelere önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Baş ağrısı günlüğü tutun: Ne zaman başladı ne kadar sürdü ne yedi? Ağrı sonrası uyku veya kusma varsa not alın, düzenli göz muayenesi yaptırın ve gereksiz tetkik veya ilaçtan kaçının, gerekirse çocuk nöroloji uzmanına başvurun. 

Çocuklarda baş ağrısı çoğu zaman geçicidir, ancak bazı durumlar ciddi olabilir. Ailelerin dikkatli gözlemi ve zamanında hekim değerlendirmesi, çocukların sağlıklı gelişimi için çok önemlidir.”

NEFROLOJİ UZMANI DR. ORHAN ÖZDEMİR, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

NEFROLOJİ UZMANI DR. ORHAN ÖZDEMİR, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Nefroloji Uzmanı Dr. Orhan Özdemir, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Nefroloji Uzmanı Dr. Orhan Özdemir, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 

Uzm. Dr. Özdemir, 1988 yılında Gaziantep’te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Gaziantep’te tamamladı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2013  yılında mezun oldu. Mecburi hizmetini 2013-2014 yıllarında Gaziantep’in İslahiye   ilçesinde yaptı. 

Uzmanlık eğitimini 2014-2018 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda tamamladı. Mecburi hizmetini 2018 yılında Ürgüp Devlet Hastanesi’nde yaptı. 2018-2021 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı’nda yan dal uzmanlık eğitimini tamamladı. 2022-2025 tarihleri arasında Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladı. 2025 yılında Gaziantep Şehir Hastanesi’ne atanan Uzm. Dr. Özdemir, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı olarak hasta kabul etmeye başlamıştır. 

Mesleği ile ilgili çok sayıda kurs ve sertifikası bulunan Uzm. Dr. Özdemir’in uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış bilimsel makaleleri, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri, kitap ve dergi bölüm yazarlığı olup; 2019  ve 2020 yıllarında Ulusal Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Kongresi’nde sözlü sunum birincilik ödülü  bulunmaktadır. 

Evli ve 2 çocuk babası olan Uzm. Dr. Özdemir, Türk Nefroloji Derneği, ERA (European Renal Association - Avrupa Böbrek Derneği), Türk Tabipleri Birliği, Gaziantep Kilis Tabip Odası ve Kidney Derneği Yönetim Kurulu üyesidir.

Uzm. Dr. Orhan Özdemir’in mesleki ilgi alanları;

  • Akut Böbrek Yetmezliği
  • Kronik Böbrek Yetmezliği
  • Hipertansiyon
  • Diyaliz (Hemodiyaliz, periton (Karın) diyalizi)
  • Böbrek Nakli
  • Kistik Böbrek Hastalıkları
  • Böbrek İltihabı (Nefrit)
  • Nefrotik Sendrom (Protein Kaçağı)
  • Böbrek Taşı
  • Elektrolit Bozuklukları
  • Asit-Baz Dengesizlikleri
  • Genetik Böbrek Hastalıkları.

MEMEDE HİSSEDİLEN HER KİTLE, KANSER OLMASA DA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

MEMEDE HİSSEDİLEN HER KİTLE, KANSER OLMASA DA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı / Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, memede hissedilen her kitlenin kanser olmasa da değerlendirilmesinin önemli olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı / Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, memede hissedilen her kitlenin kanser olmasa da değerlendirilmesinin önemli olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle yaptığı açıklamada “Meme kanseri, memedeki normal hücrelerin değişime uğrayarak kontrolsüz bir şekilde büyümesi olarak tanımlanır. Hastalar genellikle memede bir kitle hissederek durumu fark ederler, ancak kanser, elle hissedilir bir kitle oluşmadan önce rutin tarama testleri sırasında da saptanabilir” dedi.

TEŞHİS SÜRECİ

Meme kanserinin kesin tanısının birkaç aşama izlendiğini belirten Prof. Dr. Yıldırım, bu aşamaları şöyle sıraladı:

“- Görüntüleme Yöntemleri: Temel tarama aracı olan mamografi kullanılır; şüpheli durumlarda ise ultrason veya MR (Manyetik Rezonans) gibi ileri görüntüleme testlerine başvurulur.

- Kesin Tanı: En önemli adım biyopsidir. Memedeki şüpheli bölgeden alınan doku örnekleri, kanser hücrelerinin varlığını doğrulamak için mikroskop altında incelenir.

Evreleme: Kanser evrelemesi, kanserin vücutta ne kadar yayıldığını anlamak için kullanılan standart bir yöntemdir ve tedavi planının belirlenmesinde kritik bir rol oynar.”

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

“Meme kanseri tedavisi, kanserin evresi, türü ve hastanın genel sağlık durumu vb. faktörlere göre kişiselleştirilir” diyen Prof. Dr. Yıldırım, temel tedavi yöntemleri ile ilgili şu bilgileri verdi:

“- Cerrahi: Kanseri vücuttan çıkarmak için kullanılan ana yöntemdir. İki temel yaklaşım vardır:

1.      Mastektomi: Memenin tamamının cerrahi olarak çıkarılmasıdır.

2.      Meme Koruyucu Cerrahi (Lumpektomi): Sadece tümörün ve etrafındaki sağlıklı dokunun çıkarılmasıdır. Bu cerrahiyi tercih eden hastalar genellikle ameliyat sonrası radyoterapi alırlar.

- Radyoterapi: Yüksek enerjili ışınlar kullanarak kanser hücrelerini öldürmeyi amaçlar ve genellikle meme koruyucu cerrahi sonrası kalan meme dokusundaki olası kanser hücrelerini yok etmek için kullanılır.

- Kemoterapi: Kanser hücrelerini yok eden ya da büyümelerini durduran ilaçların kullanılmasıdır. Tümörü küçültmek için cerrahi öncesi veya kanserin yayılmasını önlemek amacıyla cerrahi sonrası verilebilir.

- Endokrin (Hormon) Terapi: Büyümek için östrojen kullanan kanser türlerinde etkilidir; östrojenin etkisini bloke eden veya üretimini engelleyen ilaçları içerir.

- Hedefe Yönelik Tedavi: Yalnızca belirli moleküler özelliklere sahip kanser hücrelerine etki eden ilaçlardır.

- İmmünoterapi: Vücudun kendi bağışıklık sistemini kanserle savaşmak için harekete geçiren ilaçlardır ve belirli ileri evre meme kanseri türlerinde kemoterapiyle birlikte kullanılabilir.”

HASTANIN KARAR VERME VE TAKİP SÜRECİ

Prof. Dr. Yıldırım, hastanın tedavi süreci ile ilgili karar vermesi ve takip süreci ile ilgili şunları kaydetti:

- Hastanın Karar Vermesi: Hastaların tedavi seçeneklerinin faydaları, dezavantajları, alternatifleri ve tedavisizlik durumu hakkında bilgi alarak tedavi sürecinde aktif bir rol oynaması kritik öneme sahiptir.

- Tedavi Sonrası Takip: Tedavi tamamlandıktan sonra, kanserin geri gelip gelmediğini izlemek amacıyla düzenli kontroller ve mamografileri içeren testler yapılır.

- Nüks Belirtileri: Hastalar, meme bölgesinde yeni kitleler, kemiklerde veya karında ağrı, nefes darlığı, baş ağrıları gibi nüks belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır.

- Nüks Durumunda Tedavi: Kanserin geri dönmesi durumunda tedavi, nüksün konumuna göre yeniden şekillendirilir; çoğu hasta hormon terapisi veya kemoterapi alır ve cerrahi de bir seçenek olabilir.

- Yaşam Kalitesi: Meme kanseri olan birçok kişi tedaviden sonra iyi bir yaşam sürer. İlaçları talimatlara uygun almak, doktor talimatlarına uymak ve duygusal sağlığa özen göstermek önemlidir.”

ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI UZMANI DR. ZEYNEP GÖKTÜRK ERDOĞAN, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI UZMANI DR. ZEYNEP GÖKTÜRK ERDOĞAN, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Göktürk Erdoğan, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 

Uzm. Dr. Erdoğan, 1985 yılında Sivas’ta doğdu. İlköğrenimini Malatya’da, orta öğrenimini Kahramanmaraş Kadriye Çalık Anadolu Lisesi'nde tamamladı. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 2011 yılında mezun oldu. 

2011-2013 yılları arasında Malatya Kuluncak Toplum Sağlığı Merkezi’nde Sağlık Grup Başkanı olarak çalıştı. 2013-2015 yılları arasında Mersin’de özel bir tıp merkezinin acil servisinde pratisyen hekim olarak çalıştı. 

Tıpta Uzmanlık Sınavını kazanarak, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini aldı. 

2019-2025 tarihleri arasında Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzman doktoru olarak hizmet verdi. 

Evli ve iki çocuk annesi olan Uzm. Dr. Erdoğan’ın mesleki ilgi alanları:

- Sağlam çocuk takibi ve aşı takibi

- Yenidoğan hastalıkları

- Çocuklarda büyüme ve gelişme

- Çocuklarda beslenme ve obezite

- Çocuklarda uyku

- Çocukluk çağı ateşli hastalıkları ve tedavisi

- Çocukluk çağı alt ve üst solunum yolu hastalıkları ve tedavisi

- Çocukluk çağı anemi ve vitamin eksiklikleri

- Çocukluk çağı üriner sistem enfeksiyon hastalıkları ve tedavisidir.

Uzm. Dr. Erdoğan Milli Pediatri Derneği, KAHEV (Kadın Hekimler Eğitime Destek Vakfı) ve Türk Tabipler Birliği’ne üyedir.

OZON TEDAVİSİ, VÜCUTTA TEMEL OLARAK ANTİOKSİDAN KAPASİTEYİ ARTIRIR

OZON TEDAVİSİ, VÜCUTTA TEMEL OLARAK ANTİOKSİDAN KAPASİTEYİ ARTIRIR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Emine Kolu, ozonun vücutta temel olarak antioksidan kapasiteyi artırdığını söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Emine Kolu, ozonun vücutta temel olarak antioksidan kapasiteyi artırdığını söyledi. 

OZON TEDAVİSİ NEDİR? 

“Ozon, oksijenin üç atomlu hali olup renksiz ve yüksek enerjili bir gazdır” diyen Uzm. Dr. Kolu şu bilgileri verdi: 

“Ozon vücutta temel olarak antioksidan kapasiteyi artırır. İmmünomodülasyon (Bağışıklık sistemini etkileyerek hastalıklarla mücadeleye yardımcı tedavi yöntemi) ile bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlar. Hücre yenilenmesi ve dokuların oksijenlenmesini artırır. Dışarıdan maruz kaldığımız tüm kimyasallar, sigara ve paketli ürünlerin toksik etkisini vücudumuzdan doğal yolla atmamıza yardımcı olur. Saç dökülmesini azaltır ve antiaging (Yaşlanma karşıtı) etki sağlar.” 

OZON TEDAVİSİNİN KULLANILDIĞI BAŞLICA HASTALIKLAR

Uzm. Dr. Kolu ozon tedavisinin kullanıldığı başlıca hastalıkları şöyle sıraladı: 

“Diyabet, arteriyel dolaşım bozukluğu, fibromiyalji, kas iskelet sistemi hastalıkları, kronik yorgunluk, uyku bozukluğu, akne, alerjik hastalıklar, migren, Romatoid Artrit vb. otoimmün hastalıklar, enfeksiyon ve yara yeri iyileşmesi. 

Ayrıca bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, bazı onkolojik hastalıkların kemoterapi ve radyoterapi sürecindeki yan etkilerinin azaltılmasında kullanabilmekteyiz. Bu süreçte ozon tedavisi hastaların kronik hastalıkları nedeni ile kullanmakta oldukları ilaç ve tedavileri ile etkileşmez.” 

UYGULAMA YÖNTEMLERİ 

Temel uygulama yöntemlerinin, majör otohemoterapi olarak adlandırılan ozon gazının steril koşullarda ve ozona dayanıklı malzemeler kullanılarak, hastanın kendi kanıyla işleme alınıp damar yolundan tekrar hastaya verilmesi şeklinde olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Kolu, diğer uygulama yöntemleri konusunda şunları söyledi. 

“Bu işleme ek olarak akne ve alerjide sıklıkla tercih ettiğimiz diğer uygulama yine hastanın kendi kanı ile ozon gazının steril uygun bir enjektörde karıştırılarak  kas içine yavaşça enjekte ettiğimiz yöntemdir. 

Diğer bir yöntem ise, ozona dayanıklı özel torbalar kullanılarak deri lezyonları, ülser, yaralar, diyabetik ayak  ve yanıklarda kullandığımız bölgesel tedavi yöntemidir. 

Diz, omuz vb. ağrılı eklemler içine ve çevre dokulara uyguladığımız enjeksiyonlar ile ağrıyı kontrol altına almayı, azaltmayı ve hareket kabiliyetini artırmayı hedefleriz. Bölgesel kas spazmlarında, tetik nokta tedavilerinde, kas içi ozon enjeksiyon  uygulaması yapmaktayız. Herpetik deri lezyonlarında, zonada lezyon çevresi enjeksiyon uygulaması ile iyileşme sürecini hızlandırmayı hedefleriz. 

Diğer bir uygulama şekli rektal yoldan uygulama olup, uygulama kolaylığı ve uyumu açısından genellikle damar yolu problemi olan hastalarda ve çocuk hastalarda tercih etmekteyiz.” 

Ozon tedavisini her hastaya ve hastalığına özgü yapılan ön değerlendirmeler  sonrası belirli doz ve sıklıkta hastaya uygun yöntemleri seçerek uyguladıklarını kaydeden Uzm. Dr. Kolu, “Kış mevsimine girme sürecinde bağışıklığınızı güçlendirmek, antiaging etkisinden faydalanabilmek, kronik yorgunluk ,uyku bozukluğu, yaygın kas eklem ağrılarınız ve ek hastalıklarınız için bütüncül tedavi yöntemi olarak kullanabilirsiniz” dedi.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ RADYASYON ONKOLOJİSİ ÜNİTESİ HASTA KABULÜNE BAŞLADI

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ RADYASYON ONKOLOJİSİ ÜNİTESİ HASTA KABULÜNE BAŞLADI

SANKO Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ünitesi hasta kabulüne başladı.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ünitesi hasta kabulüne başladı. 

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Beril Balcı Topuz, “SANKO Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ünitesi’nde, ileri teknoloji ve akademik kadrosuyla kişiye özel, güvenli ve etkili kanser tedavisi sunulmaktadır” dedi. 

Dr. Öğr. Üyesi Topuz, radyoterapinin (Işın tedavisi), yüksek enerjili ışınlarla kanserli hücreleri hedefleyerek yok etmeyi amaçladığını tek başına ya da cerrahi/kemoterapi ile kombine uygulandığını kaydetti. 

TEDAVİ SÜRECİ

Planlama öncesi simülasyonda BT (Bilgisayarlı Tomografi) görüntüleme ile uygun pozisyon belirlenerek, gerekli durumlarda özel kalıplar kullanıldığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Topuz, şöyle devam etti: 

“Doz ve alanlar, radyasyon onkoloğu ve medikal fizik tedavi ekibi ile titizlikle planlanır. Her tedavi planı hastaya özeldir. Seanslar genellikle hafta içi, günlük, ayaktan gerçekleştirilir. İşlem ağrısızdır ve hasta kamera sistemiyle sürekli izlenir. 

Radyoterapi hastadan çevreye radyasyon yaymaz ve yakın temas güvenlidir. Olası yan etkiler radyasyon onkoloğu başta olmak üzere multidisipliner ekip tarafından yakından izlenerek, yönetilir.” 

TEKNOLOJİLER VE TEKNİKLER

Dr. Öğr. Üyesi Topuz, kullanılan teknolojiler ve teknikler ise şu şekilde sıraladı:  

“ - Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (IMRT)/ Volümetrik Modüle Ark Terapisi (VMAT): Tümör şekline uyumlu, homojen doz dağılımı ve sağlıklı dokuların korunması.

- Stereotaktik Radyocerrahi (SRS)/ Stereotaktik Beden Radyoterapisi (SBRT): Beyin ve vücutta küçük odaklara milimetrik doğrulukla, az sayıda seansta yüksek doz tedavi.

- 4 Boyutlu Bilgisayarlı Tomografi (4D BT) ve Radyoterapi (4DRT): Solunumla hareket eden tümörlerin döngüye senkron hassas hedeflemesi.

- Solunum Kontrolü Eşliğinde Radyoterapi ve Gerçek Zamanlı Pozisyon Yönetimi (RPM): Derin nefes tutma ve gerçek zamanlı pozisyonlama yönetimiyle hareketli alanların yönetimi ve hassas ışınlama.

- Yüzey Tanıma Kılavuzluğunda Radyoterapi (SGRT): Yüzey tanıma ile temassız konumlandırma ve hareket olduğunda otomatik ışın durdurma.

- Adaptif RT: Tedavi sürecindeki anatomik değişikliklere göre planın dinamik güncellenmesi.” 

Dr. Öğr. Üyesi Topuz, “SANKO Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ünitesi teknoloji ile etik ilkeyi birleştirerek yaşam süresini uzatmayı ve yaşam kalitesini artırmayı hedefler; her hastaya kişisel, kanıta dayalı tedavi sunar” diye konuştu. 

DR. ÖĞR. ÜYESİ BERİL BALCI TOPUZ

1993 yılında İzmir’de doğan Dr. Öğr. Üyesi Topuz, 2017 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Uzmanlık eğitimini Ege Üniversitesi Tıpta Uzmanlık Programı kapsamında Radyasyon Onkolojisi alanında tamamladı. 

Uzmanlık eğitimi sürecinde özellikle “HPV Enfeksiyonu ve P16, P53, PD-L1 Ekspresyonunun İmmünohistokimyasal Analizi: Definitif Radyoterapi/Kemoradyoterapi Alan Skuamöz Hücreli Anal Kanserli Hastalarda Prognostik Biyobelirteçler” ve “Definitif Radyoterapi/Kemoradyoterapi Alan Skuamöz Hücreli Anal Kanserli Hastalarda Uzun Dönem Yan Etki ve Yaşam Kalitesi Değerlendirmesi” başlıklı çalışmalarıyla dikkat çekti. 

2024 yılında Gaziantep Şehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü’nde klinik sorumlu hekimi olarak görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Topuz hem ulusal hem uluslararası birçok bilimsel toplantıda aktif görev aldı. 

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği (TROD) üyesi olan ve iyi derecede İngilizce bilen Dr. Öğr. Üyesi Topuz, mesleki gelişimini bilimsel çalışmalarla desteklemeyi sürdürmektedir.

KALP-DAMAR HASTALIKLARI YAŞAM KAYIPLARININ EN YAYGIN NEDENLERİNDEN BİRİ

KALP-DAMAR HASTALIKLARI YAŞAM KAYIPLARININ EN YAYGIN NEDENLERİNDEN BİRİ

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Çetin, kalp-damar hastalıklarının, dünyada yaşam kayıplarının en yaygın nedenlerinden biri olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Çetin, kalp-damar hastalıklarının, dünyada yaşam kayıplarının en yaygın nedenlerinden biri olduğunu söyledi. 

Prof. Dr. Çetin, 29 Eylül Kalp Sağlığı Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, “Bu durum, kalp hastalıklarının yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde de ciddi bir sağlık sorunu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” dedi. 

KALP HASTALIKLARININ BAŞLICA NEDENLERİ

Kalp-damar hastalıklarının gelişiminde birçok risk faktörünün rol oynadığını belirten Prof. Dr. Çetin, en yaygın nedenleri şöyle sıraladı: 

“ - Yüksek tansiyon (Hipertansiyon)

- Yüksek kolesterol düzeyleri

- Sigara ve tütün kullanımı

- Diyabet (Şeker hastalığı)

  - Hareketsiz yaşam tarzı

  - Sağlıksız ve dengesiz beslenme

- Fazla kilo ve obezite

- Aşırı stres ve kötü stres yönetimi

  - Ailede kalp hastalığı öyküsü.” 

KALP SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN YAPILACAKLAR

“Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir. Bu nedenle yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler, kalp sağlığını önemli ölçüde koruyabilir” diyen Prof. Dr. Çetin, şöyle devam etti:

“1. Dengeli ve sağlıklı beslenin: Beslenme alışkanlıkları kalp sağlığı üzerinde doğrudan etkilidir. Kalbiniz için şu önerilere dikkat edin:

- Sebze ve meyveyi daha fazla tüketin. Günde en az 5 porsiyon sebze-meyve yemeye özen gösterin.

- Tam tahıllar tercihiniz olsun. Beyaz ekmek ve pirinç yerine tam buğday, esmer pirinç ve yulaf vb. lifli tahılları seçin.

- Sağlıklı yağları kullanın. Tereyağı ve margarin yerine zeytinyağı, avokado yağı veya fındık yağı vb. doymamış yağları tercih edin.

- Trans yağlardan ve doymuş yağlardan kaçının. Hazır paketli gıdalar, kızartmalar ve işlenmiş et ürünleri (Sucuk, salam, sosis) bu yağları içerebilir.

- Tuzu azaltın. Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyona yol açabilir. Günlük tuz tüketimini 5 gramın (1 silme çay kaşığı) altında tutmaya çalışın.

- Şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Şekerli içecekler, hazır tatlılar ve paketli ürünler kalp hastalığı riskini artırabilir.

- Omega-3 yönünden zengin besinler tüketin. Haftada 2 kez balık yemek (Özellikle somon, sardalya gibi yağlı balıklar) kalp damar sağlığını destekler.

- Porsiyon kontrolü yapın. Aşırı kalori alımı obeziteye neden olabilir. 

2. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun: Sigara kullanımı, kalp hastalıkları için en güçlü risk faktörlerinden biridir. Sigara içmek damarları daraltır, kan basıncını yükseltir ve kalp krizi riskini artırır. Bırakmak için şu adımlar etkili olabilir:

- Sigarayı bırakmak için bir tarih belirleyin ve bu tarihi çevrenizle paylaşarak destek alın.

- Tetikleyicileri tanıyın: Sigara içme isteğini artıran durumları (Kahve içmek, stres, arkadaş ortamı vb.) belirleyin ve bunlara karşı önlem alın.

- Nikotin bağımlılığıyla mücadele için profesyonel destek alın. Doktorunuzla görüşerek nikotin bantları, sakızlar ya da ilaç tedavisi gibi yöntemleri değerlendirebilirsiniz.

- Aile hekiminize veya bir sigara bırakma merkezine başvurun. Türkiye'de birçok hastanede ve sağlık merkezinde ücretsiz sigara bırakma desteği verilmektedir.

- Sigarayı bıraktığınızda kalbiniz hemen olumlu etkilenmeye başlar:

. İlk 20 dakikada kalp atış hızı düşer.

. 24 saat içinde kalp krizi riski azalmaya başlar.

. 1 yıl sonra kalp hastalığı riski sigara içenlere göre yarı yarıya azalır.

3. Düzenli fiziksel aktivite yapın: Haftada en az 150 dakika yürüyüş, koşu, bisiklet vb. egzersizler yapın.
4. Alkol tüketimini sınırlandırın.
5. Kilonuzu kontrol altında tutun.
6. Tansiyon, kolesterol ve kan şekeri değerlerinizi düzenli olarak ölçtürün.
7. Stresi yönetmeyi öğrenin.
8. Yeterli ve kaliteli uyuyun.”

“Kalp hastalıkları kader değildir” diyen Prof. Dr. Çetin, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Her yıl 29 Eylül Dünya Kalp Günü, kalp ve damar hastalıklarına karşı farkındalık oluşturmak ve toplumları sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirmek amacıyla dünya genelinde kutlanmaktadır. Alacağınız basit ama etkili önlemlerle kalbinizi koruyabilir, sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun bir hayat sürdürebilirsiniz. Sizde de bugün kalp sağlığınızı korumak için bir adım atın.”

ÜRİNER SİSTEM TAŞ HASTALIKLARI HER YAŞ GRUBUNDA GÖRÜLMEKTEDİR

ÜRİNER SİSTEM TAŞ HASTALIKLARI HER YAŞ GRUBUNDA GÖRÜLMEKTEDİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi, halk arasında “böbrek taşı” olarak bilinen üriner sistem taş hastalığının, idrar yollarında taşların oluşmasıyla ortaya çıktığını söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda görev yapan Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi, halk arasında “böbrek taşı” olarak bilinen üriner sistem taş hastalığının, idrar yollarında taşların oluşmasıyla ortaya çıktığını söyledi. 

Taşların böbreklerde, idrar kanalında (Üreter) veya mesanede görülebileceğini belirten Opr. Dr. Tüfekçi, “İdrarın içerisindeki bazı maddelerin yoğunlaşması ve kristalleşmesi sonucu oluşan bu taşlar hem kadınlarda hem erkeklerde çocukluk çağı dahil her yaş grubunda karşımıza çıkabilir” dedi.

BELİRTİLERİ

Opr. Dr. Tüfekçi, üriner sistem taş hastalıklarının belirtilerini şöyle sıraladı:

 

“-Böğür ya da yan ağrısı (Genellikle çok şiddetli, “kolik” tarzında)
-İdrarda yanma ya da idrara sık çıkma
-İdrarda kan görülmesi
- Kusma ve bulantı

-İdrar akışında tıkanıklık hissi.

Opr. Dr. Tüfekçi, bazı küçük taşları hiç belirti vermeden kendiliğinden düşebilirken, büyük taşların ise tıkanıklık yaparak ciddi ağrılara ve böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olabildiğini anlattı.

RİSK FAKTÖRLERİ

Opr. Dr. Tüfekçi, üriner sistem taş hastalıklarının risk faktörlerinin yetersiz su tüketimi, aşırı tuzlu ve hayvansal protein ağırlıklı beslenme, ailede taş hastalığı öyküsü ve bazı metabolik hastalıklar olduğunu ifade etti.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

“Günümüzde taş hastalığının tedavisi oldukça gelişmiştir. Taşın yeri, büyüklüğü ve hastanın durumu göz önüne alınarak çeşitli tedaviler uygulanır” diyen Opr. Dr. Tüfekçi şu bilgileri paylaştı: 

“1. İlaç ve Bol Sıvı ile Takip: Özellikle 10 mm'den küçük ve izlem için uygun olan taşlar bazen ilaç ve bol sıvı desteğiyle kendiliğinden düşebilir. Burada önemli olan düzenli doktor takibi ve tavsiyesi ile sürecin yönetilmesi olup her an acil bir müdahale gerekebileceği akılda tutulmalıdır.

2.⁠ ⁠ESWL (Taş Kırma Yöntemi): Vücut dışından ses dalgalarıyla taş hedeflenerek kırılır ve küçük parçalara ayrılır, parçaların idrarla kendiliğinden atılması beklenir.

3.⁠ ⁠Endoskopik Yöntemler (URS – RIRS): İdrar yolundan kamera ile girilerek (Kapalı bir şekilde) taşa ulaşılır, taş lazerle kırılır ve büyük parçalar dışarı alınırken küçük kırıntıların idrar ile atılımı sağlanır. Bu işlem esnasında kullanılan teknoloji çeşidine göre ameliyatın konforu ve başarısı değişkenlik gösterebilmektedir ki bizde hastanemizde bu ameliyatı uygularken lazer teknolojisinin en gelişmişlerinden olan thulium lazer cihazını kullanmaktayız.

4.⁠ ⁠Perkütan cerrahiler: Genellikle 2 cm'den büyük, böbrek yerleşimli taşlarda bel bölgesinden yaklaşık 2 cm’lik küçük bir kesi yardımı ile (Perkütan nefrolitotomi) böbreğe ulaşılarak taşlar temizlenir.

5.⁠ ⁠Açık Cerrahi: Günümüzde çok nadiren gerekli olur, diğer yöntemlerin uygun olmadığı özel durumlarda tercih edilir. 

Hastanemizde taş hastalığının tanı ve tedavisi ile ilgili her türlü modern yöntem başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Hastalarımız, şikâyetlerine en uygun ve en güncel tedavi seçeneklerinden yararlanabilmektedir. Özellikle endoskopik cerrahilerde kullandığımız thulium lazer cihazı ile tam taşsızlık sağlama oranlarımız oldukça yüksek izlenmektedir.” 

KORUNMA YOLLARI

Üriner sistem taş hastalığının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çok sık görülmekle birlikte tedavisi olan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Opr. Dr. Tüfekçi, korunma yolları ile ilgili şunları söyledi: 

“Bol su içmek, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve düzenli kontrollerle taş oluşumunun önüne geçmek mümkündür. Bu tarz şikayetleri olan ya da ailesinde taş hastalığı öyküsü olan hastalarımızın, vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına muayene olmasını öneriyoruz.”

SANKO ÜNİVERSITESI TIP FAKÜLTESİ GENEL CERRAHİ ANABİLİM DALI BAŞKANI PROF. DR. MARALCAN: “TİROİT KANSERLERİNİN TİPİK BİR BELİRTİSİ YOKTUR”

SANKO ÜNİVERSITESI TIP FAKÜLTESİ GENEL CERRAHİ ANABİLİM DALI BAŞKANI PROF. DR. MARALCAN: “TİROİT KANSERLERİNİN TİPİK BİR BELİRTİSİ YOKTUR”

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Göktürk Maralcan, tiroit kanserlerinin tipik bir belirtisi olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Maralcan, Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle yaptığı açıklamada “Tiroit kanseri; tiroit bezinin ilerleyici, boyun lenf nodları ve diğer organlara yayılabilen hastalığıdır” dedi.

Nedeni bilinmemekle birlikte, oluşumu için bazı risk faktörleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Maralcan, bilinen risk faktörlerinin radyasyon, ailede tiroit kanseri geçmişi ve genetik geçiş olduğunu ve tedavi planlanırken bu risk faktörlerinin de göz önüne alındığını ifade etti.

Tiroit kanserinin bazı hastalarda boyunda şişlikle fark edilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Maralcan, “Bazen hastalık genel kontrol amaçlı tarama testleri sırasında tespit edilebilir. Tiroit ultrasonunda, tiroit nodülü veya nodüllerinin saptanmasıyla ortaya çıkabilir” diye konuştu.

Prof. Dr. Maralcan, nadir rastlanan bazı belirtilerini; yutma güçlüğü, ses kısıklığı, boyun veya boğazda ağrı, solunum problemleri ve lenf düğümlerinde şişlik olarak sıraladı.

TANI YÖNTEMLERİ:

Prof. Dr. Maralcan, tiroit kanserinin tanısı için kullanılan yöntemlerİ hakkında ise şunları söyledi:

“- Fizik muayene: Hekim tarafından hastanın bilgileri öğrenildikten sonra yapılan elle muayene yöntemidir.

- Kan testleri: Tiroit hastalığı varsa hormon düzeylerinin nasıl olduğunu değerlendirmemize yarar. Tiroit kanserlerinde tiroit hormonlarının kan düzeyleri çoğunlukla normal sınırlardadır.

- Ultrason: Tiroit kanseri şüphesi oluştuğunda, tiroit ultrason tetkikindeki kanser şüpheli nodül veya nodüllerden ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılır.

- İnce iğne aspirasyon biyopsisi: Sonucuna göre tanı için yetersiz materyal, benign, önemi belirsiz atipi, foliküler neoplazi, kanser şüpheli durum veya kanser ön tanıları sitoloji raporu ile bildirilir.”

TEDAVİ YÖNTEMLERİ:

- Cerrahi yöntem: Tiroit kanserlerinde başlıca tedavi yönteminin cerrahi olduğunu anımsatan Prof. Dr. Maralcan, “Cerrahinin genişliğini belirlemek veya cerrahi dışı tedavi yöntemlerini planlamakta, kanserin cinsi ve hastaya ait özellikler çok önemli yer tutar. Bazı hastalarda sadece tek taraflı tiroit lobu çıkarılır. Bu durum genelde papiller mikrokanser denen çeşidin düşük riskli olan hastalarına uygulanır” ifadelerini kullandı.

Birçok tiroit kanseri hastasında ise bilateral total ‘tiroidektomi’ denen tiroit bezinin tamamının çıkartıldığı ameliyat yapıldığını belirten Prof. Dr. Maralcan, şu ifadeleri kullandı:

“Tiroidektominin yanı sıra bazı tiroit kanseri hastalarında lenf nodlarının çıkartıldığı boyun diseksiyonu ameliyatı da yapılır. Boyun diseksiyonu; hastalığın boyun lenf nodlarına yayıldığına dair bulgular varsa yapılır. Bu durumun istisnaları da bulunmaktadır. Örneğin medüller kanserde boyun orta bölge lenf bezlerine çok yüksek oranda yayılım olduğu bilindiği için tiroidin tamamı çıkartılırken aynı zamanda orta bölge lenf bezleri de çıkartılır. Hurthle hücre tipi kanserlerde de benzer durum vardır.”

Prof. Dr. Maralcan, radyoaktif iyot ablasyonu yöntemiyle ilgili olarak ise şunları söyledi:

“Tiroidin tamamının cerrahi olarak alındığı papiller ve foliküler kanser hastalarının nüks bakımından yüksek riskli olanlarında uygulanan bir tedavi yaklaşımıdır. Amacı ameliyat sonrası geride kalmış olabilecek mikroskobik odakları yok etmektir. Ayrıca ileri evre, metastatik papiller ve foliküler tiroit kanserlerinde tedavi amacıyla yüksek dozlarda kullanılır.”

- Kemoterapi: Tiroit kanserlerinin tedavisinde kemoterapinin pek başarılı olmadığını anlatan Prof. Dr. Maralcan, şunları kaydetti:

“Ancak ileri evre, metastatik tiroit kanserlerinde kullanılır ve kısmen faydalı olabilir. Genel olarak kullanılan ilaçlar tirozin kinaz inhibitörleridir. Cerrahi tedavi dışında diğer tedavi yöntemleri çok azınlıkta ve seçilmiş hastalara uygulanır.

Tiroit papiller mikrokanser hastalarının seçilmiş, hastalığın ilerlemesi bakımından çok düşük risk grubunda olanlara, ameliyatı tolere edemeyecek kadar ciddi yandaş hastalığı bulunan hastalara aktif takip ve/veya radyofrekans, mikrodalga vb. ablasyon yöntemleri uygulanabilir ancak bu tip yaklaşımlar çok deneyimli merkezler tarafından uygulanması gereken tedavi yöntemleridir.”

Tiroit kanserlerinde; cerrahi veya cerrahi dışı tedaviler tamamlandıktan sonra tiroidin tamamının çıkartıldığı hastalarda yaşam boyu kullanmak üzere tiroit hormonu başlandığını aktaran Prof. Dr. Maralcan, “Genellikle başarılı şekilde tedavi edilebilen tiroit kanserlerinde erken teşhis ve uygun tedaviyle hastaların büyük bir kısmı uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. Tiroit kanseri hakkında farkındalık oluşturmak ve belirtilerini erken dönemde tanımak, hastalığın tedavisinde büyük bir öneme sahiptir” diye konuştu.

CİLT LEKELERİ EN SIK GÜNEŞ HASARINA BAĞLI NEDENLERLE GÖRÜLÜR

CİLT LEKELERİ EN SIK GÜNEŞ HASARINA BAĞLI NEDENLERLE GÖRÜLÜR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı’ndan Uzm. Dr. Özgül Balık, açık havada geçirilen zamanın uzamasının, ciltte lekelerin artmasına neden olduğunu belirterek “Yaz mevsiminin sona ermesiyle cilt lekeleri için çözüm arayışları da başladı” dedi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı’ndan Uzm. Dr. Özgül Balık, açık havada geçirilen zamanın uzamasının, ciltte lekelerin artmasına neden olduğunu belirterek “Yaz mevsiminin sona ermesiyle cilt lekeleri için çözüm arayışları da başladı” dedi. 

Cilt lekelerinin en sık güneş hasarına bağlı nedenlerle görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Balık, “Güneş maruziyeti melanin sentezini etkiler, çillere ya da daha koyu lekelere neden olur. İleri yaştaki insanlarda daha düzensiz ve giderek büyüyen kahverengi alanlar oluşturabilir” şeklinde konuştu. 

Hormonların da leke oluşumuna katkı sağladığını kaydeden Uzm. Dr. Balık şöyle devam etti: 

“Öncelikle gebelik, menopoz dönemi ve ağızdan alınan hormon ilaçları yüzde maske gibi lekelere neden olabilmektedir. Genetik dediğimiz ailesel yatkınlığa, yaşlandıkça cildin kendini yenileme hızının düşmesine vb. bağlı durumlar da ciltte benekli lekelenmelere yol açabilmektedir. Akne, egzama, cilt enfeksiyonları, böcek sokmaları vb. durumlar sonrasında da lekeler gelişebilmektedir. 

Özellikle sonradan çıkan, tek, hızlı büyüyen, renk değiştiren ve kanama eğiliminde olan lekelerin kötü huylu olmaları ihtimali nedeniyle detaylı bir dermatoloji muayenesi gerekmektedir.” 

TEDAVİSİ

Lekenin türüne (Yüzeysel mi, derin mi?), yerine, hastanın ten rengine, süresine, daha önceki tedavilerine bağlı olarak tedavi seçeneklerinin belirlendiğini ifade eden Uzm. Dr. Balık, tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: 

“Bazı lekeler aylar içinde geçerken, bazıları için yıllarca tedavi gerekebilir. Kronik hastalıklar, ilaçlar, hormonal vb. nedenlere bağlı olan lekeler tekrarlama eğilimi gösterebilir. 

Tedavide kremler, serumlar, gece soyucu ve gündüz güneş koruyucu kremler hastaya göre seçilir ve evde kullanılır. Ayrıca dermatolog tarafından peeling yöntemi (Kimyasal, mekanik veya lazer) ile cildin üst tabakası soyularak, lekeler giderilir. Bazen bunlara ek olarak mezoterapi eklenebilir. 

Mezoterapi (Problemli bölgenin derisinin orta katında mikro iğnelerle birtakım ilaçların verilmesi) ürünleri içinde çeşitli aminoasitler, mineraller, vitaminler ve hiyalüronik asit (İnsan vücudunda bulunur, nem seviyesini koruyup, artırmaya yardımcı olur) bulunur.” 

ÖNERİLER:

Leke baskılayıcı ürünlerin geceleri kullanılmasını, gündüzleri ise güneş koruyucuların iki saatte bir sürülmesini öneren Uzm. Dr. Balık, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Yaz mevsiminde leke soyucu ve lazer işlemleri çok tavsiye edilmemektedir. Bunun yerine doğal ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmek gerekir. Bunların yanı sıra cilt tipine uygun nemlendiriciler kullanmaya özen gösterilmelidir

PROSTAT KANSERİ ERKEKLERDE EN ÇOK GÖRÜLEN İKİNCİ KANSER TÜRÜDÜR

PROSTAT KANSERİ ERKEKLERDE EN ÇOK GÖRÜLEN İKİNCİ KANSER TÜRÜDÜR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sakıp Erturhan, prostat kanserinin erkeklerde akciğer kanserinden sonra dünya genelinde en çok görülen ikinci kanser türü olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sakıp Erturhan, prostat kanserinin erkeklerde akciğer kanserinden sonra dünya genelinde en çok görülen ikinci kanser türü olduğunu söyledi. 

15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü nedeniyle açıklama yapan Prof. Dr. Erturhan, “Sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, ağrı gibi belirtilerle kendini gösteren prostat kanserinde hastaya multidisipliner yaklaşımla tedavi seçenekleri sunulmaktadır” dedi. 

Prostat kanserinin ABD ve Batı Avrupa’da erkeklerde en sık görülen kanser türü olduğunu, Asya toplumlarında az görülmesinin ise dünya ortalamasını düşürdüğünü kaydeden Prof. Dr. Erturhan, 2020 yılında dünya genelinde 1.4 milyon yeni tanı alan hasta ve 375.000 yaşam kaybı bildirildiğini ifade etti. 

Türkiye’de prostat kanserinin insidansı (Görülme sıklığı) ile ilgili ilk ciddi çalışmanın 2009 yılında yapılan Prostatürk çalışması olduğunu ve sonucunda Türkiye’de prostat kanser insidansının 100.000’de 35 olarak bulunduğunu belirten Prof. Dr. Erturhan çalışmaya yönelik şu bilgileri paylaştı: 

“2022 yılında Türk Üroloji Akademisi Üroonkoloji Araştırma grubu tarafından yapılan kesitsel çalışma Gaziantep, İstanbul, Ankara, Erzurum, Giresun, Zonguldak, Samsun, Isparta ve Mersin olmak üzere 9 merkezde yürütüldü. Öncesinde yazılı ve görsel basında duyurusu yapılan bu çalışmaya 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık gününün olduğu hafta (12-16 Eylül 2023) belirtilen merkezlere başvuran; 50-80 yaş arası semptomatik/asemptomatik erkek hastalar ile 40 yaş üstü aile öyküsü olan gönüllü erkek hastalar dahil edildi. Hastaların rektal muayeneleri ve serum PSA (Prostat Spesifik Antijen) düzeyleri kontrol edilip gerekli görülen hastalardan prostat biyopsisi uygulandı. Toplam 873 gönüllünün katıldığı bu çalışmada, gönüllülerin 87’sinden biyopsi alındı ve hastaların 16’sında (Yüzde 1.83) prostat kanseri yakalandı. Kanser saptanan hastaların sayısı ise 9 (Yüzde 0.91) olarak tespit edildi. 

Söz konusu bu veriler, dünya ortalamasının altında olmakla birlikte çalışmamıza esas teşkil eden, ‘Türkiye’de prostat kanseri için rutin tarama uygulanmalı mıdır?’ sorusuna yüksek sesle “evet” diyecek düzeyde değildi. 

Ancak prostat kanseri tüm dünyada halen yaşam kaybına neden olan bir hastalık olma özelliğini sürdürmektedir. Özellikle ailesinde prostat kanseri hikayesi olan 40 yaşından büyük erkekler en ciddi risk grubudur. İdrar yapma ile ilgili şikayetleri olan erkeklerin ürolog kontrolüne gitmeleri, daha sonraları yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek ileri evre prostat kanserinin erken dönemde yakalanmasına imkan verebilmektedir.”  

PROSTAT KANSERİ OLUŞUMUNA ETKİ EDEN FAKTÖRLER

Prostat kanserinin neden oluştuğuna dair pek çok faktörün, tarihsel süreçte araştırıldığını anımsatan Prof. Dr. Erturhan, şunları söyledi: 

“İyi huylu prostat büyümesinden aşırı seksüalite, pek çok gıda ve vitamin alımının etkisi üzerinde durulmuşsa da bugün için elimizde kalan iki ana faktör; ileri yaş ve aile öyküsüdür. Burada ileri yaştan kasıt, 50 yaş üzeri grup olmaktadır. Ancak ailesinde birinci derece yakınlarında prostat kanseri hikayesi olanlarda bu sınır 40 yaşa inmektedir. 

Son yıllarda onkogenetik araştırmalar prostat kanserinin, meme ve yumurtalık kanseri ile benzer kötü gen havuzunu kullandığını göstermiştir. Bunun günlük pratikte anlamı, birinci derece kadın yakınlarında meme ve yumurtalık kanseri olanlarda da artmış prostat kanser riski bulunmaktadır.” 

PROSTAT KANSERİNDE HASTA YÖNETİMİ

“Yukarıda bahsedilen semptomlarla başvuran hastalarda ayrıntılı bir medikal öykü ve dokunarak prostat muayenesi ile PSA düzeylerine bakılır” diyen Prof. Dr. Erturhan, şöyle konuştu:

“Gerek muayenede gerekse PSA tahlilinde bir anormallik tespit edilirse prostattan parça (Biyopsi) alınır. Biyopsi sonrası sonuç prostat kanseri ile uyumlu gelirse hastalığın evresini (Komşu organlara veya uzak organlara yayılım durumu) ortaya koymak amaçlı radyolojik ve gerekli olgularda nükleer tıp görüntüleme yöntemleri kullanılır.”

SAĞLIKLI BESLENME, ÖĞRENCİLERİN ÖĞRENME GÜCÜNÜ ARTIRIYOR

SAĞLIKLI BESLENME, ÖĞRENCİLERİN ÖĞRENME GÜCÜNÜ ARTIRIYOR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, sağlıklı beslenmenin, öğrencilerin öğrenme gücünü artırdığını söyledi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, sağlıklı beslenmenin, öğrencilerin öğrenme gücünü artırdığını söyledi. 

Besleyici bir beslenme planının yalnızca fiziksel sağlık için değil, aynı zamanda genç bireylerin zihinsel performansı için de önemli olduğunu belirten Demirci, kahvaltı yapan öğrencilerin okula daha enerjik, dikkatli ve öğrenmeye hazır başladıklarının, kahvaltıyı atlayan öğrencilerin ise dikkat ve konsantrasyonlarını sürdürmekte güçlük yaşadıklarının gözlemlendiğini ifade etti. 

Özellikle sabah öğününde tercih edilen doğru besinlerin, çocukların bağışıklık sistemi, dikkat süresi, hafıza gücü ve sınav başarısı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu kaydeden Demirci, şöyle devam etti: 

“Gece boyunca süren açlık döneminin ardından, beynin yeniden enerji, protein, yağ, vitamin ve minerallere ulaşabilmesi için kahvaltı kritik bir fırsat sunar. Bu sayede öğrenciler gün boyu zihinsel odaklarını koruyabilirler. Araştırmalar, düzenli kahvaltı yapan çocukların hafıza ve dikkat gerektiren görevlerde daha yüksek performans gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Beyin gelişimi ve bilişsel fonksiyonlar için protein, sağlıklı yağlar, demir, B vitaminleri ve D vitamini gibi öğeler vazgeçilmezdir. Bu öğelerin düzenli beslenme planı içinde yer almaması, çocuklarda yorgunluk, baş ağrısı ve öğrenme güçlüğü gibi olumsuzluklara yol açabilir. Özellikle sabah saatlerinde, kan şekeri seviyesinin dengelenmesi için kahvaltı önem taşır. 

Türkiye’de yapılan çalışmalar da düzenli kahvaltı alışkanlığı ile akademik başarı arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu doğrulamaktadır. Tam tahıllı ekmek, yumurta, süt ürünleri, taze meyve ve sebze içeren dengeli bir kahvaltı, çocukların bilişsel süreçlerini desteklerken, kahvaltıyı atlayan öğrencilerde dikkat dağınıklığı ve öğrenme zorlukları daha sık görülmektedir.” 

Başarılı bir beslenme planının sürdürülebilirliği için ebeveynlerin, öğrencilerin ve eğitim kurumlarının iş birliğinin önemine değinen Demirci, şu önerilerde bulundu:

“ - Dengeli öğün planlaması yapın: Kahvaltıda süt veya yoğurt, tam tahıllı ekmek ve meyve kombinasyonları besin çeşitliliği sağlar. Atıştırmalıklarda ise kuruyemiş, peynir veya taze meyve tercih edilebilir.

- Kahvaltıyı günlük rutine dâhil edin: Çocukların her sabah kahvaltı yapması teşvik edilmeli, yoğun sabahlar için akşamdan pratik alternatifler hazırlanmalıdır (Örneğin, haşlanmış yumurta, dilimlenmiş meyve veya tam buğday ekmeğiyle hazırlanmış sandviç). Sandviçler hem taşınabilir hem de çocukların severek tüketebileceği pratik seçeneklerdir.

- Şeker tüketimini sınırlayın: Su ve süt gibi içecekler önerilmeli, şekerli içecekler dikkat ve enerji düzeyleri üzerinde olumsuz etki yaratabileceği için sınırlandırılmalıdır.

- Okul için sağlıklı ara öğünler hazırlayın: Öğrencilere gün içinde tüketebilecekleri meyve, yoğurt veya tam tahıllı sandviç gibi seçenekler sunulabilir.

- Rol model olun: Ebeveynler ve öğretmenler, çocuklara sağlıklı beslenme konusunda örnek olmalı, öğünlerin birlikte tüketilmesi, ekran kullanımının sınırlandırılması ve beslenmenin önemi hakkında farkındalık çalışmaları yapılmalıdır. Düzenli ve bilinçli beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, çocukların hem fiziksel hem de zihinsel açıdan güçlenmelerini sağlayarak akademik başarılarını destekleyecektir.”

ÇOCUK KARDİYOLOJİSİ UZMANI DR. AHMET KÖSE, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE HASTA KABULÜNE BAŞLADI

ÇOCUK KARDİYOLOJİSİ UZMANI DR. AHMET KÖSE, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE HASTA KABULÜNE BAŞLADI

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Ahmet Köse, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Ahmet Köse, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 

Uzm. Dr. Ahmet Köse, 1974 yılında Adıyaman’da doğdu. İlköğrenimini Adıyaman’da, orta öğrenimini Gaziantep Cumhuriyet Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden 1998 yılında mezun oldu. 

Tıpta Uzmanlık Sınavını kazanarak, T.C. Sağlık Bakanlığı Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini aldı. 

Çocuk hekimi olarak kamuda görev yaparken Tıpta Yandal Uzmanlık Eğitimi Sınavı’nı kazanarak Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Çocuk Kardiyolojisi Ana Bilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini aldı. 

Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iki yıl Çocuk Kardiyoloji Uzmanı olarak çalıştı. Beş yıl boyunca çalıştığı Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nden ayrılarak Gaziantep'teki özel muayenehanesinde hastalarına hizmet verdi.

Evli ve üç çocuk babası olan Uzm. Dr. Ahmet Köse’nin mesleki ilgi alanları:

- Doğuştan kalp hastalıklarının (Kalp delikliği, damar darlığı ve kalp kapak problemleri) tanı, tedavi ve takibi

- Sonradan edinilmiş kalp hastalıklarının (Akut romatizmal ateş, Kawasaki hastalığı vb.) tanı, tedavi ve izlemi

- Kalp ritim bozukluklarının (Taşikardi-bradikardi) tanısı-izlemi (EKG ve 24 saatlik Holter ritim kaydı ve Efor testi ile) ve tedavisi

- Spor öncesi kalp sağlığı değerlendirilmesi

- Fetal Ekokardiyografi (Anne karnında bebek kalbinin muayenesi)

OKULA UYUM SÜRECİ HEM EBEVEYNLER HEM DE ÇOCUKLAR İÇİN ÖNEMLİ

OKULA UYUM SÜRECİ HEM EBEVEYNLER HEM DE ÇOCUKLAR İÇİN ÖNEMLİ

SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, okula uyum sürecinin hem ebeveynler hem de çocuklar için çok önemli olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, okula uyum sürecinin hem ebeveynler hem de çocuklar için çok önemli olduğunu söyledi. 

Uzm. Psikolog Gizem Başkılıç Turan, kreş, anaokulu veya ilkokula başlayacak çocukların uyum sürecinin büyük önem taşıdığını belirterek, bu dönemde çocukların kaygılarını azaltmak ve okula geçişi kolaylaştırmak için ailelere yol gösterecek öneriler paylaştı.

OKUL SEÇİMİ BİNANIN FİZİKSEL İMKANLARINDAN İBARET DEĞİLDİR

Çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını karşılayan bir ortamın sağlanmasının, uyum sürecinde belirleyici rol oynadığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, “Okul öncesi dönemde akademik bilgi değil, oyun ve hareketin ön planda olduğu okullar tercih edilmelidir” dedi. 

Çocuğun dilinin oyun olduğunu, oyun ile öğrenerek geliştiğini ve kendi ritmini oluşturduğunu ifade eden Uzm. Psikolog Turan, şöyle devam etti: 

“Çocuğun enerjisini atabileceği bahçe, park ve oyun alanları bulunmayan kurumlar riskli olabilir. Dinamik ve geliştirici ortamlar, çocuğun doğal gelişim süreci için gereklidir. Şeffaf olmayan, ebeveynleri süreçten uzak tutan yaklaşımlar güveni zedeleyebilir. Bu durum hem ebeveynler hem de çocuklar için uyumu güçleştirebilir. Küçük yaşta ekran, akıllı tahta ve dijital materyallerin yoğun kullanıldığı okullar yerine sosyal etkileşimi ve keşfi destekleyen ortamlar seçilmelidir. Dijital denge çağımızın en temel sorunlarından biridir. Bu sınırı koruyabilen ve öğretmenlerle güven ilişkisi kurulan okullar tercih edilmelidir.” 

ÇOCUK OKULA HAZIR OLMALI

“Her çocuk gelişimini kendi hızında tamamlasa da okula başlamadan önce bazı becerilerin edinilmiş olması uyum sürecini kolaylaştırır” diyen Uzm. Psikolog Turan, bu becerileri şöyle özetledi: 

“- Dil Becerileri: Çocuk, ihtiyaçlarını ve duygularını sözel olarak ifade edebilmeli, kısa yönergeleri takip edebilmelidir. Bu, sınıf içi iletişimi ve öğretmenle iş birliğini kolaylaştırır.
Bilişsel Beceriler: Dikkatini kısa süreliğine bir etkinlik üzerinde toplayabilmek, renkleri ve şekilleri ayırt edebilmek, basit yönergeleri yerine getirebilmek okuldaki akademik süreçlere hazırlık sağlar.
İnce ve Kalın Motor Beceriler: Kalın motor beceriler koşma, zıplama ve dengede durma gibi hareketleri, ince motor beceriler ise kalem tutma, makas kullanma ve küçük parçaları birleştirme gibi el-göz koordinasyonu gerektiren işleri kapsar. Bu beceriler hem sınıf etkinliklerine katılım hem de öz güven gelişimi için önemlidir.
Öz Bakım Becerileri: Tuvalet ihtiyacını bağımsız karşılayabilmek, ellerini yıkamak, basit giyinme ve soyunma becerilerini yerine getirebilmek çocuğun okul ortamında kendine yetebilmesini sağlar.
Sosyal Beceriler: Yaşıtlarıyla iletişim kurmak, sırayla oynamak, paylaşmak ve iş birliği yapmak okulun sosyal ortamına uyumu kolaylaştırır. Bu becerilerin günlük yaşamda küçük sorumluluklarla ve oyunlarla desteklenmesi, çocuğun özgüvenini artırır ve okula adaptasyonu hızlandırır.” 

AYRILIK KAYGISI UYUM SÜRECİNİ OLUMSUZ ETKİLEYEBİLİR

“Çocuk, dünyaya gelene dek anne ile tek bedende bir bütündür. Bebekliğin ilk birkaç yılında anneye yakın olma ihtiyacı devam eder” şeklinde konuşan Uzm. Psikolog Turan, şu bilgileri paylaştı:

“Bu süreçte öne çıkan dört ayrılık basamağı; anne karnından ayrılma, memeden ayrılma, yatakların ayrılması ve okula başlama. Bu basamaklarda yaşanan zorluklar sonraki uyum sürecini etkileyebilir. Okulun ilk günlerinde çocukların ebeveynlerinden ayrılmakta zorlanması sık rastlanan bir durumdur. Ayrılık kaygısı, çocuğun bağ kurma becerisinin bir göstergesidir ve zamanla azalır.” 

Uzm. Psikolog Turan, bu süreçte ailelere şu önerilerde bulundu:

“-Kısa, net ve güven verici vedalaşmalar yapın.
-Çocuğunuza verdiğiniz sözleri mutlaka yerine getirin.
-Duygularını görmezden gelmeyin, anlayışla karşılayın.
- Öğretmenle iş birliği yaparak kademeli uyum süreci oluşturun.

-Ebeveynlerin kendi duygularını da gözden geçirmeleri önemlidir. Çocuğun kaygısını büyüten çoğu zaman ebeveynin kendi ayrılık kaygısıdır. Çocuğunuza güven vermek için önce kendi duygularınızı düzenlemeniz gerekir.”

OKUL, GÜNLÜK YAŞAMIN DOĞAL BİR PARÇASI HALİNE GETİRİLMELİ

Okulun, çocuğun hayatında ayrı ve yabancı bir yer olmadığını, günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirilmesinin uyum sürecini kolaylaştırdığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, bunun için ebeveynlerin atabileceği adımları şöyle sıraladı: 

“-Düzenli Uyku ve Beslenme: Çocuğun uyku saatlerini okul programına göre düzenlemek, sabahları telaşsız hazırlanmayı sağlar. Dengeli kahvaltı, günün verimli başlaması için önemlidir.
-Hazırlık Rutinleri: Okula gitmeden önce birlikte çanta hazırlamak, kıyafet seçmek ya da minik bir sabah ritüeli (Örneğin sevdiği şarkıyı açmak) çocuğun sürece katılımını artırır ve güven hissi verir.
-Sabah Vedaları: Vedalaşmaları kısa, net ve sevgi dolu tutmak çocuğun ayrılığı daha kolay kabullenmesine yardımcı olur. Uzayan vedalaşmalar kaygıyı artırabilir.
- Okul Dönüşleri: Çocuğun gününü paylaşmasına fırsat vermek, onu dikkatle dinlemek, yaşadığı olumlu ya da zorlayıcı deneyimlerin kabul gördüğünü hissettirir.
-Oyunla Köprü Kurmak: Evde oynanan oyunlarda okul senaryoları kurmak, çocuğun öğrendiklerini pekiştirmesine ve duygularını ifade etmesine destek olur.
-Tutarlılık: Okula devamlılığı mümkün olduğunca korumak, sık sık devamsızlık yapmamak, çocuğun okulu güvenilir ve stabil bir yaşam parçası olarak görmesini sağlar.

Okulun günlük rutine entegre edilmesi yalnızca çocuğun değil, ailenin de hayatını kolaylaştırır. Düzenli uyku, yemek ve oyun saatleri çocuğa öngörülebilirlik kazandırır. Öngörülebilirlik ise küçük çocuklar için güven duygusunun temelini oluşturur.” 

Çocuğa destek olmak için sabırlı, tutarlı ve sevgi dolu bir yaklaşımın en büyük anahtar olduğunun altını çizen Uzm. Psikolog Turan, “Her çocuğun uyum süreci farklıdır, gerektiğinde uzmandan destek alınmalıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

EMDR, ÖZELLİKLE TRAVMA VE STRESLE BAŞA ÇIKMAKTA ZORLANAN KİŞİLER İÇİN ÇOK ETKİLİ BİR TERAPİ YÖNTEMİDİR

EMDR, ÖZELLİKLE TRAVMA VE STRESLE BAŞA ÇIKMAKTA ZORLANAN KİŞİLER İÇİN ÇOK ETKİLİ BİR TERAPİ YÖNTEMİDİR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Klinik Psikoloğu Kübra Koçer, EMDR’nin (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), özellikle travma ve stresle başa çıkmakta zorlanan kişiler için çok etkili bir terapi yöntemi olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Klinik Psikoloğu Kübra Koçer, EMDR’nin (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), özellikle travma ve stresle başa çıkmakta zorlanan kişiler için çok etkili bir terapi yöntemi olduğunu söyledi. 

Koçer, 1980'lerde Francine Shapiro tarafından geliştirilen EMDR yönteminin ağırlıklı olarak travmatik deneyimlerin işlenmesi, anıların yeniden yapılandırılması ve duygusal bozuklukların iyileştirilmesi amacıyla kullanıldığını belirtti. 

Bu yöntemin, bireylerin travmatik anılarına dair duyarsızlaştırma sağlamak için göz hareketlerinden faydalanır. Aslında travma dünyayı ve kendimizi anlamlandırma biçimimizin aldığı derin yaradır” şeklinde konuşan Koçer, şu bilgileri verdi: 

“EMDR, travmatik anıların beynimizde nasıl işlendiğini anlamamıza dayalı bir yaklaşımdır. Bu yöntem, danışanların geçmişteki travmalarını, göz hareketleri gibi bilateral uyarımlar kullanarak yeniden işlemelerine olanak tanır. Bilateral uyarımlar, beynin iki yarım küresi arasında bir denge kurar ve bu da duygusal anıların daha sağlıklı bir şekilde işlenmesini sağlar. 

Çalışmalar, EMDR'nin beynin duygusal işlemleme süreçlerini etkileyerek, travma sonrası stresin azaldığını ve kişinin psikolojik sağlığının iyileştiğini gösteriyor. Bu terapi yöntemi, travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) başta olmak üzere anksiyete, depresyon ve fobiler gibi pek çok durumda etkili bir tedavi seçeneği sunar.” 

EMDR’nin temelinde beynin travmatik anıları işleme biçimi yatığını anımsatan Koçer, şöyle devam etti:

“Bilateral uyarımlar kullanılarak beynin sağ ve sol yarım küreleri arasında bir denge kurulması sağlanır. Bu denge, kişinin olumsuz duygusal anılarını yeniden işleyip, daha sağlıklı bir şekilde anlamasına yardımcı olur. 

Çeşitli klinik araştırmalar, EMDR’nin özellikle PTSD tedavisinde oldukça etkili olduğunu kanıtlamıştır. Travmaların işlenmesi sürecinde beyin, daha sağlıklı bir şekilde anıları tekrar yapılandırır ve bu sayede kişi, duygusal yükünü hafifletir.” 

KİMLERE UYGULANIR?

EMDR’nin farklı psikolojik sorunları olan kişilerde başarıyla kullanılabildiğini belirten Koçer, şunları kaydetti:

• Post-Traumatik Stres Bozukluğu (PTSD): Savaş, taciz, kaza ya da doğal afetler gibi travmatik olaylar sonrası PTSD yaşayan kişilerde EMDR oldukça etkili olmuştur.

• Anksiyete ve Panik Bozuklukları: Travmalarla ilişkili anksiyete bozuklukları için EMDR iyi bir seçenek olabilir.

• Depresyon: Geçmişteki travmalar nedeniyle ortaya çıkan depresyon durumlarında, EMDR’nin faydalı olduğu klinik olarak gösterilmiştir.

• Fobiler: Özellikle travma kaynaklı fobilerde EMDR, kişiyi bu korkularla başa çıkma konusunda destekler.

• Bireysel Gelişim ve Performans: Ayrıca, travma geçmişi olmayan ancak kaygı, stres ve performans sorunları yaşayan kişilerde de EMDR kullanılabilir.” 

EMDR’NİN FAYDALARI:

Koçer EMDR’nin faydalarını şöyle sıraladı: 

• Travmatik anıların duygusal etkisini hafifletir ve kişiyi bu anılara karşı duyarsızlaştırır.

 • Kişinin düşünsel ve duygusal işleme süreçlerini düzenler, anıları yeniden yapılandırmasına yardımcı olur.

 •  Kaygı, stres ve depresyon düzeylerini azaltır.

 • Bireylerin günlük yaşamlarındaki işlevselliği ve ruhsal sağlığını iyileştirir.”

AKCİĞER KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS TEDAVİDE BAŞARIYI ARTIRMAKTADIR

AKCİĞER KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS TEDAVİDE BAŞARIYI ARTIRMAKTADIR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli, akciğer kanserinde erken teşhisin tedavide başarıyı artırdığını söyledi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli, akciğer kanserinde erken teşhisin tedavide başarıyı artırdığını söyledi. 

Prof. Dr. Levent Elbeyli, 1 Ağustos Dünya Akciğer Kanseri Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, dünyada her yıl 2 milyonun üzerinde insanın akciğer kanseri tanısı aldığını ve 1,5 milyon civarında insanın akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi. 

Akciğer kanserinin, ülkemizde ve dünyada erkeklerde en sık görülen, kadınlarda da görülme sıklığı gittikçe artan ve yaşam kaybının en yüksek olduğu kanserler arasında olduğunu anımsatan Prof. Dr. Elbeyli, şu bilgileri paylaştı:

“Ülkemizde halen akciğer kanseri hastalarının çoğunluğu ileri evrede tanı almaktadır. Erken evrelerde yakınmaların az olması ya da olmaması, hastaların çoğunluğunun sigara içmesi, yakınmalarını önemsememeleri ve basit nedenlere bağlı olduğunu düşünmeleri nedeniyle başvuru sürecini çoğunlukla geciktirmektedir.

Erken teşhis ise tedavide başarıyı artırmakta, hastalara ameliyat olabilme şansı sunmakta ve hastaların yaşam sürelerini uzatmaktadır. Akciğer kanseri açısından risk taşıyanlarda düzenli sağlık kontrolleri erken teşhis için en etkili yöntemlerdir. Özellikle sigara ve diğer tütün ürünlerini tüketen, mesleki olarak risk altında bulunan ve ailesinde akciğer kanseri olan bireylerin daha dikkatli olması gerekmektedir.”

Prof. Dr. Elbeyli, “Şikayetlerinizi önemseyin ve mutlaka kontrolleriniz yaptırın. Öncelikle akciğer kanserine yakalanmamak, erken teşhis ile cerrahi ve onkolojik yeni yöntemlerle sağlıklı uzun yaşam mümkün olabilmektedir” diye konuştu.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GAZİANTEP’TE İLKE İMZA ATTI

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ GAZİANTEP’TE İLKE İMZA ATTI

SANKO Üniversitesi Hastanesi, Gazantep’te ilke imza attı. KOAH’a (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) yönelik uygulanan bronkoskopik hacim küçültücü COIL (Akıllı sarmal tel) tedavisi ile iki hasta sağlığına kavuştu.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE KOAH HASTALARI BRONKOSKOPİK HACİM KÜÇÜLTÜCÜ COIL TEDAVİSİ İLE SAĞLIĞINA KAVUŞTU

SANKO Üniversitesi Hastanesi, Gazantep’te ilke imza attı. KOAH’a (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) yönelik uygulanan bronkoskopik hacim küçültücü COIL (Akıllı sarmal tel) tedavisi ile iki hasta sağlığına kavuştu.

Şanlıurfalı olan 9 çocuk babası M.M. (63), 2020’den bu yana KOAH’la mücadele ediyordu. 10 ay önce sigarayı bırakan M. M. yaptığı araştırmalar sonucunda SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde güncel tedavi yöntemleri uygulandığını öğrendi.

Hastaneye gelerek, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli’yle tanıştıktan sonra yaşamının değiştiğini söyleyen M.M. yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Beni bu hale sigara getirdi 52 sene sigara içtim. Sigarayı 10 ay önce bıraktım. Nefes alıp vermekte çok zorluk yaşadım. Sadece evin içindeki ihtiyaçlarımı karşılıyordum, dışarıya çıkamıyordum. Evde kışları 8-9 saat, yazları 3-4 saat oksijen tüpü kullanıyordum. Levent Hocam öncelikle tedavimi planladı. Şanlıurfa'ya döndüm iki buçuk ay kadar fizik tedavi gördüm. Tekrar hastaneye geldim, hocam ve ekibi beni ameliyata alarak, akciğerime sarmal tel takıp COIL tedavisi uyguladılar.

Şu anda çok iyiyim. Ameliyattan çıktıktan 2-3 gün sonra hastanede bin metre yürüyüş yaptım. Bunun 600 metresini oksijen kullanmadan yaptım. Rahat nefes alabiliyorum hatta ameliyattan 1-2 gün sonra kardeşim yanımdaydı onun nefes yetisini ölçtüm 93, ben şu anda oksijen kullanmadan bakıyorum 93-94. Çok şükür oksijenden kurtuldum, bundan sonra kullanmayacağım inşallah. Hocama, ekibine ve tüm hastane çalışanlarına teşekkür ediyorum.”

COIL TEDAVİSİ, KOAH HASTALARINA UMUT OLUYOR

Gaziantep’te yaşayan Şanlıurfalı (65) 4 çocuk babası S.D. ise sigarayı çok tükettiğini, iki kez korona olup ciğerlerinin iltihaplandığını, düşüp belini kırıldıktan da sonra nefes alırken çok zorlandığını söyledi.

“Arabaya binemiyordum, yemek yiyemiyordum, hiçbir şey yapamıyordum” diyen S.D. COIL tedavisi için İstanbul’a gittiğini ancak güvenemeyerek vazgeçtiğini ifade etti.

Uygulamanın SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde başladığını duyunca güvendiği için Prof. Dr. Levent Elbeyli ile iletişime geçtiğini söyleyen S.D. şunları kaydetti:

“Levent Hoca bana 45 gün kas güçlendirme tedavisi uyguladı. Hatta nefes almasını da bilmiyordum Fizyoterapistimiz Enes Bey hasta odamda bana fizik tedavi uyguladı. Son zamanlarda ameliyattan önce bile oksijeni günde 3-4 saat kadar almaya başladım. Önce yarım dakika bile oksijensiz duramıyordum. Bu uygulamadan sonra şu an çok güzel gidiyor herhangi bir zorluk hissetmiyorum çok faydasını göreceğime inanıyorum. Ameliyattan çıktığım ilk günkü gibi değilim, her şey gittikçe daha iyiye gidiyor. Çok şükür iyiyim, yiyebiliyorum, gezebiliyorum. Hocalarımın ve hastane çalışanlarının emeklerine sağlık, herkese de öneriyorum.” 

İŞLEM KESİ OLMAKSIZIN TAMAMEN ENDOSKOPİK OLARAK YAPILIYOR

“Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) akciğerin normal dokusunun bozularak yerine hava kesecikleri dediğimiz amfizem alanlarının artmasıyla karakterize bir hastalıktır” diyen SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli hastalıkla ilgili şu bilgileri paylaştı:

“Toplumumuzda sigara içme oranı yüksek olduğundan çok sayıda KOAH hastası bulunmaktadır. Hastalık şiddeti artıkça nefes darlığı da artmaktadır. Özellikle ileri evre hastalarda oksijen ihtiyacı olmakta ve bu durum hastanın hem özbakımı hem de sosyal yaşantısında birçok problem oluşturmaktadır. Bunların önüne geçmek, hastalarımızın yaşam kalitesini yükseltmek COIL tedavisine başladık.”

Bu girişimsel işlemin herhangi bir kesi olmaksızın tamamıyla endoskopik olarak yapıldığını anımsatan Prof. Dr. Elbeyli, işlemle ilgili olarak şu açıklamada bulundu:

“Bronkoskopik olarak hava yollarından girilerek akciğerin amfizemli alanlarına COIL dediğimiz hafızalı sarmal teller yerleştirilip bu alanların büzülmesi sağlanmaktadır. Uluslararası çalışmalarda COIL tedavisinin uygulandığı KOAH hastalarında nefes darlığı hissinde azalma, günlük işlerini daha kolay yapma, merdiven inip çıkmada kolaylık, yürüme mesafesinde artma beklenmektedir.”

BAŞARILI SONUCU DEVAM ETTİRMEK ÖNEMLİ

İlk COIL uyguladığımız her iki hastamız geçmişte uzun süre sigara içme öyküsüne sahip olup, kendi ihtiyaçlarını gerçekleştirirken ve kısa mesafeleri bile yürürken belirgin nefes darlığı çekmekteydi ve ileri evre KOAH hastasıydı. Yıllarca birçok medikal tedavi denenmesine rağmen hastaların şikayetleri devam etmekteydi” diyen Prof. Dr. Elbeyli sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hastalarımızı COIL işlemi yapmadan önce SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nevhiz Gündoğdu gözetiminde Pulmoner Rehabilitasyon Programına dahil etmekteyiz. Süreci tamamlayan hastalarımıza COIL işlemini gerçekleştirdik. Her iki hastamızın da henüz birinci günden itibaren nefes darlığının olmaması, oksijen desteği almadan dahi kan oksijen değerlerinin yüksek olması bizi mutlu etti. Taburculuk öncesi yaptığımız yürüme testinde işlem öncesine göre yürüme kapasitesinde belirgin bir artış izlendi.

Başarılı bir sonuç elde etmek kadar bu sonucu devam ettirebilmek de önemlidir. Hasta sigara ile ilişkisi tamamen kesmelidir. Sigaraya tekrar başlanması durumunda elde edilen olumlu sonuçlar maalesef kalıcı olmayabilir. Bu hastalarda kas yıkımı fazla olduğundan özellikle proteinden zengin bir beslenme alışkanlığı olmalıdır. Sedanter yaşam yerine fiziksel egzersizlerin olduğunu bir yaşam şekli COIL işlemi sonrasında hastaya uzun süre bir rahatlama sunacaktır.”

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Dr. Öğr. Üyesi İlham Gülçek ve Opr. Dr. İbrahim Nacak ile birlikte Gaziantep’te ilk kez gerçekleştirilen bu işlemi yapmanın gururunu yaşadıklarını dile getiren Prof. Dr. Elbeyli, sözlerini şöyle tamamladı:

“Halen rehabilitasyon süreci devam eden hastalarımızı da COIL işlemi sonrası evlerine rahat bir nefes almanın mutluluğu içinde göndermek adına elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. KOAH hastalarına önerim; bu hastalığın sizi toplumdan soyutlamasına müsaade etmeyin, COIL işlemi ile hayat kalitenize aynı yerden devam edin.”

EKRANLA BÜYÜYEN ÇOCUKLARDA DİJİTAL DENGENİN SAĞLANMASI RUH SAĞLIĞI AÇISINDAN KRİTİK ÖNEME SAHİP

EKRANLA BÜYÜYEN ÇOCUKLARDA DİJİTAL DENGENİN SAĞLANMASI RUH SAĞLIĞI AÇISINDAN KRİTİK ÖNEME SAHİP

SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, ekranla büyüyen çocuklarda dijital dengenin sağlanmasının ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi.

Yaz mevsiminin çocukların uzun eğitim döneminin ardından dinlendiği, eğlendiği ve yeni deneyimler kazandığı zaman dilimi olduğunu ancak teknolojinin günlük yaşantıda bu denli yoğun yer kaplamasının, yaz tatillerini de ekransız hayal etmeyi zorlaştırdığını ifade eden Uzm. Psikolog Turan, şöyle konuştu:

“Tablet, telefon, televizyon ya da bilgisayar fark etmeksizin, ekranla geçirilen zaman her gün artıyor. Bu durum yalnızca fiziksel olmakla kalmayıp, duygusal ve sosyal gelişimi de etkileyebiliyor.”

Yaz tatilinde dijital dengenin sağlanmasının çocukların ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Uzm. Psikolog Turan, “Ekran süresinin kontrolsüz şekilde artması dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu, öfke nöbetleri, sosyal geri çekilme ve ilişki kurma becerilerinde zayıflama gibi pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Oysa yaz tatili, dijital detoksun en kolay uygulanabileceği bir fırsat dönemidir” dedi

“Ekran maruziyeti çocuğun gelişen beynini uyarıcı bombardımanına sokarken, aynı zamanda hareketsizliğe de neden oluyor” diyen Uzm. Psikolog Turan, şöyle devam etti:

“Bu da hem fiziksel sağlığı hem de duygu düzenleme becerilerini olumsuz etkiliyor. Üstelik küçük yaşta ekranla kurulan yoğun ilişki, çocukların gerçek hayattaki oyunlara, arkadaşlık ilişkilerine ve aile etkileşimlerine karşı duyarsızlaşmasına yol açabiliyor. Dijital dengeyi sağlamak yasaklayıcı ya da cezalandırıcı bir yaklaşımla değil, yönlendirici ve sınır koyan bir tutumla mümkün olabilir.”

EKRANLA SAĞLIKLI BİR İLİŞKİ KURMANIN BEŞ TEMEL ADIMI

Uzm. Psikolog Turan, ekranla sağlıklı bir ilişki kurmanın beş temel adımını şöyle sıraladı:

“1. Zaman Sınırı Koyun: 2 yaşından küçük çocuklarda mümkün olduğunca ekrandan uzak durmak önerilirken, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarda ise günlük toplam ekran süresi bir saati geçmemelidir. Ekran süresini çocuğunuzun yaşını 10 ile çarparak sağlıklı süre hesaplaması yapabilirsiniz. Aynı zamanda süre belirlerken birlikte bir zaman çizelgesi oluşturmak, çocuğun da bu sürece katılımını sağlar.

2. İçeriği Birlikte Seçin: Hangi çizgi filmin, oyunun ya da uygulamanın çocuğunuza uygun olduğunu belirlemek ebeveynin sorumluluğundadır. Kaliteli içerikler tercih edilmeli ve mümkünse çocukla birlikte izlenmeli. Bu hem denetimi kolaylaştırır hem de paylaşım anına dönüşür.

3. Ekran Yerine Alternatif Sunun: Sadece “Hayır, izleyemezsin” demek yerine, “Bugün birlikte parka gidelim mi?” ya da “Yeni bir masa oyunu denemek ister misin?” gibi alternatifler sunmak çocuğun ekran dışı zamanla olumlu bağ kurmasına yardımcı olur.

4. Yatmadan En Az Bir Saat Önce Ekranı Kapatın: Uyku kalitesiyle doğrudan ilişkili olan mavi ışık, ekran başında geçirilen sürenin uzamasıyla çocuklarda uykuya dalmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle ekranla vedalaşma saati belirlemek önemlidir.

5. Rol Model Olun: Çocuklar söylediğimizi değil yaptığımızı örnek alır. Eğer elimizden telefon düşmüyorsa, çocuğun ekranla sağlıklı bir ilişki kurması da zorlaşır. Dijital denge önce ebeveynle başlar. Bu nedenler aile içindeki tutum belirleyicidir.”

TEKNOLOJİ YASAKLANMAZ, YÖNETİLİR

Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkartmanın mümkün ya da gerekli olmadığını anımsatan Uzm. Psikolog Turan, şu bilgileri paylaştı:

“Ancak çocukların gerçek hayatla temas kurabilmesi, bedensel hareketlerini artırması, hayal gücünü kullanabileceği oyunlar oynaması ve sosyal becerilerini geliştirebilmesi için ekran kullanımının sınırlı ve denetimli olması büyük önem taşıyor.

Çocuklar için en kıymetli ekran aslında ebeveynlerin yüzüdür. Onlarla göz göze gelin, birlikte gülün, birlikte oynayın. Yaz tatili yalnızca güneşli günlerin değil, bağların da güçlendiği bir zaman olabilir.”

PLASTİK, REKONSTRÜKTİF VE ESTETİK CERRAHİ UZMANI OPR. DR. YAKUP SARIGÜNEY, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

PLASTİK, REKONSTRÜKTİF VE ESTETİK CERRAHİ UZMANI OPR. DR. YAKUP SARIGÜNEY, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Yakup Sarıgüney, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Opr. Dr. Sarıgüney, 1975 yılında Ankara'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. 1993-1999 yılları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gördü. 2000 yılında Tıpta Uzmanlık Sınavında dereceye girerek Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nı kazandı. Mecburi hizmetini Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde (2006-2008) tamamladı. 2008-2012 yılları arasında Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi’nde görev yaptı. Opr. Dr. Sarıgüney, 2012-2025 yılları arasında özel bir hastanede görev aldı.

Opr. Dr. Sarıgüney’in uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan 12 makalesi, uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan 8 bildirisi, ulusal hakemli dergilerde yayımlanan 5 makalesi, ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitaplarında basılan 22 bildirisi bulunmaktadır.

İlgi alanları;

  • Rinoplasti
  • Meme cerrahisi
  • Karın germe
  • Liposuction (Vücuttan yağ dokusunun fazlasının çıkarılması işlemi)
  • Göz kapağı estetiği
  • Botoks, dolgu, mezoterapi (Medikal estetik işlemler).

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE “ONKOLOJİDE GÜNCEL BAKIŞ” KONULU TOPLANTI DÜZENLENDİ

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE “ONKOLOJİDE GÜNCEL BAKIŞ” KONULU TOPLANTI DÜZENLENDİ

SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi’nin açılışı nedeniyle, “Onkolojide Güncel Bakış” konulu bilimsel toplantı düzenlendi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi’nin açılışı nedeniyle, “Onkolojide Güncel Bakış” konulu bilimsel toplantı düzenlendi.

SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı toplantıda yaptığı konuşmada, sağlık temalı üniversite olarak ilk görevlerinin öğrenci ve sağlık profesyoneli yetiştirmek olduğunu belirtti. 

Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon, Beslenme ve Diyetetik ile Hemşirelik Bölümlerinin önceki yıllarda akredite olduğunu anımsatan Prof. Dr. Dağlı, “Bu yıl Dekanımız Prof. Dr. Salih Murat Akkın ve Dekan Yardımcımız Prof. Dr. Ayşen Bayram’ın on yıldan bu yana süren çabaları sonucunda Tıp Fakültemiz de akredite oldu ve üniversitemiz de kurumsal akreditasyonunu tamamladı” dedi. 

Kurumsal akreditasyonun öğrencilere mezuniyetlerinde diplomanın yanında verecekleri ek transkript belgesinde, Türkiye Yeterlik Çerçevesi (TYÇ) logosunu kullanacaklarına dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, belgenin önemini, “Bu, Avrupa ülkelerinde de üniversitemizin diplomasının tanındığı anlamına geliyor. Mezunlarımız Avrupa'da çalışmak isterlerse Avrupa yeterlik çerçevesine de uyduğumuzun bir kanıtı” sözleriyle dile getirdi. 

Prof. Dr. Dağlı, “Onkolojide Güncel Bakış” konulu bilimsel toplantıya ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, konuşmacı ve katılımcılara teşekkür etti. 

HEM BİLİM VE HİZMET ÜRETECEĞİZ

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı ve Onkoloji Ünitesi Koordinatörü Prof. Dr. Levent Elbeyli ise konuşmasına Tıp Fakültesine girişinin 50. yılında onkoloji ünitesinin açılışı gibi kıymetli bir projede yer almaktan gurur duyduğunu söyledi.  

SANKO Üniversitesi Onkoloji Ünitesi Süpervizörü Prof. Dr. Atilla Soran’ın yaklaşık 1,5 yıl önce onkoloji ünitesi kurulması ile ilgili düşüncelerini paylaştığında SANKO Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Zeki Konukoğlu ve SANKO Ailesi’nin tüm mensuplarının destek verdiğini anımsatan Prof. Dr. Elbeyli, şöyle devam etti: 

“Ben hep şuna inanıyorum; şimdi adı ünite ama merkez olacak ve bir gün mutlaka enstitüye dönecek, biz de hem bilim hem hizmet üreteceğiz, hastalarımıza şifa dağıtacağız. Türkiye'nin zorlu bir coğrafyasında yaşıyoruz. Böyle bir hizmete vesile olmak gerçekten çok önemli. Prof. Dr. Atilla Soran Hocama teşekkür ediyorum, Amerika'dan buraya bu işe emek vermek için gelip gitmesi, bizi sürekli sıkıştırması, her ayrıntıya dikkat etmesi gerçekten takdire şayan. 

Sayın Rektörümün, Rektör Yardımcımın, Genel Sekreterimin, Dekanlarımın, Genel Müdürümün, tüm idarecilerim ve teknik ekipten arkadaşlarımın böyle büyük bir işin içinden bu kadar kısa sürede ve hakikaten hatasız çıkılmasından büyük mutluluk duyuyorum. Katılımınız ve bilimsel toplantımıza misafir olup destek verdiğiniz için sayın hocalarıma çok teşekkür ediyorum, her birinize tekrar hoş geldiniz diyorum.” 

BÖLGEDE ONKOLOJİ MERKEZİNE ACİL İHTİYAÇ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜK

SANKO Üniversitesi Onkoloji Ünitesi Süpervizörü de olan Pittsburgh Üniversitesi Cerrahi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Atilla Soran da Gaziantep’te olmaktan her zaman çok mutlu olduğuna vurgu yaparak sözlerine başladı. 

Onkoloji Ünitesi ile ilgili çalışmalara başlamalarında yaklaşık 1,5 yıl önce elde ettikleri bölgenin kanser verilerinin çok iç açıcı olmamasının etkisi olduğunu bildiren Prof. Dr. Soran, “Bu bölgede onkoloji merkezine acil ihtiyaç olduğunu düşündük ve bir planlama yaparak yönetim kuruluna sunduk” ifadelerini kullandı. 

Yönetim kurulundan aldıkları tam destek ile hayallerini gerçekleştirmek için yola çıktıklarını kaydeden Prof. Dr. Soran, “Onkoloji Merkezi, hastanenin A Blok giriş katında 200 metrekare alanda poliklinik, kan alma, sekretarya, hasta kayıt ve günü birlik kemoterapi ünitesi olarak modern şekilde tasarlanmış, altyapı tüm ihtiyaçlara göre yenilenmiştir. Radyasyon Onkoloji Ünitesi ise binanın eksi 2 katına ciddi bir yatırım ve mühendislik ile indirilmiştir. İki adet radyoterapi cihazına hizmet verecek şekilde düzenlenmiş ünitede tüm güvenlik tedbirleri eksiksiz yerine getirildi, hasta ve çalışan güvenliği ön planda tutularak son derece aydınlık ve ferah ortam oluşturuldu. Radyoterapi cihazı dünya standartlarında olup, kısa bir süre sonra hizmet vermeye başlayacaktır” değerlendirmesi yaparak, sürecin yönetimindeki başarıya değindi.  

“İlk konuştuğumuzda ihtiyaçları sorduk, veriye ihtiyaç olduğunu öğrenince eğitimler verdik, topladığımız veri sayısında 1,641 gibi çok güzel bir rakam var elimizde” diyen Prof. Dr. Soran, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

“Çok rahatlıkla söyleyebilirim; Türkiye genelinde onkoloji merkezi yok, onkoloji üniteleri var. Bizim düşündüğümüz, enstitüye giden bu yolda sizlerin de desteğiyle Türkiye'ye örnek olacağız. Ülkemize bir şeyler katabilmek beni her zaman mutlu etmiştir, bugün burada olduğunuz için hepinize çok teşekkür ediyorum.”

BİLİMSEL TOPLANTI

Açılış konuşmalarının ardından toplantının bilimsel kısmına geçildi. Toplantı yöneticiliğini yapan Pittsburgh Üniversitesi Cerrahi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Atilla Soran, “Kanser Tanı ve Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımın Önemi”, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı ve Onkoloji Ünitesi Koordinatörü Prof. Dr. Levent Elbeyli, “Bölgemizde Kanser Dağılımı, Evreleri ve SANKO Üniversitesi Onkoloji Ünitesi Verileri”, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferah Yıldız, “Radyoterapide Güncel Durum”, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Türkkan Evrensel, “Sistemik Tedavide Güncel Durum”, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Melis Gültekin, “Radyoterapide Nelere Dikkat Etmeliyiz: Hasta Seçimi Ve Komplikasyon Yönetimi”, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Göktürk Maralcan, “Kanser Cerrahisi: Sınırlı mı, Geniş mi?” SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, “Kanserde Moleküler Testlerin Önemi” ve SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Beril Balcı Topuz, “Radyoterapide Kısa Zamanlı Tedavi mi, Uzun Zamanlı Tedavi mi?” konulu sunum yaptı. 

Toplantıya; SANKO Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. M. Metin Bayram, Genel Sekreter Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü ve Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşen Bayram, SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, Genel Müdür Yardımcıları Rabia Ağar ve Hüseyin Söylemez, Mesul Müdür Dr. Mehmet Subaşı, Irak Duhok Üniversitesinden, Gaziantep ve bölge illerinden akademisyenler ve hekimler katıldı.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ONKOLOJİ ÜNİTESİ AÇILDI

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ONKOLOJİ ÜNİTESİ AÇILDI

Diğer branşlarda olduğu gibi onkoloji hastalarına da üst düzey sağlık hizmeti verilmesi amacıyla güçlendirilen kadro ve son teknoloji tıbbi cihazlarla donatılan SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi törenle açıldı.

Diğer branşlarda olduğu gibi onkoloji hastalarına da üst düzey sağlık hizmeti verilmesi amacıyla güçlendirilen kadro ve son teknoloji tıbbi cihazlarla donatılan SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi törenle açıldı.

SANKO Holding Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, törende yaptığı konuşmada, büyük özveriyle kurulan onkoloji ünitesinin, hastalara şifa dağıtması dileğinde bulundu, emeği geçenlere teşekkür etti.

Konukoğlu, “Hastanenin temelini 1993 yılında atarken, ‘bir gün Gaziantep hastaneler şehri olarak hastalara şifa merkezi olacak’ demiştik, bugün yeni ünitemizi hizmete açarken o sözü anımsadım” dedi.

SANKO Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Zeki Konukoğlu ise onkoloji ünitesinin kuruluş sürecine değinerek, “Onkoloji Ünitemizin mimarı olarak Pittsburgh Üniversitesi Cerrahi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Atilla Soran hocamıza teşekkür etmek istiyorum. Amerika’dan bizlere her zaman destek verdi. Prof. Dr. Levent Elbeyli, Prof. Dr. Göktürk Maralcan ve Prof. Dr. Mustafa Yıldırım Hocalarımız sürece sahip çıkarak, bulunduğumuz noktaya gelmemizi sağladılar” diye konuştu.

SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı da konuşmasında 1996 hizmete açılan SANKO Üniversitesi Hastanesi’nin gelen talepler doğrultusunda 2009 yılından bu yana iki binada hizmet verdiğine dikkat çekti.

Sürekli büyüyen ve gelişen hem hastanenin hem de üniversitenin başarılarına her geçen gün yenilerini eklediğini kaydeden Prof. Dr. Dağlı, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Onkoloji ünitemizin, merkeze ve enstitüye evrilmesiyle daha fazla bilimsel çalışmaya ışık tutacak ve bilimsel çalışmalarda yer alacak olmamız bizler için ayrı bir gururdur. Bu konularda desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen başta Onursal Başkanımız Abdulkadir Konukoğlu olmak üzere Mütevelli Heyet Başkanım Zeki Konukoğlu ve Yönetim Kurulu Başkanımız Adil Sani Konukoğlu’na üniversitemiz ve hastanemiz adına şükranlarımı arz ediyorum.

Onkoloji ünitemizin fikir babası olan Atilla Hocam süreci her aşamada adım adım takip etti, Amerika’dan geldi, gece gündüz demeden çevrimiçi toplantılarımıza katıldı. Prof. Dr. Levent Elbeyli Hocamız da daha önceki idarecilik vasfını da kullanarak koordinatör olarak sürekli işin başındaydı. Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Metin Bayram, Genel Sekreterimiz Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Tıp Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Salih Murat Akkın, Hastanemizin Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci ve hastanenin teknik ekibi her türlü desteği verdiler. Deneyimleriyle daima yönlendirici oldular. Emeği geçenlere çok çok teşekkür ediyorum, şehrimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.”

GAZİANTEP VE BÖLGE İÇİN ÖNEMİ BÜYÜK

SANKO Üniversitesi Onkoloji Ünitesi Süpervizörü de olan Pittsburgh Üniversitesi Cerrahi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Atilla Soran, kısa zamanda çok güzel bir ünitenin açılışında hep beraber tanıklık etmekten duyduğu memnuniyete vurgu yaptı.

Prof. Dr. Soran, “Onkoloji ünitesi ve radyasyon onkolojisi ünitesi bir yıldan daha az süre içerisinde yapıldı. Bu güzel ünite hem hastalarımıza hem de Gaziantep ve bölgedeki kanser hastalarına son teknolojiyi en son tedavi hizmetini verecek şekilde tasarlandı” ifadelerini kullandı.

Onkoloji ünitesinin bir sonraki aşamasında onkoloji merkezi ilerideki aşaması ise onkoloji enstitüsüne dönüşerek bölgeye ve tüm Türkiye’ye hizmet etmeyi amaçladıklarının altını çizen Prof. Dr. Soran, şöyle devam etti:

“Bu güzel ve anlamlı günde yanımızda olduğunuz için sizlere teşekkür ediyorum. Ayrıca bu süreçleri yöneten ve ünitenin oluşmasında çok hızlı şekilde çalışan ve emeklerini, fikirlerini koyan bütün herkese teşekkür etmek istiyorum. Ünitemiz hayırlı ve uğurlu olsun.”

Konuşmaların ardından SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Ünitesi’nin açılışı yapıldı. Onkoloji Ünitesi ve günübirlik tedavi merkezini gezen konuklar, tedavi alan hastalarla sohbet imkanı buldu. Ayrıca çok yakında hizmete girecek olan Radyasyon Onkolojisi Ünitesi ve içinde yer alan son model radyoterapi cihazı ile konuklara tanıtıldı.

KATILIMCILAR

SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, SANKO Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeleri Dr. İbrahim Konukoğlu ve İhsan Akyol, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Metin Bayram, Üniversite Genel Sekreteri Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türkan Pasinlioğlu, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü ve Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Prof. Dr. Ayşen Bayram, İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Said Ustaoğlu, Gaziantep-Kilis Tabip Odası Başkanı Dr. Kazım Doğan Eroğulları, Sani Konukoğlu Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Naci Boran, SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, Genel Müdür Yardımcıları Rabia Ağar ve Hüseyin Söylemez, Hastane Mesul Müdürü Dr. Mehmet Subaşı, TOBB Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ayşen Ahi, akademisyenler, hekimler ve yöneticiler katıldı.

KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI OPR. DR. EDA ARİFE DENİZ, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI OPR. DR. EDA ARİFE DENİZ, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Eda Arife Deniz, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Eda Arife Deniz, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

1990 yılında Konya’da doğan Opr. Dr. Eda Arife Deniz, ilk ve ortaokul eğitimini İstanbul Özel Fatih Koleji’nde, lise eğitimini İstanbul Adnan Menderes Anadolu Lisesi’nde tamamladı. 

Opr. Dr. Deniz, tıp eğitimini ise 2014 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde tamamladı. Ekim 2014 - Aralık 2014 tarihleri arasında Konya Bozkır Devlet Hastanesi’nde pratisyen hekim olarak görev yaptı. Kadın Hastalıkları ve Doğum ihtisasını Ocak 2015 - Şubat 2019 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamladı. 

2019 Nisan - 2020 Aralık tarihleri arasında İstanbul Beylikdüzü Devlet Hastanesi’nde, 2021 Ocak - 2025 Haziran tarihleri arasında ise Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yaptı. 

2023 yılında İstanbul Vehbi Koç Vakfı Özel Amerikan Hastanesi’nde Üremeye Yardımcı Tedaviler Eğitimi’ni (ÜYTE) tamamlayarak Tüp Bebek Uzmanlığı Sertifikasını aldı. 

Evli ve bir çocuk annesi olan Opr. Dr. Eda Arife Deniz’in ilgi alanları:

  • Gebelik takibi
  • İnfertilite (Çocuk sahibi olamama) ve tüp bebek tedavileri
  • Jinekolojik hastalıklar (Miyom, kist vb.)
  • Ürojinekolojik hastalıklar (İdrar kaçırma, rahim sarkması vb.)
  • Polikistik Over Sendromu.

ÜROLOJİ UZMANI OPR. DR. AHMET TÜFEKÇİ, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

ÜROLOJİ UZMANI OPR. DR. AHMET TÜFEKÇİ, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. 

Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi, 1992 yılında Kilis’te doğdu. 2011 yılında Kilis Hacı Mehmet Koçarslan Anadolu Lisesi’nden mezun olan Opr. Dr. Tüfekçi, 2017 yılında ise Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni tamamladı.

Uzmanlık eğitimini 2018-2023 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda tamamladı. 2023-2025 yılları arasında Gaziantep Şehir Hastanesi’nde görev yaparak devlet hizmet yükümlülüğünü yerine getirdi.

Avrupa Üroloji Derneği tarafından düzenlenen “European Board of Urology (EBU: Avrupa Üroloji Kurulu)” sınavının 2023 yılında gerçekleştirilen yazılı aşamasını başarıyla tamamlayan Opr. Dr. Tüfekçi, 2024 yılında sözlü sınavdan tam puan alarak birincilikle geçti ve "FEBU (Fellow of European board of Urology: Avrupa Üroloji Yeterliliği)" unvanı ile diploma almaya hak kazandı.

Laparoskopik cerrahiler, üriner inkontinans tedavileri ve üriner sistem taş hastalıkları alanlarında birçok kursa katılan Opr. Dr. Tüfekçi’nin uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış bilimsel makaleleri, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri ve üriner sistem taş hastalıkları ile ilgili yazdığı kitap bölümleri bulunmaktadır.

Evli ve iki çocuk babası olan Opr. Dr. Ahmet Tüfekçi’nin ilgi alanları:
* Üriner sistem taş hastalıkları

* Prostat hastalıkları

* Üroonkolojik ve androlojik hastalıklar

* Laparoskopik ve açık ürolojik cerrahiler

* Endoskopik cerrahiler.

YAZ AYLARINDA SESSİZ TEHLİKE: GIDA ZEHİRLENMELERİNE DİKKAT!

YAZ AYLARINDA SESSİZ TEHLİKE: GIDA ZEHİRLENMELERİNE DİKKAT!

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, yaz aylarında dışarıda yenilen yiyeceklerden buzdolabında bekleyen yemeğe kadar birçok besinin hızla bozulma riski taşıdığını belirterek, yaz mevsiminin gıda zehirlenmelerinin en sık görüldüğü dönem olduğunu söyledi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, yaz aylarında dışarıda yenilen yiyeceklerden buzdolabında bekleyen yemeğe kadar birçok besinin hızla bozulma riski taşıdığını belirterek, yaz mevsiminin gıda zehirlenmelerinin en sık görüldüğü dönem olduğunu söyledi.

Yaz aylarında sessiz tehlike olarak adlandırılan gıda zehirlenmelerine dikkat çeken Uzm. Diyetisyen Demirci, “Gıda zehirlenmesi, bozulan veya mikrop bulaşan besinlerin tüketilmesiyle meydana gelir. Genellikle bakteriler (Salmonella, E.coli), virüsler ya da parazitler bu duruma neden olur” dedi.

Kusma, ishal, mide bulantısı, ateş, karın ağrısı vb. ile kendini belli eden gıda zehirlenmelerinin çoğu zaman hafif atlatıldığını kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, ancak çocuklar, yaşlılar, hamileler ve kronik hastalığı olan bireylerde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

Uzm. Diyetisyen Demirci, gıda zehirlenmesine yol açan yaygın nedenleri şöyle sıraladı:

  • “Et, tavuk, balık ve yumurtanın çiğ ya da az pişmiş tüketilmesi
  • Süt ve süt ürünlerinin bozulmuş ya da açıkta satılması
  • Sebze ve meyvelerin iyi yıkanmadan yenmesi
  • Uygun sıcaklıkta saklanmayan ya da açıkta bekleyen yiyecekler
  • Son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin tüketilmesi.”

KENDİMİZİ NASIL KORURUZ?

Uzm. Diyetisyen Demirci, gıda zehirlenmelerine karşı alınabilecek önlemleri ise şu şekilde özetledi:

  • “Sebze ve meyveleri bol suyla yıkayın, mümkünse sirkeli suda bekletin.
  • Buzdolabında et, tavuk, balık vb. ürünleri +4°C, dondurucuda -18°C’de muhafaza edin.
  • Çiğ ve pişmiş gıdaları ayrı saklayın, aynı kesme tahtasını kullanmayın.
  • Yemekleri en geç 2 saat içinde buzdolabına kaldırın.
  • Artan yemekleri aynı gün içinde kaynatarak tüketin.
  • Ellerinizi yemek öncesinde ve sonrasında en az 20 saniye süreyle sabunla yıkayın.
  • Dışarıda açıkta satılan ürünlerden uzak durun.”

BESİN SAKLAMA VE DEPOLAMA KOŞULLARI

Uzm. Diyetisyen Demirci, besin saklama ve depolama koşullarına yönelik olarak ise şu bilgileri verdi:

“ 1. Et, tavuk, balık: Buzdolabında en çok 1-2 gün, dondurucuda 3-6 ay saklanmalıdır.

Çözündürme işlemi buzdolabında yapılmalı, çözünen ürün yeniden dondurulmamalıdır.”

2. Süt ve süt ürünleri: Ambalajlı ve pastörize ürünler tercih edilmelidir. Açılan ürünler 2-3 gün içinde tüketilmelidir. Peynir ve yoğurt gibi ürünler cam kapta saklanmalıdır.”

3. Sebze-meyveler: Yıkanmadan buzdolabına koyulmalı, tüketmeden önce iyice yıkanmalıdır. Nemsiz ve hava alan torbalarda muhafaza edilmelidir.”

YEMEKLERİ TEKRAR TEKRAR ISITMAYIN

Gıda zehirlenmelerine karşı alınacak en önemli önlemler arasında buzdolabı kullanımına dikkat edilmesi gerektiği olduğunu ifade eden Uzm. Diyetisyen Demirci şöyle devam etti:

“Soğuk zinciri koruyun. Buzdolabı +4°C, dondurucu -18°C olmalıdır. Pişmiş yemekleri üst raflarda, çiğ et ve balığı alt raflarda saklayın. Ağzı açık yiyecek bırakmayın, cam kaplarda muhafaza edin. Haftalık temizlik yaparak bakteri birikimini önleyin.”

Gıda güvenliğinin evde başladığına dikkat çeken Uzm. Diyetisyen Demirci, şu uyarılarda bulundu:

“El hijyenine dikkat edin. Mutfak bezlerini sık değiştirin. Et ile sebze için kesme tahtalarını ayrı kullanın. Yemekleri tekrar tekrar ısıtmayın, aynı gün tüketin.

Unutmayın ki, besinler sadece tok tutmaz, aynı zamanda sağlığımızı da şekillendirir. Gıda zehirlenmeleri çoğu zaman küçük bir dikkatsizlikle başlar ama büyük sonuçlar doğurabilir. Gıdanın güvenli olması en az besleyici olması kadar önemlidir. Sağlıklı bir yaşam, bilinçli tüketimle başlar.”

EN ANLAMLI BABALAR GÜNÜ ARMAĞANI BABALAR GÜNÜNDE BABALARINA BÖBREKLERİNİ BAĞIŞLADILAR

EN ANLAMLI BABALAR GÜNÜ ARMAĞANI BABALAR GÜNÜNDE BABALARINA BÖBREKLERİNİ BAĞIŞLADILAR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde, Kahramanmaraşlı iki genç diyaliz tedavisi gören ve tedavi sürecinde arkadaş olan babalarına, Babalar Günü’nde böbreklerini bağışlayarak en anlamlı armağanı verdiler.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde, Kahramanmaraşlı iki genç diyaliz tedavisi gören ve tedavi sürecinde arkadaş olan babalarına, Babalar Günü’nde böbreklerini bağışlayarak en anlamlı armağanı verdiler. 

Yaklaşık üç buçuk yıldır böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz tedavisi gören baba Y.C. (52), yıllardır tek böbrekle yaşadığını, ağır işlerde çalıştığı için düzenli kontrollerini ihmal ettiğini belirtti. 

Oğlu Ü.C. (24) babasının rahatsızlığına çözüm bulmak amacıyla yaptığı araştırmalar sonucu SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’ne babası ile nakil için başvuruda bulundu. Yapılan tetkikler sonucu Ü.C.’nin böbrek bağışına uygun olduğu tespit edilince babaya böbrek nakli için süreç başlatıldı.

Baba Y.C. oğlunun bağışladığı böbrekle sağlığına yeniden kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, Ü.C. de babasına sağlıklı bir yaşam için böbreğini bağışlamaktan gurur duyduğunu ve Babalar Günü’nde böyle anlamlı bir armağan verebildiği için büyük mutluluk yaşadığını ifade etti. 

BABAMIN SAĞLIĞINA KAVUŞTUĞUNU GÖRÜNCÜ MUTLU OLDUM

Böbrek yetmezliği olan ve yaklaşık üç yıldır diyaliz tedavisi gören Kahramanmaraşlı H.M.S. (54)’ye de oğlu V.S. (19) böbreğini bağışlamaya karar verdi. 

Baba H.M.S. (54) oğlunun bu davranışından gurur duyduğunu ifade ederek, “Çok şükür oğlumun da benim de sağlığımız gayet iyi. Hekimlerimizden, hemşirelerinden ve tüm çalışanlarından çok memnun kaldık. Bize çok iyi baktılar. Böbrek bağışıyla insanlar yaşamına yeniden kavuşuyor. Oğluma çok teşekkür ediyorum” dedi. 

Babasının durumunun kötüleşmesiyle bağış yapmaya karar veren 19 yaşındaki V. S. ise duygularını şöyle aktardı: 

“Babam son üç yıldır hastalığı nedeniyle çok sıkıntılı süreçler yaşıyordu. Özellikle son dönemde yaşadığı sıkıntılara çözüm bulmak istedim. Babamın sağlığına kavuştuğunu görünce mutlu oldum. Gerekirse tekrar aynı şeyleri babam için yaparım. Bizim naklimiz Babalar Günü’ne denk geldi. Tüm hocalarımıza ve hastane çalışanlarına teşekkür ediyorum.” 

ORGAN NAKİL SÜRECİ TİTİZLİK VE ÖZVERİ GEREKTİRİYOR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde aynı gün gerçekleştirilen böbrek nakilleri SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Nefroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehtap Akdoğan ve Genel Cerrahi Anabilim Dalı / Organ Nakil Merkezi Cerrahı Doç. Dr. Yücel Yüksel başkanlığında başarıyla tamamlandı. 

Organ nakil sürecinin titizlik ve özveri gerektiren multidisipliner bir çalışma olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yücel Yüksel, “Operasyonların ardından hem babalarımızı hem de evlatlarımızı sağlık bir şekilde görmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Nakil öncesi hazırlık, ameliyat süreci ve sonrası bakım aşamalarını ekip olarak büyük bir dikkatle ve koordinasyon içerisinde sürdürüyoruz. Hastalarımızın sağlığı ve yaşam kaliteleri için bu sürecin her aşamasını büyük bir dikkat ve özveriyle planlayarak hayata geçiriyoruz” dedi. 

SANKO Üniversitesi Hastanesi, organ nakli alanındaki deneyimi, akademik kadrosu ve hasta odaklı yaklaşımıyla bölge halkına umut olmaya devam ediyor.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ANNEYE EN DEĞERLİ ARMAĞAN

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ANNEYE EN DEĞERLİ ARMAĞAN

Adana’dan Gaziantep’e gelen 54 yaşındaki A.U., SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde (TransplANTEPSANKO), kızı Y.D.’nin bağışladığı böbrekle sağlığına kavuştu.

KIZININ BAĞIŞLADIĞI BÖBREKLE ANNE SAĞLIĞINA KAVUŞTU

Adana’dan Gaziantep’e gelen 54 yaşındaki A.U., SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde (TransplANTEPSANKO), kızı Y.D.’nin bağışladığı böbrekle sağlığına kavuştu.

Mide bulantısı, kusma, iştahsızlık ve beslenememe şikayetleriyle doktora başvuran A.U.’ya yapılan tetkiklerin ardından böbrek yetmezliği tanısı konuldu. Organ nakli için farklı merkezleri araştıran aile, SANKO Üniversitesi Hastanesi’ni tercih etti.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Nefroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehtap Akdoğan ve Genel Cerrahi Anabilim Dalı / Organ Nakil Merkezi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Yücel Yüksel öncülüğünde, başarılı nakille anne ve kızı sağlıklı bir şekilde taburcu edildi.

Nakil süreci hakkında konuşan organ bağışçısı Y.D., süreç hakkında şu bilgileri verdi:

“Gaziantep’e Adana’dan geldik. Farklı hastanelerle görüşüp, bilgi aldık ama içimize en çok sinen yer SANKO Üniversitesi Hastanesi oldu. Tetkik ve ameliyat süreci çok sistemli ve hızlı ilerledi. Personelin ilgisi, hekimlerin yaklaşımı bizi çok memnun etti. Ameliyat da çok başarılı geçti.”

Ameliyat sonrası duygularını paylaşan anne A.U. ise anlamlı bağış için kızına teşekkür ederek, duygularını şöyle dile getirdi:

“Ben böbrek alıcısıyım, kızıma çok teşekkür ediyorum. Bana canını verdi. Bu bana çok anlamlı ve duygu dolu bir hediye oldu. Hastanede herkes bizimle çok güzel ilgilendi. Şu anda kendimi çok daha iyi hissediyorum. Herkese, ama en çok da kızıma teşekkür ediyorum; onu çok seviyorum.”

HEM TIBBİ BAŞARI HEM DE GÜÇLÜ AİLE BAĞININ ANLAMLI ÖRNEĞİ

Organ naklinin, yalnızca cerrahi bir işlem değil aynı zamanda umut ve hayat armağanı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Yücel Yüksel, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu özel nakilde hem tıbbi başarı hem de güçlü bir aile bağının anlamlı örneğine tanıklık ettik.

Kronik Böbrek yetmezliği tanısı konulan ve diyalize başlaması gerektiği söylenen annesi için hiç tereddüt etmeden annesine böbreklerinden birini bağışladı.

Adana’dan gelen hastalarımızın yapılan tetkiklerinde organ nakline engel bir engel saptanmadı. Kızının sağ böbreği tamamen kapalı yöntemle alınırken, annesinin protein kaybına neden olan kendi sol böbreği nakil ameliyatında çıkartıldı ve kızının bağışladığı böbrek başarı ile nakledildi. Nakil ameliyatı esnasında kişinin kendi böbreğini alarak yerine böbrek nakli zor bir ameliyattır. SANKO Üniversitesi Hastanesi olarak bu ameliyatları sorunsuz yapmaktayız.

Hastalarımızın sağlıklı ve mutlu olması bizler için en büyük mutluluk olmaya devam ediyor.”

HASTAMIZIN TEKRAR YÜRÜYEBİLMESİ BİZİM İÇİN BÜYÜK MUTLULUK

HASTAMIZIN TEKRAR YÜRÜYEBİLMESİ BİZİM İÇİN BÜYÜK MUTLULUK

Dr. Öğr. Üyesi Cenk Cankuş ise hastasına ve gerçekleştirdiği ameliyata yönelik şu bilgileri paylaştı:

“Gerçekleştirdiğimiz kapsamlı muayene ve tetkikler sonucunda, parçalı kırık olan hastanın önceki ameliyatının işlevsel açıdan yeterli olmadığını tespit ettik. Sağ bacağına özel olarak tasarlanan intramedüller çivi yöntemiyle cerrahi müdahale planladık. Başarıyla gerçekleşen ameliyat sonrasında 10 gün boyunca hastanede gözetim altında tutulan M.M.B., sağlık durumunun iyiye gitmesi üzerine taburcu edildi.

Hastamızın tekrar yürüyebilmesi bizim için büyük bir mutluluktur. Amacımız, hastalarımıza doğru ve etkili tedavi sunarak yaşam kalitelerini geri kazandırmaktır.

Bölge halkının yanı sıra farklı ülkelerden gelen hastalarımıza da ileri düzeyde sağlık hizmeti sunarak, uluslararası alanda da SANKO Üniversitesi Hastanesi olarak hizmet kalitemizden ödün vermeden çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

ÜÇ KARDEŞİN KARARLILIĞI YAŞAM İÇİN İKİNCİ ŞANS OLDU

ÜÇ KARDEŞİN KARARLILIĞI YAŞAM İÇİN İKİNCİ ŞANS OLDU

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde (TransplANTEPSANKO), Almanya’da yaşayan G.K. (32), kardeşlerinin kararlığı ve bağışladığı böbrekle sağlığına kavuştu.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde (TransplANTEPSANKO), Almanya’da yaşayan G.K. (32), kardeşlerinin kararlığı ve bağışladığı böbrekle sağlığına kavuştu.

Geçirdiği hastalık sonrası kullandığı ağır ilaçlar nedeniyle böbrek yetmezliği tanısı alan G.K., yaklaşık dört yıldır Almanya’da diyaliz tedavisi görüyordu. Kardeşi D.G.’nin (25) böbrek bağışı kararı vermesi üzerine yaptığı araştırmalar sonucunda SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde organ nakil sürecini başlattı.

D.G.’nin dokuları uyumsuz çıkınca, abla F.A. (39) böbrek bağışçısı oldu. Yapılan tetkiklerde F.A.’nın böbreğinin uygun olduğu belirlendi ve gerekli hazırlıkların ardından operasyon başarıyla gerçekleştirildi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Nefroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehtap Akdoğan, Genel Cerrahi Anabilim Dalı / Organ Nakil Merkezi Cerrahları Doç. Dr. Yücel Yüksel ve Dr. Öğr. Üyesi Kenan Demirbakan ile Üroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Erbay Tümer’in koordinasyonuyla gerçekleştirilen nakil sonrasında G.K., sağlığına yeniden kavuştu.

ŞİMDİ YENİ BİR HAYATA YENİ UMUTLARLA BAKIYORUM

“Ameliyat öncesinde acı çeker miyim, iyileşebilir miyim diye endişeliydim ama düşündüğüm gibi olmadı” diyen G.K. süreçle ilgili şunları söyledi:

“Ameliyat öncesi ve sonrası süreçte her şey çok iyi geçti. Hem ben hem de ablam kısa sürede toparlandık. SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde ilgi ve bakım için başta hocalarım olmak üzere tüm ekibe minnettarım. Şimdi yeni bir hayata, yeni umutlarla bakıyorum. Ablam bana can oldu.”

Böbrek nakli için önce kardeşi D.G.’nin gönüllü olduğunu ama tetkikler sonucu  doku uyumu sağlanamayınca devreye girdiğini belirten F.A ise yaşadıklarını şöyle aktardı:

“Kardeşimin sağlığı için bu adımı atmaktan hiç pişman olmadım. SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde bize gösterilen ilgi ve profesyonel yaklaşım sayesinde her şey yolunda gitti. Kardeşimi yeniden sağlığına kavuşturmak tarif edilemez bir duygu. Allah herkese böyle bir iyilik yapma fırsatı versin.”

ORGAN NAKLİ BÜYÜK BİR FEDAKARLIK VE DAYANIŞMADIR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi Sorumlu Hekimi de olan Doç. Dr. Yücel Yüksel ise, süreç hakkında şu bilgileri verdi:

“Organ nakli sadece tıbbi bir süreç değil, aynı zamanda büyük bir fedakârlık ve dayanışmadır. Bu ailede üç kardeşin birbiri için gösterdiği çaba hepimizi çok etkiledi.

Vericinin ameliyatı retroperintonoskopik (Karın arka zarından girilerek, bağırsaklara dokunulmadan yapılan kapalı yöntemle böbrek çıkarma ameliyatı) yapıldı. Bu sayede ameliyat sonrası hastanın ağrısı daha az olup, iyileşme süreci daha hızlı gerçekleşti. Bu yöntemle böbrek ameliyatı yapan ülkemizdeki birkaç merkezden biri olmanın gurunu yaşıyoruz.

Süreci multidisipliner ekip çalışmasıyla başarıyla tamamladık. Hastalarımıza güvenli ve etkili sağlık hizmeti sunmaya devam ediyoruz.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ BAŞHEMŞİRESİ ÖZYILMAZ: “HEMŞİRELER, İNSAN SAĞLIĞI İÇİN ÇOK KUTSAL BİR GÖREVİ YERİNE GETİRMEKTEDİR”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ BAŞHEMŞİRESİ ÖZYILMAZ: “HEMŞİRELER, İNSAN SAĞLIĞI İÇİN ÇOK KUTSAL BİR GÖREVİ YERİNE GETİRMEKTEDİR”

SANKO Üniversitesi Hastanesi Başhemşiresi Ceylan Özyılmaz, 12-18 Mayıs Hemşirelik Haftası nedeniyle mesaj yayımladı.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Başhemşiresi Ceylan Özyılmaz, 12-18 Mayıs Hemşirelik Haftası nedeniyle mesaj yayımladı. 

Özyılmaz, “Hemşirelerimiz ‘önce insan’ diyerek insan sağlığı için çok önemli ve kutsal olan hemşirelik görevini yerine getirmektedir” dedi. 

Pandemi, göç, afet, iklim değişikliği vb. küresel sorunlarla başa çıkmada ön saflarda yer alan hemşirelerin sağlığını ve refahını desteklemek için bu sene Uluslararası Hemşireler Konseyi’nin (ICN) temasını ‘Hemşirelerimiz. Geleceğimiz. Hemşirelere değer vermek ekonomileri güçlendirir’ olarak belirlediğini anımsatan Özyılmaz, mesajını şöyle sürdürdü:

“Bu tema ile hemşirelerin sağlık ve refahının desteklenmesinin sağlık sistemlerine katkı sağlayacağı ve beraberinde toplum sağlığını da iyileştirerek güçlendireceği ifade edilmiştir.  

Sağlık sistemlerinin merkezinde yer alan hemşirelik mesleğine, süregelen etik değerlerin yanında 21’inci yüzyılda bilimsel ve teknolojik gelişmeler de katkı sunmaktadır. Teknoloji ile uyumlu, dijital anlamda iletişime açık ve hızlı geri bildirim isteyen bir kuşakla karşı karşıya kaldığımız günümüzde, hemşireliğin temeli olan insani değerlerden asla ödün vermiyoruz.

Elektronik sağlık kayıtları, robotik bakım sistemleri ve yapay zeka destekli karar sistemleri hemşirelerin iş yükünü yönetmesine ve hasta bakımını geliştirmesine katkı sağlamaktadır. Hemşirelerimiz hem hasta bakımı hem de veri yönetimi için teknolojiyi aktif kullanmaktadır.”

“Günümüzde sadece bakım veren değil eğitimci, savunucu, yönetici ve araştırmacı roller de üstlenen hemşirelerimiz çoğalmaktadır” diyen Özyılmaz, mesajını şöyle sonlandırdı:

“Bu vesileyle görevlerini yerine getirmek için büyük bir özveri ve gayretle çalışan tüm hemşirelerimizin Hemşirelik Haftası’nı kutluyorum.” 

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE KOAH HASTALARINA BRONKOSKOPİK HACİM KÜÇÜLTÜCÜ COIL TEDAVİSİ UYGULAMASI BAŞLADI

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE KOAH HASTALARINA BRONKOSKOPİK HACİM KÜÇÜLTÜCÜ COIL TEDAVİSİ UYGULAMASI BAŞLADI

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) hastalarına bronkoskopik hacim küçültücü COIL (Akıllı sarmal tel) tedavisi başladı.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli, KOAH’ın başta sigara içen kişilerde olmak üzere, hava kirliliği, biyoyakıtlar gibi nedenlerle akciğerin normal dokusu yerine hava keseciklerinin (Amfizem) oluştuğu bir hastalık olduğunu söyledi.

“Amfizem alanları hastanın nefes kapasitesine katkı sağlamamakta, hastada nefes darlığına ve efor kapasitesinde azalmaya sebep olmaktadır.  Bu durum hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir” diyen Prof. Dr. Elbeyli, şöyle devam etti:

“İleri evre KOAH hastalarında amfizem alanlarının azaltılmasına yönelik cerrahi ve cerrahi dışı girişimler yapılmaktadır. Cerrahi işlemler bu hastaların mevcut ek hastalıkları nedeni ile riskli olduğundan daha az tercih edilmektedir.

Son zamanlarda giderek yaygınlaşan bronkoskopik tedavi yöntemleri KOAH hastaları için umut ışığı olmuştur. Herhangi bir cerrahi kesi olmadan tamamen endoskopik (Bronkoskopik) olarak yapılan bu işlemde COIL adıyla bilinen hafızalı sarmal tel akciğerin amfizemli bölgelerine yerleştirilerek amfizemli akciğer hacminin azaltılmasını ve böylece sağlam akciğer dokusunun havalanmasına olanak sağlamaktadır. Yaklaşık olarak 30-40 dakika süren bu işlemde hastalar sonraki gün taburcu olmaktadır.”

Uluslararası birçok çalışmada COIL tedavisinin uygulandığı KOAH hastalarında nefes darlığı hissinde azalma, günlük işlerini daha kolay yapma, merdiven inip çıkmada kolaylık, yürüme mesafesinde artmanın beklendiğini kaydeden Prof. Dr. Elbeyli, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Nefes darlığı nedeni ile sürekli hastaneye başvuran KOAH hastalarında yaşam kalitesi artıran bu tedaviyi SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahi ve Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı olarak sunmaktan mutluluk duymaktayız.”

KBB UZMANI OPR. DR. ONUR ALTINBAŞ, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

KBB UZMANI OPR. DR. ONUR ALTINBAŞ, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Onur Altınbaş, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hastalarını kabulüne başladı.

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Onur Altınbaş, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hastalarını kabulüne başladı.

Opr. Dr. Onur Altınbaş, 1991 yılında Gaziantep’te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2017 yılında mezun olan oldu, mecburi hizmetini 2017-2018 yıllarında Muş’un Malazgirt ilçesinde yaptı.

Uzmanlık eğitimini 2018-2023 yılları arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda tamamladı. Opr. Dr. Altınbaş, mecburi hizmet görevini Ekim 2023-Nisan 2025 yılları arasında Gaziantep Şehir Hastanesi’nde yaptı. Mayıs 2025 itibarıyla SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanı olarak hastalarını kabul etmeye başlayan Opr. Dr. Altınbaş, evli ve 1 çocuk babasıdır.

Opr. Dr. Altınbaş’ın ilgi alanları:

• Rinoplasti ve fonksiyonel burun cerrahisi

• Endoskopik (Kapalı) kulak ameliyatları

• Horlama Cerrahisi

• Kulak hastalıkları ve cerrahisi

• Baş - boyun tümörleri cerrahisi

• Tükürük bezi hastalıkları ve cerrahisi

• Doğumsal boyun kitleleri ve cerrahisi

• Denge hastalıkları.

• Kepçe kulak onarımı

• Tiroit cerrahisi

• Ses hastalıkları ve cerrahisi

• Paranazal sinüs hastalıkları ve cerrahisi

 GEÇMEYEN BEL AĞRISINI HAFİFE ALMAYIN

GEÇMEYEN BEL AĞRISINI HAFİFE ALMAYIN

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Romatoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Bünyamin Kısacık, 7 Mayıs Dünya Ankilozan Spondilit (AS) Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, geçmeyen bel ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini söyledi.

Ankilozan Spondilit adı verilen hastalığın halk arasında ‘omurga’ ya da ‘kalça romatizması’ olarak da bilindiğini kaydeden Prof. Dr. Kısacık, hastalıkla ilgili şu bilgileri verdi:

“Ankilozan Spondilit; genetik temelli, kronik ve ilerlediğinde sakatlığa neden olabilen bir romatizma türüdür. Genellikle 40 yaş altında başlar ve çoğu hasta tanı aldığında henüz 20’li yaşlardadır. Hastalığın en belirgin şikâyeti bel ve kalça bölgesinde yoğunlaşan ağrıdır. Ancak bu ağrı, klasik bel ağrısından farklıdır.

Özellikle geceleri artar ve sabaha karşı en şiddetli hâline gelir. İlginç bir şekilde, hareket ettikçe bu ağrı azalır. Ayrıca diz, ayak bileği ve topuk gibi eklemlerde de ağrı ve şişlik görülebilir. Bazı hastalar gözün ön kısmında iltihaplanma (Üveit) şikâyetiyle de bize başvurabilir.”

TANI GENELLİKLE GEÇ KONULUYOR

En kötü tarafının, hastalığın genellikle geç tanı alması olduğunu ve bu durumun hastalarda sakatlık gelişmesine ve iş gücü kaybına yol açabildiğini belirten Prof. Dr. Kısacık, şöyle devam etti:

“Tanısı geç konmuş ve yıllarca çektiği acılar yüzünden ifadesi değişmiş hastalarımın hikâyelerini hala tek tek anımsıyorum. Hastalarıma gerçekten de ne yaşadıklarını anlayabildiğim için her zaman söylediğim gibi; ‘Bu ağrıyı bir siz, bir de ben çok iyi biliyorum.

Tanı, genellikle iltihaplı bölgelerin röntgen ya da manyetik rezonans (MR) görüntülemeleriyle konur. Tedavi ise kişiye özel planlanır; ilaç tedavileriyle birlikte yaşam tarzı değişikliklerini de içerir.”

Tedavi sonrası hastalarının sıkça; ‘Hocam, tedaviden sonra adeta yeniden doğdum’ diyerek yaşadıkları mutluluğu dile getirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Kısacık, “Evet, bu çok zor bir hastalık. Ancak erken tanı konduğunda tedaviyle yaşam kalitesi ciddi oranda artırılabilir” diye konuştu.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ANNEDEN OĞLUNA İKİNCİ HAYAT

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ANNEDEN OĞLUNA İKİNCİ HAYAT

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde (TransplANTEPSANKO) Hataylı N.K. (32), annesi tarafından bağışlanan böbrekle sağlığına yeniden kavuştu.

Kusma, mide bulantısı, halsizlik ve yüzünde sararma şikayetleriyle hastaneye başvuran N.K., yapılan tetkikler sonucunda böbrek yetmezliği tanısı aldı. Tedavi için SANKO Üniversitesi Hastanesi’ni tercih eden N.K.’ya yapılan değerlendirmeler sonucunda organ nakli olması gerektiği bilgisi verildi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Nefroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehtap Akdoğan, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı / Organ Nakil Merkezi Cerrahları Doç. Dr. Yücel Yüksel ve Dr. Öğr. Üyesi Kenan Demirbakan ile Üroloji Anabilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Erbay Tümer’in yürüttüğü titiz hazırlık ve ameliyat süreciyle, N.K.’ya annesinden alınan böbrek başarıyla nakledildi.

Ameliyat sonrası sağlık durumunun iyi olduğunu belirten N.K., yaşadıklarını şöyle aktardı:

"Yaşadığım rahatsızlıklar nedeniyle yapılan tetkiklerle bana böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Araştırmalarım sonucunda SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne ulaştım. Nakil olmam gerektiği söylenince annem A.K. (58) bana böbreğini vermek istediğini iletti. Tetkikler tamamlanınca annemin böbreğinin bana uyumlu olduğu belirlendi. Hocalarımın titiz çalışmaları, yoğun ilgi ve destekleriyle nakil operasyonum başarıyla gerçekleşti.

Annemin de benim de sağlık durumumuz son derece iyi. Kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Annem, bana ikinci kez hayat verdi. Ne kadar teşekkür etsem az. Emeği geçen tüm doktorlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza da sonsuz teşekkür ederim."

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Yücel Yüksel, “Anne ile oğlunun sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam edecek olması en büyük mutluluğumuzdur. Alanında uzman kadromuzun multidisipliner yaklaşımıyla, böbrek nakli başta olmak üzere organ nakli alanında başarılı çalışmalara imza atmaya devam ediyoruz” diye konuştu.

Anne A.K. ise oğlunun sağlık durumunun düzelmesinden dolayı mutlu olduğunu dile getirdi.

ZAYIFLATIRKEN İYİLEŞTİRMEK ESASTIR

ZAYIFLATIRKEN İYİLEŞTİRMEK ESASTIR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi Koordinatörü Dyt. Nur Seda Güler Berk, zayıflamanın sadece kilo vermekten ibaret olmadığını, zayıflatırken esas yapılmak istenenin iyileştirmek olduğunu söyledi.

Dyt. Berk, “Zayıf olan her insan sağlıklı mıdır? Evet bu bir soru işareti, sağlıksız da olabilir ancak şişman olan her birey sağlıksızdır” dedi.

Tamam ama fazla kilolar kaç ayda ya da yılda birikti? Hemen bir anda gitmesi mümkün mü?” diyen Dyt. Berk, şöyle devam etti:

“Zayıflatırken iyileştirmek esastır. Ancak bu sıralar ilkbaharın gelmesi ve yaz mevsiminin yaklaşması ile herkes çok hızlı zayıflamak için bir telaş içinde. Şok diyetlerle hızlı zayıflamanın peşine düşerek sağlığınızı riske etmeyin. Zaten yanlış diyetlerle hızla verdiğiniz kilolar aynı hızla sizlere geri dönecektir.

Öncelikle fazla kiloların altında yatan ana sebebi bulmalıyız. Acaba insülin direnci veya hipotiroidi gibi metabolik bir hastalığınız mı var veya demir, B12, D vitamini gibi vitamin - mineral eksikliğine bağlı bozuk bir iştaha mı sahipsiniz? Belki de duygusal açlık yaşıyorsunuz tok hissetmenize rağmen yemek yeme eylemine devam ediyorsunuz? Ya da artık ciddi bir obezite gelişmiştir, beden kütle indeksiniz 35 ve üzerine çıkmıştır! Büyüyen yağ hücreleriyle, dokularıyla baş edemiyorsunuzdur. İşte önce bu kısmın netleşmesi ve ona göre de doğru zayıflama yönteminin belirlenmesi gerekir.”

Zayıflama sürecinin özellikle kalıcı olabilmesi için multidisipliner bir yaklaşımla kişiye özel bir zayıflama sürecinin belirlenmesi gerektiğine vurgu yapan Dyt. Berk, “Bu sadece diyetle de olabilir veya diyetle birlikte ilaç tedavisiyle de olabilir” dedi.

Diyet yapmaktan yorulmuş ve psikolojik olarak diyete uyum sağlayabilecek durumu olmayanlar için beden kütle indeksi uygun ise yutulabilir balon ya da gerekli ve zorunlu durumlarda cerrahi yöntemlerin de uygulanabileceğini belirten Dyt. Berk, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada aslolan iyileşmeyi ve kalıcı zayıflamayı hedeflemektir. Bu yüzden zayıflama sürecini bir bütün olarak ele almak için Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezlerini tercih etmek gerekir.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi olarak balon veya cerrahi yöntemlerle hızlı ve kalıcı sonuç aldığımız gibi sadece diyet hastalarımızla da oldukça anlamlı zayıflamalar elde ediyoruz.

Bireylerin rejimlerine bağlı kalmaları, süreci hızlandırıyor ve sonrasında ise bu zayıflama süreçlerinde eski ve yanlış beslenme alışkanlıklarını yeni ve doğru yöntemlerle değiştirip hayatlarına entegre ettiklerinde kalıcılık sağlanmış oluyor.

Günümüz koşullarında hep bir yerlere yetişme telaşı ister istemez hızlı yeme alışkanlığını da beraberinde getirdi. Hızlı yemek yemek ise çiğnemeden yutmaya, sindirim problemlerine, özellikle kabızlık şikayetleriyle birlikte hızla kilo almaya sebep oluyor. Gün içerisinde tüketimi kolay diyerek şekerli içeceklerin tüketilmesi de su alımını azaltarak yine aynı sonuçla karşılaşmamıza yol açıyor.

Şu andan başlayarak yavaş yemek yemek, besinleri iyi çiğnemek, günlük 2.5 litre su tüketimini stabil hale getirmek bile sağlık anlamında iyileşmeler, hatta vücut ağırlıklarında hafifleme hissettirebilir. Küçük gibi görünen bu tarz alışkanlıkların değiştirilmesi sadece şu an için değil, ileriye dönük de çok olumlu sonuçlar verebilir. Sağlıkla formda kalmanızı dilerim.”

DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLARI UZMANI DR. ÖZGÜL BALIK SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLARI UZMANI DR. ÖZGÜL BALIK SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgül Balık, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgül Balık, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Uzm. Dr. Özgül Balık, 1969 yılında Bingöl / Karlıova’da doğdu. 1992 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Deri ve Zührevi Hastalıkları ihtisasını tamamladı. 2014 yılında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nde Sağlık İşletmeciliği eğitimini bitirdi.

1992-1996 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, 1996-1997 yıllarında Adıyaman Devlet Hastanesi’nde, 2004-2008 yılları arasında Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’nde, 2008-2009 yıllarında Gaziantep’te özel bir hastanede, 2009-2012 yılları arasında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde hastalarını kabul eden Uzm. Dr. Balık, 2012-2013 yıllarında Gaziantep Oğuzeli Devlet Hastanesi’nde Başhekim, 2014-2015 yıllarında Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü’nde Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. 2015 yılında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde, 2020 yılından bu yana Nizip ve Gaziantep’te özel sağlık kuruluşlarında Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı olarak çalıştı.

Uzm. Dr. Balık’ın uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan yedi makalesi, uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildirileri, ulusal hakemli dergilerde yayınlanan 11 makalesi, ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında basılan beş bildirisi bulunmaktadır.

Uzm. Dr. Özgül Balık’ın mesleki ilgi alanları; Mantar Hastalıkları, Sedef Hastalığı (Psoriasis), Egzamalar, Saç ve Tırnak Hastalıkları, Deri Kanserleri, Estetik - Kozmetik Dermatoloji, Ergenlik Sivilceleri ve İzleri, Kriyoterapi, Elektrokoterizasyon, Botoks Tedavisi, Mezoterapi, Altın İğne Uygulaması, PRP, Leke Tedavisi, Gençlik Aşıları, Çocukluk Çağı Egzamaları, Nevus (Ben) Tedavi ve Takibi, Dermatolojik Cerrahi, Lazer Uygulamaları, Eksozom Tedavisi.

LENFÖDEMDE, KOMPLEKS BOŞALTICI FİZYOTERAPİ İLE ÖDEMDEN KURTULMAK MÜMKÜN

LENFÖDEMDE, KOMPLEKS BOŞALTICI FİZYOTERAPİ İLE ÖDEMDEN KURTULMAK MÜMKÜN

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nden Uzm. Fzt. Nursena Kılıç, lenfödemde, kompleks boşaltıcı fizyoterapi ile ödemden kurtulmanın mümkün olduğunu söyledi.

Lenfödemin, lenf sisteminin sonradan ya da doğuştan sebepler ile hasar görmesi sonucunda proteinden zengin olan sıvının cildin altında birikmesi sonucu yumuşak dokunun şişmesi durumu olduğunu ifade eden Uzm. Fzt. Kılıç, ödemin bir semptom, lenfödemin ise bir hastalık olduğunu belirtti.

Lenfödemin en önemli ve ilk belirtisinin vücudunun bölümlerinde şişlik olduğunu kaydeden Uzm. Fzt. Kılıç, şöyle devam etti:

“En sık kol ve bacakta görülürken; baş-boyun, karın ve genital bölgede de karşılaşılmakla birlikte aynı anda birden fazla bölge de etkilenebilmektedir. Ödem, ağırlık, dolgunluk, gerginlik hissi ve nadir de olsa ağrı semptomlarına sebep olabilir. Fiziksel ve duygusal açıdan hastanın aile, çalışma, sosyal ve cinsel yaşam kalitesini olumsuz yönde ciddi biçimde etkiler. İlk belirti olan dokuda şişlik, tedavi edilmediği taktirde ilerleyici olan hastalıkta beslenemeyen ciltte yaralar ve sürekli olarak enfeksiyonlar gelişir.”

LENFÖDEM TEDAVİSİ

“Sürekli ve artarak çoğalan bir hastalık olan lenfödem tedavisinde Kompleks Boşaltıcı Fizyoterapi (KBF) Programı, uluslararası kabul gören ve kanıta dayalı en yaygın tedavi yöntemidir” diyen Uzm. Fzt. Kılıç, şu bilgileri paylaştı:

“Tedavideki amaç; sağlıklı bölgeye doğru lenf drenajı ile şişliği kontrol altına sağlamaktadır. Aynı zamanda kompleks boşaltıcı fizyoterapi programı ile hasta eğitimi ve enfeksiyon oluşumunu veya tekrarlamasını önleyerek, hastanın günlük yaşamına dönüşünü hızlandırmaktır. KBF uluslararası sertifika programları ile bu alanda uygulama yetkinliğine sahip fizyoterapistlerce uygulanır. KBF; cilt bakımı, manuel lenf drenajı, kompresyon (Bandaj veya kompresyon çorabı), egzersiz ve öz bakım komponentlerinden oluşur.”

KBF’nin iki fazda uygulandığını söyleyen Uzm. Fzt. Kılıç, şu bilgileri paylaştı:

“Faz 1 - Boşaltım Fazı (Yoğun faz): Amaç ödemin azaltılmasıdır. Tedavi günlük yapılır, kompresyon bandaj ile sağlanır, ödem şiddetine göre 3-6 hafta kadar sürebilir.

Faz 2 - Koruma Fazı: Oldukça önemli olan bu fazda uzun süreli koruma amaçlanır. Haftada 2-3 kez yapılabilir, kompresyon çorap ile sağlanır. Kompresyon çorabı tercihen kişiye özel olmalıdır.”

LENFÖDEMİ VEYA LENFÖDEM RİSKİ OLAN HASTALARA ÖNERİLER : 

Uzm. Fzt. Kılıç, lenfödemi veya lenfödem riski olan hastalara şu önerilerde bulundu:

  • “Bağışıklık sistemi için hijyen koşullarının sağlanması oldukça önemlidir. Burun, kulak ve genital bölge hijyenine özen gösterilmelidir.
  • Alerji yapacak kozmetik ürünlere dikkat edilmelidir.
  • Sıkı mücevherler damarları sıkıştıracağından kullanılmamalıdır.
  • Kedi-köpek tırmalamasına dikkat edilmelidir.
  • Güneş yanığına dikkat edilmeli, şişen bölge güneşe aşırı maruz bırakılmamalıdır.
  • Hamam ya da sauna vb. sıcaklığın yoğun olduğu yerlerde bulunulmamalıdır.     
  • Kıyafetlerin iç çamaşırı, pantolon, etek vb. giysiler kemer vb. aksesuarların cildi kesmesi engellenmelidir.
  • İç çamaşırlar cilt üzerinde sıkı olmamalıdır.  
  • Cildin nemlendirilmesine önem gösterilmelidir.
  • Etkilenen bölgeden tansiyon ölçümü, enjeksiyon gibi işlemler yaptırmamaya özen gösterilmelidir.
  • Uçakla seyahat edecekler mutlaka bası giysisi giymelidir.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ UMUT OLMAYA DEVAM EDİYOR

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ UMUT OLMAYA DEVAM EDİYOR

Beyin tümörü (Medulloblastom) tanısıyla onkoloji tedavisi gören ve sağlığına kavuşan 25 yaşındaki B.A., SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi.

KANSERİ YENDİ, SAĞLIKLI BİR BEBEK DÜNYAYA GETİRDİ

Beyin tümörü (Medulloblastom) tanısıyla onkoloji tedavisi gören ve sağlığına kavuşan 25 yaşındaki B.A., SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi.

Yaklaşık beş yıl önce baş ağrısı ve denge problemleri yaşayan B.A., SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım’a başvurdu. Yapılan değerlendirmeler sonucu hastaya beyin tümörü tanısı konuldu. Uygulanan tedavilerle hastalık kontrol altına alındı, tümör bulguları tamamen ortadan kalktı ve hasta düzenli kontrol sürecine alındı. 

Tedavisinin beşinci yılında doğal yollarla hamile kalan B.A., SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali İrfan Güzel tarafından gebelik süresince takibe alındı. Bu süreçte onkoloji ve kadın hastalıkları uzmanları ve ekipleri tarafından düzenli kontrolleri yapılan B.A., SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali İrfan Güzel, “Riskli gebeliklerin, hastanemizde uzman kadromuz, teknik altyapımız ile tam donanımlı yenidoğan ve erişkin yoğun bakım ünitelerimiz sayesinde başarılı bir şekilde takip ve tedavilerini gerçekleştiriyoruz. Hastamıza ve bebeğine uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyoruz” dedi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım da “Bizler için önemli olan yalnızca hastalığı tedavi etmek değil, hastalarımızın yaşam kalitesini artırarak onları hayata yeniden bağlamaktır. Hastamızın hem sağlığına kavuşması hem de anne olma hayalini gerçekleştirmesi, bizler için gurur verici bir sonuçtur” ifadelerini kullandı.

B.A. ise sağlıklı bir bebek dünyaya getirip anne olmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirerek, “Bebeğimi sağlıklı şekilde kucağıma almanın sevincini yaşıyorum. Hastalıkla mücadele sürecimde yanımda olan aileme ve doktorlarıma çok teşekkür ederim” diye konuştu.

B.A.’nın hastalıkla mücadelesi ve hem kendisinin hem de bebeğin sağlıklı bir şekilde yeni bir yaşama başlaması, ailesi ve SANKO Üniversitesi Hastanesi için büyük mutluluk kaynağı oldu.

ÜROLOJİ UZMANI PROF. DR. SAKIP ERTURHAN, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

ÜROLOJİ UZMANI PROF. DR. SAKIP ERTURHAN, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Sakıp Erturhan, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Prof. Dr. M. Sakıp Erturhan, 1972 yılında Gaziantep’te doğdu. 1989 yılında Gaziantep Lisesi’nden, 1996 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Üroloji ihtisasını Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda 2003 yılında tamamladıktan sonra aynı klinikte 2008 yılında “Doçent”, 2014 yılında “Profesör” unvanı aldı. 2018-2021 yılları arasında bölüm başkanlığı görevinde bulundu.

Akademik eğitim sürecinde 2007 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Laparoskopik Ürolojik Cerrahiler konusunda, 2013 yılında Almanya Pforzheim’daki Siloah St.Trudbert Hospital’da robotik ürolojik cerrahiler konusunda misafir öğretim üyesi olarak çalıştı.

2014-2019 yılları arasında Güneydoğu Ürologlar Derneği Başkanlığı görevini yürüten, 2016-2020 ve 2022-2023 yılları arasında Türk Üroloji Derneği Yönetim Kurulu üyeliği yapan Prof. Dr. Erturhan, 2016 yılından bu yana Türk Üroloji Derneği Türk Üroloji Akademisi Üroonkoloji Koordinatörlüğü görevinde bulunmaktadır. Aynı zamanda Avrasya Üroonkoloji Derneği ve Endoüroloji Derneği üyelikleri bulunmaktadır.

Web of Science veri tabanına kayıtlı yurtdışı dergilerde basılmış 93 adet yabancı makalesi, yurtdışı uluslararası kongre ve sempozyumlarda yapılmış 51 adet bildirisi, ulusal bilimsel dergilerde yayınlanmış 46 adet yayını ve yine ulusal kongrelerde sunulmuş 82 adet bildirisi bulunmakta olup bu yayınlara 1000’den fazla atıf mevcuttur. Ayrıca 13 adet kitap bölüm yazarlığını ve “Üroonkoloji El Kitabı” ile “Üroonkoloji Operatif Atlas” isimli 2 kitabın editörlüğünü yapmıştır. Halen Ürolojik Onkoloji Bülteni’nin editörlüğünü de yürütmektedir.

Ürolojik onkolojik, laparoskopik cerrahiler, endoskopik prostat ve taş cerrahileri başlıca ilgi alanıdır. Prof. Dr. Erturhan, evli ve iki çocuk babasıdır.

VÜCUDUN HEMEN HER BÖLGESİNDEKİ HÜCRELER, KANSER HÜCRELERİNE DÖNÜŞEBİLİR

VÜCUDUN HEMEN HER BÖLGESİNDEKİ HÜCRELER, KANSER HÜCRELERİNE DÖNÜŞEBİLİR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yıldırım, “Vücudun hemen her bölgesindeki hücreler, kanser hücrelerine dönüşebilir” dedi.

Kalın Bağırsak Farkındalık Ayı nedeniyle açıklama yapan Prof. Dr. Yıldırım, kanserin, vücuttaki hücrelerin kontrolden çıkıp hızla çoğalmasıyla başladığını söyledi. 

KOLOREKTAL KANSER NEDİR?

Kolorektal kanserin, kalın bağırsak (Kolon) ya da rektumda başladığını anımsatan Prof. Dr. Yıldırım, “Bu kanserler, başladıkları yere göre kolon kanseri ya da rektal kanser diye isimlendirilir. Kolon kanseri ve rektal kanser genellikle birçok ortak özelliğe sahip olduğundan birlikte değerlendirilir” şeklinde konuştu.

KOLOREKTAL KANSERİN GELİŞİMİ

Gastrointestinal sistem diye de bilinen ve sindirim sisteminin bir parçası olan kalın bağırsağın, kolon ve rektumdan oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Yıldırım şöyle devam etti:

“Kalın bağırsağın çoğu, yaklaşık 1,5 metre uzunluktaki kaslı bir tüp şeklindeki kolondan oluşur. Kolon, farklı bölümlere ayrılır; yükselen kolon, inen kolon, transvers kolon ve sigmoid kolon. Sigmoid kolon, daha sonra anüse bağlanan rektuma katılır.

Kolon, ince bağırsaktan gelen sindirilmemiş besinlerden tuzla suyu emer. Kolondan geçen atık madde, rektuma ulaşır ve anüsten dışarı atılır. Anüs çevresindeki halka şeklindeki kaslar (Sfinkterler), dışkının kontrollü bir şekilde dışarı çıkmasını sağlar.

Kolorektal kanser, çoğunlukla rektum ya da kolonun iç astarında oluşan büyümeler (Polipler) ile başlar. Polipler, özellikle yaşlandıkça yaygın hale gelir. Polip türlerinin bazıları zaman içinde kansere dönüşebilir. Polipin kansere dönüşme riski, polipin türüne bağlıdır.

Kanser, polipten başlayarak kolon veya rektum duvarına doğru gelişebilir. Kanser hücreleri, lenf ya da kan damarlarına yayılarak yakındaki lenf düğümlerine ya da vücudun uzak bölgelerine ulaşabilir.”

KOLON VE REKTUMDA GÖRÜLEN KANSER TÜRLERİ

Kolorektal kanserlerin çoğu adenokarsinomlardır. Adenokarsinomun bazı alt tiplerinin prognozu (Hastalığın seyriyle ilgili öngörü), diğer tiplerle kıyaslandığında daha kötü olabilir.

KOLOREKTAL KANSER TEDAVİSİ

Kolorektal kanser tedavisinin, çok disiplinli bir ekip tarafından yürütüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Yıldırım sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu ekip, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, cerrahi onkoloji, gastroenteroloji, patoloji, radyoloji, nükleer tıp, diyetetik, fizyoterapi ve psikoloji uzmanlarından oluşur. SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Merkezi'nde de hastalara multidisipliner tümör konseyi tarafından yapılan değerlendirilmelerle, multidisipliner bir yaklaşımla en güncel tedaviler uygulanmaktadır”. 

UZM. PSİKOLOG ELİF TÜRKYİĞİT, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

UZM. PSİKOLOG ELİF TÜRKYİĞİT, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Uzm. Psikolog Elif Türkyiğit, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde danışanlarını kabul etmeye başladı.

Uzm. Psikolog Elif Türkyiğit, 1997 yılında Gaziantep'te doğdu. Binbaşı Dündar Taşer Anadolu Sağlık Meslek Lisesi Hemşirelik Bölümü’nü bitirdi. 2016-2020 yılları arasında Hasan Kalyoncu Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü’nü tamamladı. 2020-2022 yılları arasında Çağ Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı.

2022 yılından itibaren özel bir klinikte ve kurumda danışmanlık hizmeti verdi. 2023 yılından bu yana SANKO Üniversitesi Hastanesi Onkoloji ve Hematoloji Bölümleri ile Gebe Okulu’nda hizmet veren Uzm. Psikolog Türkyiğit, poliklinikte danışanlarını kabul etmeye başladı. 

Uzm. Psikolog Türkyiğit, eğitim süresince Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi, Adana AMATEM Alkol ve Madde Bağımlılığı Bırakma Merkezi gibi kurumlarda çeşitli görevlerde bulunmuş, Genç Psikologlar Meclisi Gaziantep Şehir Temsilciliği, Türkiye Psikoterapi Zirvesi Hasan Kalyoncu Üniversitesi Temsilciliği yapmıştır.

Bireysel terapilerdeki uzmanlık alanları ergen, yetişkin ve çift terapisi olan Uzm. Psikolog Türkyiğit’in terapi sürecini yönetirken benimsemiş olduğu ekoller ise; BDT(Bilişsel Davranışçı Terapi), Mindfulness (Bilinçli Farkındalık), Temel ve İleri Düzey Hipnoz, Çocuk Değerlendirme Testleri ve Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi şeklindedir.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ “YENİ DOĞAN İŞİTME TARAMA PROGRAMI” KAPSAMINDA “REFERANS MERKEZ” OLDU

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ “YENİ DOĞAN İŞİTME TARAMA PROGRAMI” KAPSAMINDA “REFERANS MERKEZ” OLDU

SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne, Ulusal Yeni Doğan İşitme Tarama Programı kapsamında Sağlık Bakanlığı tarafından “Referans Merkez Yetki Belgesi” verildi.

SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne, Ulusal Yeni Doğan İşitme Tarama Programı kapsamında Sağlık Bakanlığı tarafından “Referans Merkez Yetki Belgesi” verildi. 

Tarama programı kapsamında her doğan bebeğe doğumdan itibaren 72 saat içerisinde ilk işitme tarama testinin yapılması gerekmektedir. Bebekler ve çocuklar, işitme kaybı zamanında teşhis edilmediği ve erken dönemde uygun rehabilitasyon programlarına alınmadıklarında gerek psikolojik gerekse sosyal açıdan yetersiz gelişme yaşarlar. 

Yaşın ilerlemesiyle birlikte hem eğitim alanında hem de sosyal alanda kendi yaşıtları arasında geri kalmalarına neden olabilecek bu durum, işitme kaybı yanında, duygu ve düşüncelerini yeterince anlatamadıklarından iç dünyalarında yaşayan, psikolojik ve sosyal açıdan uyumsuz bireyler olmalarına neden olacaktır. Erken tanı ve doğru tedavi yöntemleriyle bu çocukların yaşam kalitelerini artırmak ve akademik, psikolojik ve sosyolojik gelişimlerine olumlu katkı sağlamak mümkündür.   

Referans merkez, tarama protokolü kapsamında yapılan testlerden kalan bebeklerin sevk edildiği ileri tanı – tedavi merkezleridir. 

SANKO Üniversitesi Hastanesi, Ulusal Yeni Doğan İşitme Tarama Programı kapsamında referans merkez olarak bu çocukların yaşamına olumlu katkı sağlamak için her türlü teknik ve akademik donanımla hizmet vermektedir.

14 MART TIP BAYRAMI MESAJI

14 MART TIP BAYRAMI MESAJI

SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle mesaj yayımladı.

SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle mesaj yayımladı.

Dr. Kileci, “Sağlık, insan hayatının en kıymetli hazinesidir ve bu hazineyi korumak adına özveriyle çalışan hekimlerimiz ve tüm sağlık çalışanlarımız, toplumun en önemli yapı taşlarındandır” dedi.

Tıp mesleğinin bilgi ve beceri yanında vicdan, sabır ve özveri de gerektirdiğini söyleyen Dr. Kileci, mesajını şöyle sürdürdü:

“Hayat kurtarmak için zaman gözetmeksizin, büyük bir gayretle çalışan sağlık çalışanlarımız, fedakârlıklarıyla her türlü takdiri hak etmektedir. Son yıllarda yaşadığımız küresel sağlık sorunları ve doğal afetler, sağlık çalışanlarımızın üstlendikleri mesleğin ve sorumluluğun ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Onların emeği, cesareti ve özverisi ile toplumlar, sağlıklı yarınlara umutlu bakabilmektedir.”

14 Mart Tıp Bayramı’nın, sağlık çalışanlarının insan hayatı için gösterdikleri çaba ve fedakârlıklarını anmak için önemli bir gün olduğunu belirten Dr. Kileci, mesajını şöyle sonlandırdı: 

“Mesleğine gönülden bağlı tüm hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir meslek hayatı diliyorum.”

 

PULMONER REHABİLİTASYON HAFTASI

PULMONER REHABİLİTASYON HAFTASI

SANKO Üniversitesi Hastanesi Pulmoner Rehabilitasyon Fizyoterapisti Güler Öztürk, “Amacımız, hastalarımızın yaşam fonksiyonlarını en üst düzeyde tutacak şekilde bağımsız olarak hayatlarına devam etmelerini sağlamaktır” dedi.

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ PULMONER REHABİLİTASYON FİZYOTERAPİSTİ ÖZTÜRK: “AMACIMIZ, HASTALARIMIZIN YAŞAM FONKSİYONLARINI EN ÜST DÜZEYDE TUTACAK ŞEKİLDE HAYATLARINA DEVAM ETMELERİNİ SAĞLAMAKTIR”

SANKO Üniversitesi Hastanesi Pulmoner Rehabilitasyon Fizyoterapisti Güler Öztürk, “Amacımız, hastalarımızın yaşam fonksiyonlarını en üst düzeyde tutacak şekilde bağımsız olarak hayatlarına devam etmelerini sağlamaktır” dedi.

9-15 Mart Pulmoner Rehabilitasyon Haftası nedeniyle açıklama yapan Fzt. Öztürk, pulmoner rehabilitasyonun kronik solunum hastalığına sahip bireyler için multidisipliner olarak hazırlanan fizyolojik, psikolojik ve beslenme desteğini içeren bir tedavi programı olduğunu belirtti.

Fzt. Öztürk, “Kronik akciğer hastalıklarında fonksiyonel kapasiteyi artırmak semptomları kontrol altına almak veya azaltmak, dolayısıyla standart tedavinin başarısını artırmak iyi hazırlanmış bir pulmoner rehabilitasyon programı ile mümkündür” dedi.

Pulmoner rehabilitasyon programı hazırlarken hastaların ihtiyaçları ile fiziksel, psikolojik ve sosyal fonksiyonlarına uygun olarak multidisipliner bir çalışma yaptıklarını belirten Fzt. Öztürk, şöyle konuştu:

“Uyguladığımız tedavi programlarının odak noktası, hastalığa ait semptomların azaltılması ve hastalığa bağlı maluliyetin engellenmesidir. Rehabilitasyon öncesinde hastalarımıza detaylı bir değerlendirme yapıyoruz. Sonrasında solunum eğitimi, göğüs fizyoterapisi, egzersiz ve gerekirse elektroterapi uygulamaları ile hasta eğitimini içeren bir programla hizmet sunuyoruz. Aynı zamanda hastalarımıza hastanemizin sağlamış olduğu imkanlar sayesinde nutrisyonel (Bilinçli beslenme) ve psikososyal destek komponentleri de uygulanmaktadır.

Pulmoner rehabilitasyon programlarının sonuçlarını inceleyen kanıta dayalı bilimsel çalışmalarda egzersiz performansı ile yaşam kalitesinin arttığı bunun yanı sıra hastalarda dispne (Nefes darlığı), yorgunluk vb. gibi semptomların azaldığı açıkça görünmüştür.

Cerrahi geçirecek hastalarımızın hem ameliyat öncesi hem ameliyat sonrası tedavileri yanında ilaç tedavisi alan akciğer hastalarımızdan da fiziksel ve psikolojik açıdan çok iyi geri dönüşler alıyoruz. Ayrıca birçok olumlu değişikliklerle birlikte hastalarımızın stabil olarak günlük yaşam aktivitelerine de rahatça devam ettiklerini gözlemliyoruz.”

Fzt. Öztürk, pulmoner rehabilitasyon uyguladıkları alanlar ve hastalıklardan bazılarını şöyle sıraladı:

“KOAH, astım, bronşektazi, obezite ile ilgili akciğer hastalıkları, göğüs duvarı deformiteleri, akciğer maligniteleri, cerrahi öncesi ve sonrası dönem ve uyku hastalıklarıdır.”

Fzt. Öztürk, pulmoner rehabilitasyonda uyguladıkları solunum egzersizlerinde amaçlarının nefes darlığını azaltmak, solunum kapasitesini artırmak, balgam oluşumunu önlemek, solunum kaslarında kuvvet ile dayanıklılığı artırmak için kişiye özel egzersiz vermek olduğunu söyledi.

FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON UZMANI DR. EMİNE KOLU, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON UZMANI DR. EMİNE KOLU, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Kolu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Uzm. Dr. Kolu, 1986 yılında Hatay’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Hatay’da tamamladı. 2010 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2013-2017 yılları arasında İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı’nda eğitimini tamamladı.

Devlet hizmet yükümlülüğünü 2018-2021 yılları arasında Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tamamladı. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile özel bir hastanede görev yaptı. 

Evli ve iki çocuk annesi olan Uzm. Dr. Kolu; TRASD (Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği), Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği, Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzman Hekimleri Derneği ile Gaziantep Tabip Odası’na üyedir.

Uzm. Dr. Kolu’nun yaptığı uygulamalar:

  • Majör / minör eklem içi ve kas içi ozon uygulamaları
  • Ağrı mezoterapisi
  • Tetik nokta enjeksiyonu
  • PRP enjeksiyonları
  • Kas-iskelet sistemi ağrıları
  • Nörolojik rehabilitasyon
  • Ortopedik rehabilitasyon

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE “BİLİNÇLİ GEBELER, SAĞLIKLI BEBEKLER” KONULU EĞİTİM TOPLANTISI YAPILDI

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE “BİLİNÇLİ GEBELER, SAĞLIKLI BEBEKLER” KONULU EĞİTİM TOPLANTISI YAPILDI

SANKO Üniversitesi Hastanesi Gebe Okulu tarafından anne adaylarına yönelik “Bilinçli Gebeler, Sağlıklı Bebekler” konulu eğitim toplantısı düzenlendi.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Duygu Alime Almalı anne adaylarını bilgilendirmek amacıyla gebelik süreci, doğum ve doğum sonrası döneme dair gebe okulunun faaliyetlerine dair hakkında bilgiler sundu.

“Gebe okulunun temel amacı anne adaylarının doğum öncesi ve sonrası süreçler konusunda bilgi sahibi ve bu süreçlerde karşılaşabilecekleri durumlara hazırlıklı olmalarını sağlamaktır” diyen Dr. Öğr. Üyesi Almalı, şöyle devam etti:

“Gebelik fizyolojik bir süreçtir. Her gebelikte istenmeyen veya riskli durumlar gelişebilir. Bu nedenle düzenli kontroller hayati önem taşır. Gebelik sürecinde anne adayları fiziksel ve psikolojik değişimler yaşayabilir. Bu değişimlere gebe okulumuzda birlikte uyum sağlayabiliriz.

Gebelikte beslenme, egzersiz, hijyen, vitamin desteği ve bağışıklama konuları da çok önemlidir. Sağlıklı bir gebelik süreci için dikkat edilmesi gereken noktalar atlanmamalıdır. Ayrıca, gebelikte karşılaşılabilecek yaygın sağlık sorunları ve bunların çözümleri için de bize dilediğiniz zaman ulaşabilirsiniz.”

Dr. Öğr. Üyesi Almalı, ayrıca doğum sürecinin nasıl başladığı ve hastaneye ne zaman gidilmesi gerektiği, normal doğum ve sezaryen doğum arasındaki farklar, doğum şeklinin belirlenmesi süreci ve doğum sonrası lohusalık dönemi hakkında da bilgiler paylaşarak, anne adaylarının bilinçli kararlar almasına yardımcı olacak önerilerde bulundu.

Sunumun sonunda kordon kanı bankacılığı hakkında da bilgiler veren Dr. Öğr. Üyesi Almalı, kordon kanının kök hücre tedavilerinde nasıl kullanılabileceği ve bağış yapmanın önemine dikkat çekti.

AİLE PLANLAMASI İLE SAĞLIKLI GELECEĞE ADIM ATIN

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı’nda görev yapan Opr. Dr. Necip Deniz ise “Aile Planlaması ile Sağlıklı Geleceğe Adım Atın” konulu sunum yaptı.

Aile planlamasının toplum sağlığı açısından önemine dikkat çeken Opr. Dr. Deniz, “Bilinçli üreme sağlığı politikaları hem birey hem de toplum için pek çok fayda sağlar” dedi.

Aile planlamasının, çiftlerin istedikleri zaman ve bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmalarını sağlayan bir süreç olduğunu ifade eden Opr. Dr. Deniz, şunları kaydetti:

“Bu süreç anne ve çocuk sağlığını koruyarak gebeliğe bağlı riskleri azaltmaktadır. Özellikle modern aile planlaması yöntemleri sayesinde istenmeyen gebeliklerin önüne geçilebileceği gibi gebelik ve doğum komplikasyonları, anne-bebek ölüm oranları ve beslenme bozuklukları da azaltılabilecektir.

Aile planlaması sadece doğum kontrolüyle sınırlı değildir. Sağlıklı bir gebelik süreci ve güçlü bir toplum için bu konuda farkındalık oluşturmak da çok önemlidir. Bilinçli aileler, sağlıklı nesiller yetiştirir. Her birey üreme sağlığı hakkında doğru bilgiye ulaşmalı ve kendisi için en uygun yöntemi seçmelidir.”

Modern korunma yöntemlerine de değinen Opr. Dr. Deniz, kadınlar için oral kontraseptif haplar, aylık ve üç aylık iğneler, deri altı implantlar ve rahim içi araçlar (RİA) vb. gibi yöntemler, erkekler için ise kondom kullanımı ve vazektomi gibi seçenekler konusunda bilgiler verdi.

Toplantıda ayrıca SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde görev yapan Fizyoterapist Elif Nur Güçlü “Gebelikte Egzersiz”, Psikolog Elif Türkyiğit “Gebelikte Psikoloji”, Uzm. Diyetisyen Meltem Demirci “Gebelikte Beslenme” ve Eğitim Hemşiresi Gizem Göçmen “Anne Sütü ve Emzirme Eğitimi” konusunda bilgiler paylaştı.

PSİKOLOJİK TESTLER DANIŞANIN DOĞRU DEĞERLENDİRİLMESİNDE KULLANILAN EN ÖNEMLİ ARAÇLARDIR

PSİKOLOJİK TESTLER DANIŞANIN DOĞRU DEĞERLENDİRİLMESİNDE KULLANILAN EN ÖNEMLİ ARAÇLARDIR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, “Psikolojik testler danışanın doğru değerlendirilmesinde kullanılan en önemli araçlardır” dedi.

Uzm. Psikolog Turan, psikolojik değerlendirme testlerinin, çocuğun/gencin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya çıkarma, bilişsel ve/veya duygusal olası sorunları saptama alanlarında kullanılan yardımcı araçlar olduğunu söyledi.

“Çocuğun değerlendirilmesinde araç olan bu testler, aynı zamanda klinik alanda tanı koymamıza ve araştırmalarda kişisel farklılıkları görebilmemize yardımcı oluyor. Psikolojik testlerle birlikte araştırılan konular anlaşılır, geçerli ve güvenilir bir şekilde değerlendirilebilmektedir” diyen Uzm. Psikolog Turan, şöyle devam etti:

“Bunların yanı sıra bu testlerin değerlendirme aşaması için testi uygulayacak uzmanların yetkin ve yeterli bilgilere hâkim olması gerekir. Bu sayede bireylere doğru tanı konulabilir. Bazı bireyler diğer bireylere göre bilişsel (Algı, dikkat, hafıza öğrenme vb. alanlar) veya ruhsal olarak daha farklıdır ve bu farklılıklara göre ihtiyaçları değişebilir. Bu ihtiyaçları giderebilmek için doğru tespit çok önemlidir.”

KLİNİK GÖZLEM İLE BİRLİKTE UYGULANAN TESTLER

Uzm. Psikolog Turan, klinik gözlemle birlikte uyguladıkları testleri iki grup olarak şöyle özetledi:

1. Objektif testler: Yapılandırılmış bir malzemenin olduğu, standart bir puanlama, istatistik veri ve yorumlama prosedürünün olduğu testlerdir.

2. Projektif testler: Çocuk/gencin kendini, çevresini nasıl algıladığı, duyguları ve düşünceleri hakkındaki görüşleri ile ilgili bilgi veren testlerdir.”

Uzm. Psikolog Turan, bu testleri ölçülebilen beceriler ve uygulama tekniklerine göre ise şu şekilde kategorilere ayırdı:

  • “Zeka testleri ile çocuğun zeka puanını tespit edebilir sözel beceri, çalışma belleği, işlemleme hızı ya da algısal akıl yürütme alanlarındaki yeteneklerini görebiliriz.
  • Gelişim testleri ile çocuğun dil-bilişsel, motor becerileri, öz bakım ve sosyal beceri alanlarını inceleyerek gelişim geriliği tespiti yapabiliriz. Okula hazır mı, otizm riski ya da öğrenme güçlüğü belirtileri var mı vb. sorulara yanıt bulabiliriz.
  • Dikkat testleri ile çocuğun performansını düşüren etkilerin dikkat, dürtüsellik, hiperaktivite ya da zamanı iyi organize edebilme alanları hakkında bilgi sahibi olabilir, dikkat kaybının kaygı nedenli olup olmadığını tespit edebiliriz.
  • Çizim ve hikayeleştirilmiş testler ile çocuğun iç dünyasını daha iyi anlayabilir, ebeveynleri tutum ve öneriler konusunda yönlendirebiliriz.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE UYGULANAN TESTLER

Uzm. Psikolog Turan, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde uygulanan testleri ise şöyle sıraladı:

1. Gelişimsel Değerlendirme Testleri: Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), Denver II Gelişimsel Tarama Testi.

2. Otizm Tarama Testleri: ADOS-2 Otizm Tanı Gözlem Programı, 3Dİ Otizm Görüşme Programı, (M-Chat) Otizm Tarama Ölçeği, Çocukluk Otizmini Derecelendirme Ölçeği (CARS).

3. Dil ve Konuşma Testleri: Peabody Resim Kelime Eşleştirme Alıcı Dil Testi.

4. Dikkat Testleri: Moxo Dikkat ve Performans Testi, Frankfurter Dikkat Testi, Burdon Dikkat Testi.

5. Algı ve Bellek Testleri: Frostig Gelişimsel Görsel Algı Testi, Gesell Gelişim Figürleri Testi.

6. Okula Hazırlık ve Öğrenme Testleri: Metropolitan Okul Olgunluğu Testi, Okula Hazırlık Testi (OKHT), Özel Öğrenme Güçlüğü Tanıma ve Klinik Değerlendirme Bataryası (ÖÖG), Öğrenme Güçlüğü Belirti Tarama Ölçeği (MOYA).

7. Zeka Testleri: WİSC-4 Zeka Testi, Cattell Zeka Testi, Porteus Labirentleri Zeka Planlama Testi, Kent EGY Zeka Test.

8. Sosyal Beceri Testleri: Sosyal Beceri ve Zihin Kuramı Değerlendirme Testi.

9. Yarı Yapılandırılmış Psikolojik Testler: Louısa Duss Psikanalitik Hikayeler Testi, Beier Cümle Tamamlama Testi, Goodenough- Harris Bir Adam Çiz Testi, Aile Çizimi Testi, Çocuklarda Tematik Algı Testi (CAT).”

KÜRESEL YENİ SALGIN HASTALIK: OBEZİTE

KÜRESEL YENİ SALGIN HASTALIK: OBEZİTE

SANKO Üniversitesi Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi Koordinatörü Dyt. Nur Seda Güler Berk, obezitenin küresel yeni salgın hastalık olduğunu söyledi.

4 Mart Obezite Günü nedeniyle açıklama yapan Dyt. Berk, “Bugün dünya üzerinde birçok insan fazla vücut ağırlığından şikayetçi. Bu durum öncelikle kişiyi görsel olarak rahatsız etse de daha da önemlisi kısa bir süre sonra sağlığı tehdit eder hale geliyor” dedi.

Yapılan son araştırmalara göre, obezitenin önümüzdeki yıllarda birçok ülkede kanser için ana risk faktörü olan sigarayı geride bırakacağının öngörüldüğünü belirten Dyt Berk, şöyle devam etti:

“2030 yılına kadar her yedi kadından ve her beş erkekten birinin obez bireyler olarak yaşayacağı tahmin edilmektedir. Bu da obezitenin kanserin yanı sıra bireylerde başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere diyabet, tansiyon, karaciğer yağlanması, depresyon gibi birçok hastalığı beraberinde getirerek insan yaşamını tehdit edeceği anlamına geliyor.”

NELER YAPILABİLİR?

Obeziteden kurtulmak için insanların şok diyet veya detoks sularından medet umarak çok hızlı zayıflama peşinde olduklarını anımsatan Dyt. Berk, şu önerilerde bulundu:

“Bu durum özellikle karaciğer açısından risk oluşturarak sağlığı olumsuz etkiliyor. Zayıflamak için bilinçsizce hareket etmek, kontrol altına alınmadığında insan sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur.

Ancak bunun yanı sıra intermitant fasting diye adlandırılan aralıklı oruç diyeti diye bildiğimiz uzun aralıklarla beslenmeyi destekleyen zayıflamaya yönelik protokol halihazırda pek çok kişi tarafından biliniyor.

Sağlığınız uygun ise aralıklı oruç diyeti uygulamak, obez bireylere fırsat olabilir. Ancak, özellikle diyabet hastaları açısından çok riskli bir beslenme şekli olan aralıklı oruç diyeti için öncelikle hekimden onay alınmalı. Sağlığınızı riske etmemek için sağlık profesyonelleri ile iletişim kurarak zayıflama sürecine girmelisiniz.”

Obezite tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemli olduğuna dikkat çeken Dyt. Berk, “Bu nedenle Sağlık Bakanlığı özellikle obezite cerrahisi yapılabilmesi için sağlık kuruluşlarına Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurma zorunluluğu getirdi. Çünkü önemli olan sağlıklı zayıflamak, zayıfladıktan sonra koruyabilmek ve buna bağlı var olan hastalıklarda kalıcı iyileşme sağlamaktır” diye konuştu.

BESLENME DİSİPLİNİN YERLEŞMESİ GEREKLİ

Özellikle beslenme disiplinin yerleşmesinin kalıcı ve sağlıklı kilo vermede gerekli olduğunu anımsatan Dyt. Berk, şunları kaydetti:

“Beslenme alışkanlıklarımızı değiştirirken diyetisyenlere büyük rol düşse de özellikle obez bireylerde tek başına yeterli olmuyor. Mevcut hastalığına göre uygun branştaki hekimlerle koordine olarak, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde multidisipliner yaklaşımla hastaları ele alıp kalıcı çözümler üretmek bir ekip işidir. 

SANKO Üniversitesi Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi olarak deneyimli cerrahlarımız Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy ve Dr. Öğr. Üyesi Ali Bora Üstünsoy eşliğinde obezite alanında uzman diyetisyen, hemşire, psikolog, fizyoterapistlerimizle hastalarımıza tam teşekküllü hizmet sunuyoruz.

Sizleri ve sağlığınızı her alanda olduğu gibi bu alanda da önemsiyoruz. Lütfen sizler de kendinizi riske atmayın ve obezite için geç kalmadan, önlem alın.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ENDOSKOPİK ULTRASONOGRAFİ İLE SİNDİRİM SİSTEMİ HASTALIKLARININ ERKEN TANI VE TEDAVİSİ MÜMKÜN

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE ENDOSKOPİK ULTRASONOGRAFİ İLE SİNDİRİM SİSTEMİ HASTALIKLARININ ERKEN TANI VE TEDAVİSİ MÜMKÜN

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sindirim sistemi hastalıklarının erken tanı ve tedavisinde gelişmiş görüntüleme yöntemi olan Endoskopik Ultrasonografi (EUS) kullanılmaya başlandı.

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde sindirim sistemi hastalıklarının erken tanı ve tedavisinde gelişmiş görüntüleme yöntemi olan Endoskopik Ultrasonografi (EUS) kullanılmaya başlandı.

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı/Gastroenteroloji Bilim Dalı’nda görev yapan Doç. Dr. Sezgin Barutçu, “Endoskopik ultrasonografi (EUS), sindirim sistemi hastalıklarının erken tanı ve tedavisinde kullanılan gelişmiş bir görüntüleme yöntemidir” dedi.

Bu tekniğin, endoskopi (Kameralı inceleme) ile ultrasonun birleşiminden oluştuğunu söyleyen Doç. Dr. Barutçu, işlemle ilgili şu bilgileri verdi:

“İşlem ucunda bir ultrason probu bulunan ince ve esnek bir endoskop aracılığı ile yapılmaktadır. Ağız veya anüs yoluyla sindirim kanalına ilerletilerek yapılan bu inceleme sayesinde sindirim sistemi duvarları ve çevresindeki organlar (Pankreas, safra yolları, karaciğer, lenf düğümleri) detaylı bir şekilde görüntülenebilmektedir. İşlem genellikle sedasyon veya hafif anestezi altında yapıldığı için hasta ağrı hissetmez.”

ENDOSKOPİK ULTRASONOGRAFİNİN AVANTAJLARI

EUS ile yapılan incelemelerde, dışarıdan yapılan ultrasonlara göre daha net ve yüksek çözünürlüklü görüntü sağlandığını belirten Doç. Dr. Barutçu, avantajlarıyla ilgili şunları söyledi:

“Detaylı inceleme ile sindirim sistemi ve çevresindeki organların kanserlerinin erken teşhisine imkân sağlayan bu işlem, tümörlerin boyutunu, yayılımını ve lenf düğümlerine sıçrayıp sıçramadığını belirlemede önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle tomografi ile tespit edilemeyen küçük pankreas kanserlerinin tanısında bize çok yardımcı olabilmektedir. Pankreas kanserlerinin tedavisinde en önemli nokta bu kanserlerin erken evrede saptanmasıdır. EUS sayesinde bu kanserleri çok erken evrede saptayarak, cerrahi yöntemlerle hastalık yayılmadan tamamen çıkarılmasına olanak sağlanabilmektedir. Ayrıca tespit edilen kist ve tümörlerden aynı seansta biyopsi alma imkânı sunarak kesin tanıya da yardımcı olmaktadır.”.

ENDOSKOPİK ULTRASONOGRAFİNİN TANI KOYMADA YARARLANILDIĞI HASTALIKLAR

Doç. Dr. Barutçu, EUS’un tanı konulmasında yararlanıldığı hastalıkları şöyle gruplandırdı:

“1. Sindirim Sistemi Kanserleri: Yemek borusu (Özofagus) kanseri, mide kanseri, pankreas kanseri, safra yolu ve safra kesesi kanserleri, rektum ve kolon kanseri

2. Pankreas Hastalıkları: Pankreas kistleri (İyi huylu veya kötü huylu olup olmadığının belirlenmesi), pankreatit (Pankreas iltihabı) ve komplikasyonları, pankreas tümörleri ve kitleleri

3. Safra Yolları ve Safra Kesesi Hastalıkları: Safra taşları ve çamuru (Geleneksel ultrason ile tespit edilemeyen küçük taşlar), safra yolu tümörleri ve darlıkları

4. Mide ve Bağırsak Hastalıkları: Submukozal lezyonlar (Mide veya yemek borusunda duvar içinde gelişen kitleler), gastrointestinal (Sindirim sistemi) stromal tümörler (GIST)

5. Lenf Düğümleri ve Yayılım Değerlendirmesi: Sindirim sistemi çevresindeki lenf düğümlerinin büyümesinin değerlendirmesi ve biyopsi alınması için kullanılabilir.  Özellikle kanserin yayılımı hakkında önemli bilgiler sağlar.

6. Rektum ve Anüs Hastalıkları: Rektum kanseri ve evrelemesi, anal fistül ve apselerin değerlendirilmesi, iyi huylu veya kötü huylu rektal kitleler.”

ENDOSKOPİK ULTRASONOGRAFİNİN TEDAVİSİNDE KULLANILDIĞI HASTALIKLAR

Doç. Dr. Barutçu, EUS’un tedavi amaçlı kullanıldığı hastalıkları ile ilgili olarak ise şu bilgileri verdi:

“Endoskopik Ultrasonografi ile pankreatit (Pankreas iltihabı) sonrası gelişen pankreas psödokistleri ve pankreas absesi gibi sıvı birikimleri boşaltılabilmektedir. Pankreas kanseri ve kronik pankreatitte ağrıyı hafifletmek için sinir blokajları yapılabilmektedir.

Safra kesesi iltihabı olup ameliyat için oldukça riskli olan hastalarda safra kesesindeki iltihabın boşaltılabilmesi için kullanılabilmektedir. Safra kesesine stent takılıp safra kesesi iltihabı tedavi edilebilmektedir.

Bunların dışında pankreas kanseri, mide kanseri veya mide ülseri nedeniyle mide çıkışında tıkanıklık olan ve cerrahiye uygun olmayan hastalarda mide ve jejunum (İnce bağırsağın bir parçası) arasına stent yerleştirilerek hastaların beslenmesine olanak sağlanabilmektedir. Ayrıca radyofrekans ablasyon (RFA) ya da alkol enjeksiyonu gibi yöntemlerle bazı tümörler küçültülebilmektedir.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ TARAFINDAN GAZİANTEP OSB KOLEJİ ÖĞRENCİLERİNE İLK YARDIMIN ÖNEMİ ANLATILDI

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ TARAFINDAN GAZİANTEP OSB KOLEJİ ÖĞRENCİLERİNE İLK YARDIMIN ÖNEMİ ANLATILDI

SANKO Üniversitesi Hastanesi İlk Yardım Eğitmeni Aslıhan Tabur tarafından, Gaziantep OSB Koleji öğrencilerine ilk yardım konusunda eğitim verildi.

Dört oturumdan oluşan ve eğitimcilerin de katıldığı ilk yardım eğitiminde Tabur, “Yaşam boyunca ne zaman ihtiyaç duyulacağını bilemediğimiz doğru uygulanacak ilk yardım ile belki de birden fazla kişinin hayatını kurtarabiliriz” dedi.

Küresel olarak bakıldığında yaralanmalara bağlı olarak ortalama 5 saniyede bir insanın yaşamının sona erdiğini anımsatan Tabur, şöyle devam etti:

“İlk yardım konusunda herkes gönüllülükle hareket ediyor. Ancak bu konu yaşamı direkt etkilediği için mutlaka bilinçli bir şekilde yapılmalıdır. Hepimizin yaşayabileceği farklı durumlarda özellikle kısıtlı zamanlarda müdahaleye ihtiyacı olabilir. İnsanların yaşamına ve sağlığına bu uygulamaların olumlu anlamda büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.

SANKO Üniversitesi Hastanesi İlk Yardım Eğitim Merkezi olarak ilk yardım konusunda bilinçli hareket etmek adına eğitim talep edildiğinde büyük bir mutlulukla destek veriyoruz.”

Gaziantep OSB Koleji Müdür Yardımcısı Şeyda Şahin, eğitimin sonunda Tabur’a, katkılarından dolayı armağan takdim etti.

BİREYLER, METABOLİZMA YAPISINA VE SAĞLIK DURUMUNA GÖRE BESLENMELİDİR

BİREYLER, METABOLİZMA YAPISINA VE SAĞLIK DURUMUNA GÖRE BESLENMELİDİR

SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, bireylerin metabolizma yapısına ve sağlık durumuna göre beslenmesi gerektiğini söyledi.

Beslenme biliminin sürekli ilerleme kaydettiğini ve 2025 yılında da bu alanda önemli gelişmeler yaşandığını belirten Uzm. Diyetisyen Demirci, “Her bireyin metabolizma yapısı ve sağlık durumu farklılık gösterdiğinden, herhangi bir beslenme programına başlamadan önce mutlaka bir hekimle ya da diyetisyenle görüşmek önemlidir” dedi.

Uzm. Diyetisyen Demirci, beslenme biçimleriyle ilgili şu bilgileri paylaştı:

Bireyselleştirilmiş Beslenme: Genetik testler ve mikrobiyom analizleri sayesinde kişiye özel beslenme önerileri sunulmaktadır. Bu yaklaşım, besin emiliminden en iyi şekilde yararlanmak ve diyetle ilişkili hastalık risklerini azaltma potansiyeli taşımaktadır. Ancak, karmaşık genetik verilerin yanlış yorumlanması uygunsuz beslenme seçimlerine yol açabilir.

Bitki Temelli Beslenme: İşlenmemiş bitkisel gıdalara (Meyve, sebze, baklagiller ve tam tahıllar gibi) odaklanan bu beslenme şekli, fazla vücut ağırlığı ile mücadelede, kalp hastalıklarını önlemede ve bazı kanser türlerinde riski azaltmakta fayda sağlayabilir. Ancak, B12 vitamini, demir ve omega-3 yağ asitleri vb. besin öğelerinin yeterince alınabilmesi için dikkatli bir planlama yapılması gerekmektedir.

Aralıklı Oruç (İF): Belirli zaman aralıklarında yemek yeme ve oruç tutma dönemlerini içeren bu yöntem, vücut ağırlığı kaybı ve insülin duyarlılığında iyileşme gibi faydaları olabilir. Aynı zamanda herkese uygun olmayabilir ve uzman rehberliği önemlidir.

Ketojenik Benzeri Yaklaşım: Geleneksel ketojenik diyetin katı kısıtlamalarından uzaklaşarak, karbonhidrat alımını orta düzeyde azaltmaya odaklanır. Vücut ağırlığı kaybı gibi potansiyel faydaları olmakla birlikte, besin eksiklikleri gibi geleneksel ketojenik diyete benzer riskler taşımaktadır. Dikkatli bir planlama yapılması gerekmektedir.

Bağırsak Sağlığına Odaklanma: Bağırsak mikrobiyomunun genel sağlık üzerindeki etkisi, beslenme yaklaşımlarını şekillendirmeye devam etmektedir. Prebiyotik ve probiyotik içeren gıdalara ağırlık vermek, sindirimi iyileştirme ve bağışıklık sistemini güçlendirme gibi yararlar sağlayabilir. Ancak bu konudaki araştırmalar henüz devam etmektedir.”

2025 yılında beslenme alanında gelişmelerin, her birinin kendine özgü fayda ve riskleri olan çeşitli yaklaşımlar sunduğunu kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, şöyle devam etti:

“Bireyler için en uygun diyetin sürdürülebilir bir beslenme planı olduğu unutulmamalıdır. Sürdürülebilir beslenme, sadece ne yediğimizle değil, aynı zamanda yiyeceklerimizin nasıl üretildiği, işlendiği, taşındığı ve tüketildiğiyle de ilgilenen bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, kaynakları koruyarak gelecek nesillerin de ihtiyaçlarını karşılayabilmesini hedeflemektedir.

Sürdürülebilir diyetler, çevresel etkiyi en aza indirirken sağlığımızı da destekler. Yerel ve mevsimsel ürünleri tercih etmek, bitkisel ağırlıklı beslenmek, daha az işlenmiş gıda tüketmek ve gıda israfını azaltmak sürdürülebilir beslenmenin yapı taşlarındandır. Popüler diyetlerden kaçınmak ve bireysel ihtiyaçlara, yaşam tarzına ve ihtiyaçlarına uygun, besin değeri yüksek ve dengeli bir beslenme programı oluşturmak önemlidir. Unutulmamalıdır ki, sağlıklı beslenmenin temel unsurları denge ve sürdürülebilirliktir.”

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE, ÜÇ HASTA KADAVRADAN BÖBREK NAKLİYLE YAŞAMA YENİDEN TUTUNDU

SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE, ÜÇ HASTA KADAVRADAN BÖBREK NAKLİYLE YAŞAMA YENİDEN TUTUNDU

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi (transplANTEPSANKO) yıllardır nakil bekleyen üç böbrek hastasına kadavradan gerçekleşen böbrek nakilleriyle umut oldu.

Kahramanmaraş Afşinli G.T. (55), beş yıl önce böbrek rahatsızlığı nedeniyle sağlık sorunlarıyla mücadele etmeye başladı. G.T. üç yıl önce organ nakli için SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’ne başvuruda bulundu.

İki çocuk annesi G.T. kadavradan yapılan böbrek bağışı nedeniyle SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde nakil ameliyatına alındı. Başarılı geçen ameliyat sonrası sağlığına kavuşan G.T. SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’ne ve organ bağışçısı aileye teşekkür ederek, “Bu bağış sayesinde sağlığıma kavuştum. Organ bağışı, bir hayatı kurtarmak için yapılan en büyük iyiliklerden biridir" dedi.

G.T.’nin eşi S.T. ise, “2018 yılında elim bir trafik kazasında oğlumuzun beyin ölümü gerçekleşti. Oğlumuzu kaybettik ama aile olarak aldığımız kararla organlarını bağışladık. Altı ay sonra eşim böbrek hastası oldu ve bugün bağışlanan böbrekle yaşama yeniden tutundu. Bağışçı iken yapılan bağışla yeniden yaşama dönme şansı yakaladık. Organ bağışının ne kadar önemli olduğunu bu sıkıntıları bizzat yaşamış bir aile olarak biliyoruz” şeklinde konuştu.

OSMANİYE’DEN GELEN Ö.Ç.’NİN HAYATINI DEĞİŞTİREN NAKİL SÜRECİ

Yıllarca böbrek yetmezliği ile mücadele eden Osmaniyeli Ö.Ç. (58), 2014 yılında organ nakli için başvuruda bulundu. Ancak uygun bir donör bulunamayınca 2020 yılında diyalize girmeye başladı. 

SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi tarafından kadavradan gerçekleşen böbrek nakliyle sağlığına yeniden kavuşan Ö.Ç. yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Diyalize girmeye başladığımda yaşamım çok zorlaşmıştı. Kadavradan bağışlanan böbrekle nakil oldum ve hayatım değişti. Ameliyattan sonra kendimi çok iyi hissediyorum. Bu süreçte hayatımda olan, minnettar olduğum çok insan var. Bağışçı aileden, doktorlarımdan, hemşirelerimden Allah razı olsun. Onlara sabır ve huzur diliyorum. Beni yaşama döndürdüler. Şu an her şey yolunda, ne kadar şükretsem az. Tek dileğim, sağlıklı bir şekilde hayatıma devam edebilmek.”

27 YAŞINDAKİ H.K.Ö’NÜN YAŞAMI HASTANEDEN GELEN TELEFONLA DEĞİŞTİ

Hatay Arsuz’dan gelen H.K.Ö (27), 2012 yılından itibaren diyaliz tedavisi görüyordu. Nakil için SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’ne başvuran H.K.Ö’nün yaşamı, hastaneden gelen uygun böbrek bulunduğu haberiyle değişti.

Kadavradan yapılan başarılı organ nakliyle sağlığına kavuştuğunu ifade eden H.K.Ö. nakil süreciyle ilgili şunları söyledi:

“Diyalizle yıllarca mücadele ettikten sonra, sağlıklı bir şekilde yaşamaya başlamak gerçekten çok farklı bir duygu. Şu an çok mutluyum, hayatım artık çok daha güzel. Organ bağışı, hayat kurtarmak demek. Bu konuda toplum olarak daha bilinçli olmamız gerekiyor. Diyalize bağlı hastaların sayısı çok fazla, herkesin bu konuda duyarlı olması çok önemli.”

ORGAN BAĞIŞIYLA YAŞAMAYA VE YAŞATMAYA DEVAM EDEBİLİRSİNİZ

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi A.B.D. / Organ Nakil Merkezi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Yücel Yüksel ise organ bekleyen binlerce vatandaşın olduğuna dikkat çekerek, nakil olan hastalarla ilgili ise şu bilgileri verdi:

“Hastanemizde kadavra bağışı ile bir hafta içinde üç hastamıza böbrek naklini başarıyla gerçekleştirdik. Bağışlanan kalp, karaciğer ve diğer böbrekler ise başka hastaları yaşatmaya devam ediyor.

12 yaşında diyalize girmeye başlayan hastamız H.K.Ö, 15 yıldır organ beklemekteydi. Dile kolay 15 yıldır haftada üç gün diyalize girdi. Su içmek, normal yemek yemek gibi çoğu insan için sıradan şeylerden mahrum kaldı. Diğer hastalarımız ise 7 ve 5 yıldır diyalize giriyordu. Bu hastalarımız organ bağışıyla diyalizden kurtuldular.

Çok sevdiğiniz birinin beyin ölümü haberini aldıktan sonra organlarını bağışlama kararını vermek gerçekten de çok zor. Organ bağışı yapan ailelere ne kadar teşekkür etsek az. Organ bağışı için son derece azimle çalışan ulusal, bölgesel ve hastanelerdeki yerel organ nakil koordinatörlerine de çok teşekkür ediyorum. Organ bağışı yaparak, yaşamınızı kaybettikten sonra da yaşamaya ve yaşatmaya devam edebilirsiniz.”

GÖĞÜS CERRAHİSİ UZMANI OPR. DR. İLHAM GÜLÇEK, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

GÖĞÜS CERRAHİSİ UZMANI OPR. DR. İLHAM GÜLÇEK, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. İlham Gülçek, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Batman'da 1992 yılında dünyaya gelen Opr. Dr. Gülçek, orta ve lise öğrenimini Batman Anadolu Lisesi’nde tamamladı. 2016 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2016-2017 yıllarında mecburi hizmet görevini Siirt'te yerine getirdi.

Opr. Dr. Gülçek, 2017 yılında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başladığı Göğüs Cerrahi Uzmanlık Eğitimini 2022 Aralık ayında tamamladı.

Opr. Dr. Gülçek, 2023 Ocak ayında mecburi hizmeti nedeniyle Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne, Temmuz 2023'te Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne, 2023 Ekim ayında Gaziantep Şehir Hastanesi'ne atandı.

Minimal invazif cerrahi üzerine deneyim sahibi olan Opr. Dr Gülçek, alanındaki birçok ameliyatı VATS (Video Eşliğinde Torakoskopik Cerrahi) yöntemiyle başarılı bir şekilde gerçekleştirmektedir.

Opr. Dr. Gülçek’in mesleki ilgi alanları; akciğer kanseri ve mediastinal tümörler, timüs cerrahisi, göğüs duvarı tümörleri ve doğumsal deformiteler (Güvercin göğsü - kunduracı göğsü), akciğerin enfeksiyöz hastalıkları, kapalı (Endoskopik) akciğer ameliyatları, bronkoskopik girişimler ve hava yolu hastalıklarıdır.

Evli ve iki çocuk babası olan Opr. Dr. Gülçek’in Türk Göğüs Cerrahi Derneği (TGCD), Türk Toraks Derneği (TTD), Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), The American Association for Thoracic Surgery (AATS), Thoracic Society of Thoracic Surgeons (STS) üyelikleri bulunmaktadır.

RAHİM AĞZI KANSERİ ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR

RAHİM AĞZI KANSERİ ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR

SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde konsültan hekim olarak görev yapan Jinekolojik Onkoloji Cerrahı Prof. Dr. Ali Kolusarı, rahim ağzı (Serviks) kanserinin önlenebilir bir hastalık olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Ali Kolusarı, 1-31 Ocak Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle yaptığı açıklamada, “Rahim ağzı kanserinin nedeni HPV (Human Papilloma Virüsü - İnsan Papilloma Virüsü) olup, bu hastalık uygun tarama programları ile erken dönemde teşhis edilerek önlenebilir” dedi.

“Rahim ağzı kanserinin neredeyse tamamı HPV tipi rahatsızlıklar nedeniyle meydana gelir. Uzun süren, yüksek riskli ve inatçı HPV enfeksiyonu sonucu olur” diyen Prof. Dr. Kolusarı, şöyle devam etti:

“Rahim ağzı kanserine yol açan yaklaşık 13 yüksek riskli HPV tipi mevcut olup, HPV 16 ve 18 ise en fazla kansere yol açan tiplerdir. Bu kanser çoğunlukla birkaç yıl içinde yavaşça gelişir. Gerçek kanser hücreleri gelişmeden önce rahim ağzı hücresel düzeyde, displazi ya da prekanser olarak adlandırılan değişikliklere maruz kalır. Bu prekanser formları tedavi edilmediği takdirde daha derinde dokuya yayılmaya ve kansere dönüşmeye eğilimlidir.

Rahim ağzı sınırları ötesine yayıldığında vajina, rektum ya da mesanedeki dokularda daha derinlerine ilerleyerek, vücudun farklı kısımlarında metastaz denilen kanserin yayılmasına neden olabilir.”

RAHİM AĞZI KANSERİNİN BELİRTİLERİ

Rahim ağzı kanserinin erken dönemlerde hiçbir belirti vermediğini, belirti verdiğinde bir miktar ilerlediğini söyleyen Prof. Dr. Kolusarı, bu belirtileri şöyle özetledi:

“Düzensiz, aralıksız süregelen az miktarda vajinal kanama, sulu, kötü kokulu ve kanlı akıntı, cinsel ilişki esnasında ağrı, ilişki sonrasında kanama, ilerlemiş rahim ağzı kanserinde idrardan veya dışkıdan kan gelmesi.”          

RAHİM AĞZI KANSERİNDEN KORUNMAK

Yapılan tetkik ve tedavilerle rahim ağzı kanserinin gelişimini engellemenin mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kolusarı, şunları kaydetti:

“Rahim ağzı kanseri, HPV virüsüyle ilk karşılaşılarak iltihabın gelişmesinden 15-20 yıl kadar sonra ortaya çıkar. Kanser olmadan öncül değişmelerin tespit edilebildiği tek kanser türüdür. İlk korunmada HPV aşıları, ikinci korunmada ise pap smear testi etkilidir. Kadınlarda teste 21 yaşında başlanıp 65 yaşa kadar devam edilmeli ve her üç yılda bir tekrarlanmalıdır.

Ülkemizde rahim ağzı kanserini önlemek amacıyla T.C. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı bağlı 81 ilde bulunan Kanser Erken Teşhis ve Eğitim Merkezi’nde (KETEM) ücretsiz olarak tarama testleri yapılmaktadır. Tarama 30-65 yaşları arasındaki kadınlara 5 yılda bir yapılmaktadır.”

RAHİM AĞZI KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS VE TEDAVİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR

RAHİM AĞZI KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS VE TEDAVİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı/Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, rahim ağzı (serviks) kanserinde erken teşhis ve tedavinin büyük önem taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Yıldırım, 1-31 Ocak Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle yaptığı açıklamada “Rahim ağzı kanseri, rahim ağzındaki normal hücrelerin anormal hücrelere dönüşerek, kontrolden çıkması sonucu oluşur. Rahim ağzı kanserinde erken teşhis edilen ve tedavi gören çoğu kişi, çok iyi durumdadır” dedi.

Rahim ağzı kanserinin ilk başlarda herhangi bir belirti göstermeyebileceğini kaydeden Prof. Dr. Yıldırım, rahim ağzı kanserini kontrol etmek veya tarama yapmak için kullanılan iki testi şöyle özetledi:

“-Pap testi (Aynı zamanda "Pap smear" olarak da bilinir).

  • İnsan papilloma virüsü (НΡV) adı verilen virüs için yapılan test.”

Kanser evrelemesinin, doktorların kanserin ne kadar yayıldığını tespit etmelerinin bir yolu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yıldırım, “Doğru tedavi büyük ölçüde hastalığın evresine, yaşa, diğer sağlık sorunlarına ve ayrıca gelecekte hamile kalmak isteyip istenmediğine de bağlıdır” diye konuştu.

RAHİM AĞZI KANSERİ TEDAVİSİ

Prof. Dr. Yıldırım rahim ağzı kanseri tedavisine yönelik şu bilgileri verdi:

Ameliyat: Bazı rahim ağzı kanser vakaları kanseri çıkarmak için ameliyatla tedavi edilir. Ameliyat türleri şunları içerebilir:

• Rahim ağzının, rahmin ve vajinanın üst kısmının çıkarılması: Buna "radikal histerektomi" denir.

• Rahim ağzının tamamının ya da bir kısmının alınması, ancak rahmin yerinde bırakılması. Bu ameliyat yalnızca özel durumlarda yapılır.

Radyasyon tedavisi: Radyasyon, kanser hücrelerini öldürür.

Kemoterapi: Kemoterapi, kan hücrelerini öldüren ya da büyümelerini durduran ilaçlara yönelik kullanılan tıbbi bir terimdir. Opere olmayan hastalar genellikle radyasyon tedavisiyle aynı anda kemoterapi alırlar.”

TEDAVİ SONRASI

“Tedavi sonrası, kanserin tekrarlayıp tekrarlamadığını takip etmek için ara sıra kontrol yapılacaktır. Takip testleri, muayeneleri ve pap testlerini içerebilir. Bazen, X-ışınları ve diğer görüntüleme yöntemleri de kullanılır” diyen Prof. Dr. Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kanserin tekrarlaması ya da yayılması durumunda, daha fazla ameliyat, radyasyon ya da kemoterapi gerekebilir. Doktorun ziyaretler ve testlerle ilgili tüm talimatlarına uymak çok önemlidir. Ayrıca tedavi esnasında yaşanabilecek herhangi bir yan etki ya da sorunla ilgili da mutlaka doktora bilgi vermek gerekir.”

RAHİM AĞZI KANSERİ ÖNLENEBİLİR Mİ?

Rahim ağzı kanserinin çoğunlukla önlenebileceğini, neredeyse tümünün cilt teması ve cinsel yolla yayılabilen НPV virüsünden kaynaklandığını anımsatan Prof. Dr. Yıldırım, şu önerilerde bulundu:

“Günümüzde insanların HРV ile enfekte olmasını önleyen aşılar mevcuttur. Bu aşı hem kadınlar hem de erkekler içindir. Doktorunuza НΡV aşısı olup olmamanız ve ne zaman olmanız gerektiğini sorun. Kanser öncesi hücreleri tedavi etmek, bunların servikal kansere dönüşmesini önleyebilir.”

ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANI DOÇ. DR. BURÇİN KARSLI, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANI DOÇ. DR. BURÇİN KARSLI, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Burçin Karslı, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Doç. Dr. Burçin Karslı, 1975 yılında Ankara’da doğdu. 1999 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Gaziantep Üniversitesi’nde Ortopedi ve Travmatoloji İhtisasını 2011 yılında tamamladı. Devlet hizmeti yükümlülüğünü Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi’nde yaptı. 2013-2024 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2021 yılında “Doçent” unvanını aldı. Bu süre zarfında 40’ın üzerinde ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayın ve katkıları oldu.

Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği’nin (TOTBİD) düzenlediği Board sınavında başarılı olarak Türk Ortopedi ve Travmatoloji Eğitim Konseyi üyeliğine seçildi.

Mesleki ilgi alanları spor cerrahisi, diz-omuz-ayak bileği artroskopik cerrahi uygulamaları, eklem protez cerrahileri ve travma olan Doç. Dr. Karslı, European Society of Sports Traumatology, Knee Surgery & Arthroscopy (ESSKA), International Society of Arthroscopy, Knee Surgery and Orthopaedic Sports Medicine (ISAKOS), Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği ile Türkiye Spor Yaralanmaları Derneği’ne üyedir.

ÇOCUK NÖROLOJİSİ UZMANI DR. HASAN KILIÇ, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

ÇOCUK NÖROLOJİSİ UZMANI DR. HASAN KILIÇ, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE

Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Hasan Kılıç, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Uzm. Dr. Hasan Kılıç, 1964 yılında Mersin’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 1982-1988 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim aldı. 1988-1991 yılları arasında Mardin 1 No’lu Sağlık Ocağı’nda doktor olarak görev yaptı. 1991-1995 yılları arasında İzmir SSK Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kliniği’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nde uzmanlık eğitimini tamamladı. Çeşitli kamu ve özel hastanelerde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak görev aldı.

2018-2021 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı’nda, Çocuk Nöroloji Yan Dal Uzmanlık Eğitimi aldı. 2021 yılından itibaren kamu ve özelde Çocuk Nörolojisi Uzmanı olarak çalıştı.

Evli ve üç çocuk babası olan Uzm. Dr. Kılıç’ın başlıca hobileri arasında yeni yerler görmek, kitap okumak ve doğa yürüyüşleri yer almaktadır.

GENEL CERRAHİ UZMANLARI PROF. DR. BALIK, DOÇ. DR. BORAZAN VE OPR. DR. MELİK, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE 

GENEL CERRAHİ UZMANLARI PROF. DR. BALIK, DOÇ. DR. BORAZAN VE OPR. DR. MELİK, SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ’NDE 

Genel Cerrahi Uzmanları Prof. Dr. Ahmet A. Balık, Doç. Dr. Ersin Borazan ve Opr. Dr. Mehmet Ali Melik, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

Genel Cerrahi Uzmanları Prof. Dr. Ahmet A. Balık, Doç. Dr. Ersin Borazan ve Opr. Dr. Mehmet Ali Melik, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.

PROF. DR. AHMET A. BALIK

Prof. Dr. Ahmet A. Balık, 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında uzmanlık eğitimini tamamladığı Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’na 1997 yılında öğreti üyesi olarak atandı.

2002 yılında “Doçent” unvanını alan Prof. Dr. Balık, 2003 yılında Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. 2004 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’na öğretim üyesi olarak atandı. 2008 yılında “Profesör” oldu. Aynı üniversitede Cerrahi Bilimler Bölüm Başkanlığı ve fakülte yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 2008 yılında kuruculuğunu üstlendiği organ nakli merkezinde 2009 yılında karaciğer ve böbrek nakli yapılmaya başlandı.

Türk Hepato Pankreato Bilier Cerrahi Derneği’nin 2013-2019 yılları arasında yönetim kurulu üyesi, 2017-2019 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev almıştır.

The Transplant Society, International Hepato-Pancreatico-Biliary Association, European-Asian Hepato-Pancreatico-Biliary Association, Türk Cerrahi Derneği, Endoskopik Laparoskopik ve Minimal İnvaziv Cerrahi Derneği, Türk Hepato Pankreato Bilier Cerrahi Derneği üyelikleri mevcuttur

Uluslararası ve ulusal bilimsel dergilerde 100’ün üzerinde yayını ve bu yayınlara uluslararası düzeyde 1000’in üzerinde atfı mevcuttur.

Gastrointestinal (Mide ve bağırsak) onkolojik cerrahi, karaciğer, pankreas ve safra yolları cerrahisi başlıca ilgi alanlarıdır.

DOÇ. DR. ERSİN BORAZAN

Doç. Dr. Ersin Borazan, 1976 yılında İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’nde eğitim aldı. 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2006 yılında genel cerrahi uzmanı olarak göreve başladı. Devlet Hizmeti Yükümlülüğünü Kahramanmaraş Göksun Devlet Hastanesi’nde yaptı. Bir yıllık askerlik hizmetini Malatya Askeri Hastanesi’nde tamamladı.

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’nda 2012-2020 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2021 yılında “Doçent” unvanını aldı. Bu süre zarfında 30’un üzerinde uluslararası ve ulusal hakemli dergilerde yayın ve katkıları oldu. Uluslararası ve ulusal olmak üzere 50’ye yakın sözlü sunum ve bildirisi bulunmaktadır. Dört adet yüksek lisans ve doktora tezi yönetti. 11 adet bilimsel araştırma projesinde görev aldı.

Gaziantep Üniversite Hastanesi’nde 2016-2020 tarihleri arasında Başhekim Yardımcısı olarak idari görev üstlendi.

2021 yılından bu yana farklı özel sağlık kurumlarında onkolojik cerrahi gerektiren hastalıklar ağırlıklı olmak üzere, genel cerrahi uzmanı olarak hizmet vermektedir.

Sağlık Bakanlığı Kalite Akreditasyon Daire Başkanlığı’nda SKS (Sağlıkta Kalite Standartları) değerlendiricisi olarak birçok kez görev aldı.

Başta Türk Hepato Pankreato Bilier Cerrahi Derneği olmak üzere çok sayıda bilimsel dernek üyeliği bulunmaktadır.

Evli ve iki çocuk babası olan Doç. Dr. Ersin Borazan’ın tıbbi ilgi alanları:

  • Onkolojik Hastalıklar
  • Laparoskopik Cerrahi İşlemler
  • Safra Kesesi ve Safra Yolu Hastalıkları
  • Pankreas Kist ve Kanserleri
  • Kolon, Rektum, Mide Kanserleri
  • Mide Fıtığı ve Reflü Cerrahisi.

OPR. DR. MEHMET ALİ MELİK

Opr. Dr. Mehmet Ali Melik, ilk, orta ve lise eğitimini Şanlıurfa’da tamamladı. İstanbul Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Uzmanlık eğitimini Gaziantep Üniversitesi Genel Cerrahi Bölümü’nde tamamladı. Mecburi hizmetini Kilis'te yerine getirdi.

2019-2020 tarihleri arasında Kilis Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcılığı idari görevinde bulundu.

Kariyerine özel sektörde devam eden Opr. Dr. Melik, Gaziantep Tabip Odası yönetim kurulunda aktif rol almaktadır.

Evli ve bir çocuk babası olan Opr. Dr. Melik’in ilgi alanları:

  • Meme Kanseri
  • Tiroit Kanseri
  • Safra Kesesi ve Hastalıkları Cerrahisi
  • Kolon ve Rektum Kanseri
  • Anal Bölge Hastalıkları
  • Karaciğer ve Pankreas Cerrahisi.

Opr. Dr. Melik, International Hepato-Pancreatico-Biliary Association, European-Asian  Hepato-Pancreatico-Biliary Association, Türk Tabipleri Birliği, Türk Cerrahi Derneği ve  Türk Hepato Pankreato Bilier Cerrahi Derneği üyesidir.